Edward Wong / New York Times
Asya’ya giden yolda, Başkan Donald Trump ve yardımcıları keskin bir dönüş yaparak yeniden Orta Doğu’nun çöllerine yöneldi.
Trump, gelecek ayın başlarında düzenlenecek bir zirve için Pekin’e uçmak yerine, İsrail ile birlikte başlattığı İran’a karşı savaşı yönetmek için Washington’da kalacağını söyledi. Binlerce ABD Deniz Piyadesi Japonya ve Kaliforniya’dan savaş gemileriyle İran’a doğru ilerliyor. ABD hava savunma ekipmanları ise Güney Kore ve bölgenin diğer kısımlarından Orta Doğu’ya sevk ediliyor.
Amerika’nın “Asya’ya yönelme” stratejisi işte bu şekilde giderek ulaşılamaz görünüyor.
Üç ABD başkanı, göreve geldiklerinde dünyanın en hızlı büyüyen ordusuna ve ikinci en büyük ekonomisine sahip olan Çin’in oluşturduğu meydan okumaya odaklanacaklarını vaat etmişti.
Ancak her biri bunun yerine dünyanın başka bölgelerindeki krizlere yöneldi. Çoğu zaman da Orta Doğu’daki çatışmalara, üstelik Irak ve Afganistan’daki maliyetli “sonsuz savaşlardan” ders çıkarıldığını söylemelerine rağmen bunu yaptı.
Haftalar boyunca Trump, Pekin’deki zirveyi Çin lideri Şi Cinping ile ticaret, savunma ve diplomasi konularındaki anlaşmazlıkların ele alınacağı kritik bir toplantı olarak tanıtmıştı.
Ancak 17 Mart’ta Trump, İran’a odaklanmak için bu görüşmeyi beş veya altı hafta erteleyeceğini söyledi.
Trump: İran sadece bir askeri operasyon
Aynı gün bir muhabirin İran’ın artık Çin’den daha büyük bir dış politika meselesi olup olmadığını sorması üzerine Trump, “İran benim için sadece bir askeri operasyon. İran esasen iki ya da üç gün içinde büyük ölçüde bitecek bir şey” dedi.
Ancak savaş devam ediyor ve Pentagon’un talep ettiği 200 milyar dolarlık ek bütçe, çatışmanın aylarca sürebileceğine işaret ediyor.
Trump’ın savaşa girme kararı, yönetiminin ulusal güvenlik stratejisiyle doğrudan çelişiyor. Aralık ayında yayımlanan stratejide, ABD hükümetinin Orta Doğu’ya yönelik geleneksel odağının “geri plana itileceği” ve önceliğin Batı Yarımküre ile Asya-Pasifik bölgesine verileceği belirtilmişti.
Özellikle ABD’nin ticarette Çin’e meydan okuyacağı ve Japonya, Filipinler ve fiili olarak bağımsız olan Tayvan’ı kapsayan “birinci ada zinciri” çevresinde askeri caydırıcılığın artırılacağı ifade edilmişti.
Orta Doğu’da yeniden savaş
Trump yönetimindeki bazı üst düzey siyasi atamalar, ABD’nin sınırlı askeri kaynakları ve silah üretimindeki yavaşlık nedeniyle Asya’ya öncelik verilmesi gerektiğini savunuyordu.
Bunlardan biri olan ve şu anda savunma politikalarından sorumlu müsteşar olan Elbridge Colby, Ukrayna ve Orta Doğu’daki harcamaları eleştirmiş ve İran’la “büyük bir çatışmaya” girilmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Bazı analistler ise ABD’li yetkililerin yıllarca Çin’in askeri yığınağını eleştirmesinin ardından, Trump’ın Çin’den Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almak için deniz gücü göndermesini istemesindeki ironiyi vurguluyor.
Amerikan Enterprise Institute’te Asya stratejisi üzerine çalışan Zack Cooper, “İran savaşı, ABD’nin Asya’ya odaklanmasının ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Bir yönetim açıkça Orta Doğu’nun önceliğini düşürse bile, Washington genellikle kendini yeniden bu bölgedeki çatışmaların içinde buluyor” dedi ve şöyle devam etti:
“Sonuçta bu durum, ABD’nin bölgesel güvenliği sürdürmek için kaynaklarının sınırlı olduğu yönündeki endişeleri artıracaktır. Bu da bazı ülkelerin daha fazla denge politikası izlemesine yol açacak ve orta-uzun vadede Çin’i cesaretlendirebilir”
Cooper, Foreign Affairs dergisindeki bir makalesinde, 2011’de Başkan Barack Obama tarafından açıklanan Asya’ya yönelme stratejisinin başarısız olduğunu ve ABD’nin Asya genelinde derin angajman kuracağı yönündeki beklentilerin artık “gerçekçi olmadığını” savundu.
Biden yönetimi Asyalı müttefiklerle askeri iş birliğini güçlendirmiş olsa da, bu ülkelerin Çin’e alternatif olarak istediği serbest ticaret anlaşmalarını hayata geçiremedi. Serbest ticaret fikri, Obama’nın Asya’da kapsamlı bir anlaşma kurma girişiminden bu yana Trump dahil birçok ABD’li siyasetçi tarafından eleştiriliyor.
Biden yönetimi ayrıca Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı Kiev’in savunmasına ve İsrail’in Gazze’deki savaşına önemli askeri ve diplomatik kaynaklar ayırmak zorunda kaldı.
İran savaşı başlamadan önce bile Trump’ın Çin yaklaşımı, mevcut ve eski ABD’li yetkililer arasında ABD-Çin rekabetine dair anlayışı konusunda soru işaretleri yaratmıştı.
Trump, Başkan Joe Biden’ın aksine Şi Cinping’i “çok iyi bir dost” olarak tanımlıyor ve Çin’in askeri ve teknolojik ilerlemeleri ya da insan hakları sicilinden pek bahsetmiyor. Yönetimi, güçlü yarı iletken çiplerin Çin’e satışına yönelik ihracat kısıtlamalarını kaldırdı.
Ayrıca, Pekin’de planlanan liderler zirvesini riske atmamak için Kongre tarafından onaylanan 13 milyar dolarlık Tayvan silah satışını erteledi.
Trump, Amerikan şirketleri tarafından ödenecek yüksek gümrük tarifelerini Çin ithalatına uyguladı, ancak Çin’in işlenmiş kritik minerallerin ihracatını durdurma tehdidinin ardından bu tarifeleri askıya aldı.
Ayrıca Trump, Asyalı müttefiklere de gümrük tarifeleri uygulayarak bu ilişkileri zorladı.
“Washington’un Pekin karşısında eli artık daha zayıf”
İran savaşı, Asya ekonomileri için bir şok oldu. ABD’nin ortakları ve müttefikleri, Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğinin durması nedeniyle petrol ve gaz arzındaki sert düşüşle karşı karşıya kaldı. Borsalar geriledi.
Aynı zamanda hükümetler, ABD’nin askeri kaynaklarını Orta Doğu’ya kaydırmasını izliyor: bir uçak gemisi taarruz grubu, Okinawa’dan yaklaşık 2.500 Deniz Piyadesi ve Güney Kore’de konuşlu THAAD füze savunma sisteminin bazı unsurları bölgeye yönlendirildi. Pentagon ayrıca Asya’daki bazı Patriot füzelerini İran’a karşı kullanmak üzere başka bölgelere aktarıyor.
ABD mühimmat stoklarını hızla tüketiyor.
Savaşın ilk iki gününde tahminen 5,6 milyar dolarlık mühimmat kullanıldı ve bu stokların yeniden doldurulması yıllar alabilir.
Alman Marshall Fonu Asya programı direktörü Bonnie Glaser, “Orta Doğu’da çok daha geniş bir savaşı tetikleme riski almak ve ABD’nin Irak’ta olduğu gibi bataklığa saplanması, müttefiklerin görmek istediği bir tablo değil. Bunu güvenlik çıkarları açısından oldukça zararlı görüyorlar” ifadelerini kullandı.
Çinli yetkililer ise Trump’ın hatalı adımlarından ülkelerinin nasıl faydalanabileceğini değerlendiriyor.
Enerji piyasalarına dair endişeler olsa da İran, Çinli şirketlere petrol sevkiyatını sürdürüyor. Küresel ekonomik dalgalanma, Trump’ın Çin’e karşı ticaret savaşını yeniden başlatma olasılığını da azaltabilir.
Brookings Institution’dan Ryan Hass, “İran’la savaşın uzaması, Trump’ın Pekin karşısında daha zayıf bir pozisyon almasına neden olacak. Talepleri karşılanmazsa gerilimi tırmandırabileceğine dair inandırıcı bir alanı kalmıyor” dedi.
Stimson Center’dan Yun Sun ise yaptığı değerlendirmede, “Çin’de hakim görüş, Başkan Trump’ın savaşı başlatmadan önce sonucu yanlış hesapladığı yönünde” dedi. Pekin’in bu krize dahil olmak istemediğini ve Trump’ın talebine rağmen bölgeye askeri güç göndermeyi masaya yatırmadığını belirtti.
Ancak Çin’in uzaktan izleyici konumunda kalmasının dezavantajları da var. Bu durum ülkenin diplomatik ağırlığını sınırlıyor ve sonuçları şekillendirme gücünü azaltıyor. Çin, 2023’te İran ile Suudi Arabistan arasındaki diplomatik normalleşmede rol oynamıştı, ancak bu savaşta ateşkes sağlanması için kayda değer bir girişimde bulunmadı.
Biden döneminde Çin büyükelçisi olan R. Nicholas Burns, “Çin’in İran ve Venezuela gibi müttefikler nezdindeki güvenilirliği sorgulanıyor. Etkili bir diplomatik yanıt ortaya koyamadı. Son yıllarda Orta Doğu’da önemli bir güç olacağını iddia ediyordu, ancak bu krizde kenarda kaldı” şeklinde konuştu.

