Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, üç ülkeden birine yönelik saldırıyı tümüne yapılmış sayan ortak savunma paktı imzaladı. Mekke’de imzalanan anlaşma, ABD’ye bağımlı olmadan bölgesel güvenliği güçlendirme arayışının yeni bir adımı olarak öne çıkıyor
Ben Hubbard / New York Times
Suudi Arabistan’ın yaptığı açıklamaya göre Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Cuma günü üç ülkeden herhangi birine yönelik saldırılara karşı toplu savunmayı taahhüt eden yeni bir pakt imzaladı. Bu anlaşma, Orta Doğu’nun stratejik düzenini yeniden şekillendirebilir.
Anlaşmanın metni kamuoyuna açıklanmadı. Bu durum tarafların yükümlülüklerinin ne olduğunu belirsiz kılıyor. Yine de Pakistan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada paktın “üç devletten herhangi birine yönelik her türlü silahlı saldırının hepsine yapılmış bir saldırı olarak kabul edilmesini öngördüğünü” belirtti.
Anlaşmayı imzalamak üzere Suudi Arabistan’a giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda paktın uygulanmasının ortak savunma sanayisi projelerini ve terörle mücadele operasyonlarını kapsayabileceğini söyledi.
Batı’ya güvenmeden güvenliği artırmanın yeni yolu
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı bir araya getiren bir pakt fikri, bu yıl Orta Doğu genelindeki savaşlar ve istikrarsızlığın birçok ülkeyi Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı güçlere güvenmeden güvenliklerini artırmanın yeni yollarını aramaya yöneltmesiyle gelişti.
Bu düşünceyi körükleyen unsurlar arasında ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı, Suudi Arabistan’a yapılan ve İran’ın Yemen ile Irak’taki müttefiklerine yüklediği yeni saldırılar, İsrail’in genişleyen askeri eylemlerine ilişkin endişeler ve Orta Doğu’daki ortakları için bir savunma garantörü olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenilirliğine dair şüpheler yer aldı.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması olarak adlandırılan pakt Suudi Arabistan’ın kutsal şehri Mekke’de Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif tarafından imzalandı.
İttifakın amacı saldırı değil savunma
Mısır böyle bir pakt hakkındaki ilk görüşmelere katılmış olsa da cuma günü katılımcı olarak anılmadı.
Üç ülkeden yetkililer, anlaşmanın savunma niteliğinde olduğunu, belirli bir ülkeyi hedef almadığını ve diğer devletlerin katılabileceğini belirten benzer açıklamalar yayınladı.
Suudi Arabistan Kamu Diplomasisi Bakan Yardımcısı Rayed Krimly, sosyal medyada paktın üç ülkenin tehditleri caydırmak amacıyla savunmalarını entegre etmelerine izin vereceğini yazdı.
Krimly ayrıca, Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu bu üç ülkenin yeni bir “askeri eksen veya mezhepçi blok” oluşturmayı ya da bir silahlanma yarışı başlatmayı amaçlamadığını belirtti. Anlaşmanın, ülkelerin diğer uluslararası yükümlülüklerinin önüne geçmeyeceğini söyledi.
Washington merkezli bir araştırma grubu olan Stimson Center’ın kıdemli uzmanlarından Asfandyar Mir, anlaşmanın NATO tarzı bir askeri entegrasyondan ziyade siyasi bir mesaj niteliğinde olduğunu ifade etti.
Mir, “Önemli olan, kritik coğrafyalarda bulunan ve farklı ilişkilere sahip askeri açıdan muktedir üç devletin birbirlerinin savunmasını taahhüt etmesidir” dedi.
Sözlerine devam eden Mir, “ABD’nin yerini alması amaçlanmıyor. Fakat kesinlikle ABD’nin tek başına taahhüdünün artık güvenliği sağlamak ve istikrarı korumak için yeterli olmadığı yönündeki bir kanaati yansıtıyor” ifadelerini kullandı.
Kızıldeniz detayı
Yeni pakt, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’deki saldırıları caydırmak amacıyla bir deniz koalisyonu kurma çabalarının ardından geldi. Geçen ay krallık, onlarca ülkeyi katılmaya davet etti. Koalisyonun nasıl işleyeceği belirsizliğini korusa da Türkiye, Mısır, Pakistan ve Nijerya dahil en az 14 ülke desteğini teyit etti.
Suudi Arabistan ve Pakistan halihazırda karşılıklı bir savunma paktına sahip. Eylül 2025’te imzalanan bu anlaşma, “her iki ülkeden birine yönelik her türlü saldırının her ikisine de yapılmış sayılacağını” belirtiyor.
İran’ın Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarından sonra bile Pakistan, yakın bağlara sahip olduğu İran ile doğrudan bir çatışmadan kaçındı. Mart ayında Pakistan Genelkurmay Başkanı, İran’ın krallığa yönelik saldırılarını görüşmek üzere Suudi Arabistan Savunma Bakanı ile bir araya geldi ve Pakistan, İran’ı savunma anlaşmasıyla bağlı olduğu konusunda uyardı.
Para, askeri güç ve nükleer şemsiye
Yeni anlaşma, birleşik toprakları Avrupa ve Asya’ya uzanan, farklı güçlere sahip üç güçlü ülkeyi bir araya getiriyor.
Türkiye, top mermisinden gelişmiş insansız hava araçlarına kadar her şeyi üretmesi ve bunları geniş bir ülke yelpazesine satmasıyla bilinen büyük bir orduya ve büyüyen bir savunma sanayisine sahip.
Pakistan da güçlü bir ordunun yanı sıra nükleer bir cephaneliğe sahip. Suudi Arabistan’ın devasa petrol rezervleri ise Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ndeki uzun kıyılarının sağladığı coğrafi avantajın yanında ülkeye finansal bir güç veriyor.
Bununla birlikte her ülke, ortaklarının dahil olmakta tereddüt edebileceği kendi çatışmalarını ve güvenlik sorunlarını da getiriyor.
NATO üyesi olan Türkiye, Ege Denizi’nde Yunanistan ile uzun süredir devam eden toprak anlaşmazlıklarının yanı sıra İsrail ile giderek sertleşen bir ilişkiye sahip.
Geçen yıldan bu yana Pakistan, komşularından ikisi olan Hindistan ve Afganistan ile aktif bir çatışma içinde.
Geçtiğimiz mayıs ayında Hindistan ile dört gün süren çatışmalar yaşadı. Şubat ayı sonlarında ise kendisi üzerindeki saldırıları desteklemekle suçladığı Afganistan’a karşı “açık savaş” ilan etti; Afganistan bu iddiayı reddediyor.
Suudi Arabistan, Basra Körfezi’nin karşısında, ABD ve İsrail saldırılarına misilleme olarak krallığa saldırılar düzenleyen İran ile yüz yüze.
Krallık ayrıca Kızıldeniz’deki Suudi taşımacılığına saldırılar düzenleyen Yemen’deki Husi isyancılarla da mücadele etmek zorunda.
Cuma günü, Yemen’deki Suudi liderliğindeki askeri koalisyonun sözcüsü Tümgeneral Turki al-Malki yaptığı açıklamada, bir önceki gün Husiler tarafından gerçekleştirilen topçu ateşinde Suudi Arabistan’ın güneyinde aralarında bir Pakistan vatandaşının da bulunduğu 11 sivilin yaralandığını bildirdi.

