1. Haberler
  2. Dünya
  3. Wall Street Journal | OPEC kararının perde arkası: Abu Dabi ve Riyad’ın yolları ayrılıyor, Orta Doğu’da yeni düzen kuruluyor

Wall Street Journal | OPEC kararının perde arkası: Abu Dabi ve Riyad’ın yolları ayrılıyor, Orta Doğu’da yeni düzen kuruluyor

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Reklam Alanı

Wall Street Journal ve Reuters‘a göre Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten ayrılma kararı petrol piyasalarında yarattığı etkinin ötesinde, bölgede bir kopuşu temsil ediyor. Siyasi analistler BAE yönetiminin İran saldırılarının ardından siyasi önceliklerini yeniden tanımladığına dikkat çekiyor

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) OPEC’ten ayrılma yönündeki kararı sadece küresel petrol piyasalarında şok etkisi yarattığı kadar, Orta Doğu’da yeni bir düzenin işaretlerini de taşıyor.

Wall Street Journal ve Reuters’ta yer alan iki ayrı habere göre karar, Birleşik Arap Emirlikleri’nin komşusu Suudi Arabistan’la uzun süredir arka planda yaşadığı gerilimin açığa çıkması anlamına geliyor.
Arap dünyasıyla İsrail arasındaki fay hatları uzun süredir bölgenin siyasi görünümünü belirliyordu. Abu Dabi ve Tel Aviv yönetimleri son yıllarda güvenlik alanındaki iş birliğini geliştirerek bölgede yeni bir stratejik denge yaratma yoluna gitti.

WSJ’ye konuşan kaynaklara göre İsrail son olarak BAE’ye Demir Kubbe füze savunma sistemi ve bazı askeri birlikler gönderdi.
Bu gelişmeler yaşanırken, Birleşik Arap Emirlikleri siyasi önceliklerini yeniden tanımladığını gösteren bir hamleyle OPEC’ten ayrıldığını duyurdu. Bu karar, Körfez liderlerinin Suudi Arabistan’da birlik mesajı vermeye çalıştığı bir toplantı anında duyuruldu.

Bu zamanlama tesadüf değil. Emirlik yetkililerine göre karar, hem şok etkisi yaratmak hem de “ulusal çıkar önce gelir” mesajını net biçimde vermek için özellikle bu ana ayarlandı.

Derin bir kopuşun parçası

Siyasi analistler bunun aynı zamanda ilişkilerde daha derin bir kopuşun parçası olduğu belirtiyor. Buna göre Abu Dabi, Suudi Arabistan’a uyum göstermekten ziyade özerkliğe öncelik veriyor; petrolü de bu özerkliği ifade etmek ve kendisine dikte edilemeyeceğini göstermek için bir araç olarak kullanıyor.

Bu kopuşun, sadece politikaları değil, BAE Devlet Başkanı Mohammed bin Zayed ile Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman arasındaki ilişkinin kişisel ve stratejik çekirdeğini de etkilediği ifade ediliyor.

London School of Economics’ten Fawaz Gerges, Reuters’a yaptığı değerlendirmede “Suudi Arabistan ile BAE ilişkilerinde ciddi bir şeyler oluyor. Düşündüğümüzden çok daha derin bir ayrışma var. Şu anda gördüğümüz şey, Körfez’in en güçlü iki lideri arasında bir tür kopuş.” diye konuştu.

OPEC kararının ekonomik nedenleri

BAE’nin OPEC’ten ayrılmasının arkasında yalnızca siyasi değil, oldukça somut ekonomik ve stratejik nedenler var.

Öncelikle kota meselesi kritik. OPEC üretim kotaları, BAE’nin mevcut üretim kapasitesinin yaklaşık %30’unu devre dışı bırakıyor. Bu, özellikle turizm ve iş dünyasındaki gelirlerin savaş kaynaklı baskı altında olduğu bir dönemde ciddi bir fırsat maliyeti yaratıyor. Petrol gelirini artırma ihtiyacı varken üretimi sınırlı tutmak, Abu Dabi açısından sürdürülebilir görünmüyor.

OPEC’ten çıkış bu yüzden bir “esneklik kazanımı” anlamına geliyor. BAE artık üretimi kendi stratejik önceliklerine göre artırabilir, yani fiyat yerine hacim odaklı bir politika izleyebilir. Bu da kısa vadede daha fazla nakit akışı sağlama potansiyeli demek.

Reklam Alanı

İkinci boyut ise enerji güvenliği. Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından fiilen kapanmaya yakın hale gelmesi BAE için doğrudan bir risk. Bu nedenle ülke, petrolünü bu boğaza bağımlı olmadan ihraç edebilmek için alternatif boru hatlarına yatırım yapmayı hızlandırmak istiyor.

Ancak savaş, Birleşik Arap Emirlikleri’nin karşı karşıya olduğu tehditlere ve müttefiklerinin ne kadar güvenilir olduğuna dair düşüncesini de değiştirdi.

İran, İsrail dahil diğer tüm hedeflerden daha fazla olacak şekilde BAE’ye yaklaşık 2.800 insansız hava aracı ve füze fırlattı. BAE sert bir karşılık vermeye hazırken, Körfez’in geri kalanının büyük bölümü ayak diretti.

Körfez’de ‘tarihin en zayıf duruşu’

Güvenlik kaygıları, savaşın başlangıcından bu yana BAE için özellikle önemli hale geldi.

BAE Devlet Başkanı danışmanı Anwar Gargash, pazartesi günü İran’ın saldırılarına verilen yanıt nedeniyle Körfez müttefiklerini eleştirdi. Verilen yanıtın büyük ölçüde hava savunma sistemleriyle İran füzeleri ve İHA’larını etkisiz hale getirmeye odaklandığını belirtti ve bu yaklaşımın “tarihin en zayıf duruşu” olduğunu söyledi.

Eski ABD müzakerecisi Aaron David Miller ise Abu Dabi’nin, güvenliğinin belirleyici bir kriz anında yanında kararlı şekilde duran iki aktöre — İsrail ve ABD’ye — dayandığı sonucuna vardığını ifade etti.

İsrail, daha önce satın alınıp kurulan bir hava savunma sistemine ek olarak BAE’ye önleyici füzeler sağladı. Bunun “son derece önemli” olduğunu belirten Miller, bunun BAE’nin yıllar önce Washington ile bağlarını derinleştirme ve İsrail ile güvenlik ortaklığını pekiştirme yönünde yaptığı stratejik tercihi ortaya koyduğunu söyledi.

BAE-Suudi Arabistan hattındaki ayrışma derinleşiyor

Bu tür kararlar, son yıllarda BAE ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerde yaşanan kademeli değişimin bir parçası.
2011’deki Arap ayaklanmalarının ardından iki ülke, siyasi İslam’ı sınırlamak, İran’la mücadele etmek ve bölgede istikrarlı bir düzen kurmak için birlikte hareket etti.

Ancak bu yakınlaşmanın altında temel bir asimetri vardı: Suudi Arabistan kendisini Körfez gücünün doğal merkezi olarak görürken, BAE limanlar, finans ve yerel etki ağları üzerine kurulu daha çevik ve ağ temelli bir model izledi.

Baskılar azaldıkça bu farklar gün yüzüne çıktı; birlik yerini paralel ve nihayetinde ayrışan bölgesel düzen vizyonlarına bıraktı.

Yemen’de Husiler ile hükümet güçleri arasındaki çatışma bu ayrışmayı netleştirdi. Ortak müdahale zamanla rekabet eden hedeflere dönüştü: Riyad kendi çıkarlarıyla uyumlu birleşik bir devleti desteklerken, Abu Dabi deniz yolları üzerindeki etkisini güvence altına almak için güney güçlerini destekledi.

Ayrışma Sudan’a da uzandı; burada Abu Dabi ve Riyad iç savaşta rakip grupları destekledi.

Rekabet daha sonra ekonomik ve enerji alanlarına kaydı ve en büyük sonuçlarını burada doğurdu. Riyad’ın ekonomiyi petrolden uzaklaştırmayı hedefleyen “Vision 2030” programı, yatırım, lojistik ve bölgesel liderlik konularındaki rekabeti keskinleştirdi.

Ayrışma İsrail ile ilişkilerde de görülüyor. BAE, Abraham Anlaşmaları kapsamında erken davranarak ilişkileri normalleştirdi ve güvenlik ile ekonomik bağları derinleştirdi. Suudi Arabistan ise iç siyasi, dini ve jeopolitik hesaplar nedeniyle daha temkinli davrandı; bu da Riyad için resmi normalleşmenin çok daha yüksek riskler taşıdığı anlamına geliyor.

0
be_endim
Beğendim
0
dikkatimi_ekti
Dikkatimi Çekti
0
do_ru_bilgi
Doğru Bilgi
0
e_siz_bilgi
Eşsiz Bilgi
0
alk_l_yorum
Alkışlıyorum
0
sevdim
Sevdim
Sorumluluk Reddi Beyanı:

Pellentesque mauris nisi, ornare quis ornare non, posuere at mauris. Vivamus gravida lectus libero, a dictum massa laoreet in. Nulla facilisi. Cras at justo elit. Duis vel augue nec tellus pretium semper. Duis in consequat lectus. In posuere iaculis dignissim.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haber Taksim ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.