Kathimerini, “Yeni Türkiye-İsrail-Yunanistan yapbozu” başlıklı haberinde Ankara’nın F-35 hamlesini ve değişen bölgesel dengeleri inceledi. Atina’nın Washington’daki İsrail lobisine güvenine rağmen, Trump döneminde S-400 krizine bulunacak hızlı bir çözümün tüm dengeleri değiştirebileceği vurgulandı.
Yunanistan’ın en prestjili gazetesi Kathimerini’nin haberine göre son dönemde Ankara’nın Yunanistan ile ilişkilerde verdiği gerilim sinyalleri Atina’da dikkatle izleniyor. Bu sinyaller, hem doğrudan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamaları hem de NATO kanalları üzerinden dolaylı mesajlarla kendini gösteriyor.
Yunanistan’da bu gelişmeler, rastlantısal değil; somut hedefleri olan daha geniş bir diplomatik stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor.
Hakan Fidan ne demişti?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu Basın Toplantısı’nda “Biz İsrail gibi değiliz. İsrail’i söylediğiniz gibi, onlar biliyorsunuz Kıbrıs ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir araya gelip bölgedeki Müslüman ülkelere karşı bir askeri ittifak kurdular” dedi.
Yine Kathimerini‘ye göre Fidan’ın bu açıklaması bölgedeki Müslüman ülkeleri de söz konusu üçlü iş birliğine karşı pozisyon almaya teşvik etmeyi amaçlıyor.
NATO dengeleri üzerinden mesaj
Ankara’nın öncelikli hedeflerinden biri, Yunanistan’ın ve müttefiklerinin savunma düzenlemelerinin “geçici” olduğu algısını güçlendirmek.
Bu strateji, Dışişleri Bakanı Fidan’ın Türkiye’nin Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail tarafından “çevrelendiği” yönündeki açıklamalarıyla desteklenirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Orta Doğu’daki savaşın sona ermesiyle NATO ve Avrupa’nın savunma düzeninin eski haline döneceği beklentisini dile getiriyor.
Hürmüz sonrası yeni baskı dalgası ve F-35’ler
Önümüzdeki günlerde Ankara’nın baskıyı artırıp artırmayacağı, özellikle Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve İsrail-Lübnan görüşmelerinin ilerlemesi sonrasında netleşecek.
Bu gelişmeler, bölgesel dengelerde yeni bir safhaya geçildiğine işaret ederken, Türkiye’nin diplomatik hamlelerini de hızlandırabilir.
Sürecin en kritik başlıklarından biri ise Türkiye’nin F-35 programına dönüşü.ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın bu yöndeki açıklamaları, perde arkasında yürütülen görüşmelerin hız kazandığını ortaya koyuyor.
Orta Doğu’daki savaşın ikinci aşamasında Türkiye’nin hava savunma zafiyetinin daha görünür hale gelmesi, Ankara ile Washington arasında S-400 krizine “hızlı çözüm” arayışını tetikledi. Burada her iki tarafın da amacı CAATSA yaptırımlarının aşılması ve F-35 sürecinin yeniden başlatılması.
Barrack’ın, Girit’te bulunan S-300 sistemleriyle yaptığı kıyaslama ise Atina’da “talihsiz” bir benzetme olarak değerlendirildi. Söz konusu sistemlerin 1999’da ABD ile koordinasyon içinde konuşlandırıldığı ve yıllar sonra yine ABD’li yetkililerin gözetiminde test edildiği hatırlatılıyor.
Trump faktörü ve İsrail dengesi
Türkiye’nin F-35 programına dönüşü, Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin hemen ardından yeniden gündeme geldi. Atina, bu süreçte Washington’daki Yahudi lobisinin etkisine güvense de bunun sınırlı olduğu değerlendirmesi yapılıyor.
Trump’ın Türkiye’yi yalnızca F-35 programına döndürmekle kalmayıp, aynı zamanda İsrail ile yeniden yakınlaştırma isteği de denklemi daha karmaşık hale getiriyor.
Bölgedeki güç dengelerinde İsrail’in rolü belirleyici olmaya devam ediyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden çıkan kararların, bölgesel geleceği doğrudan etkilediği vurgulanıyor.
Yunanistan’daki diplomatik kaynaklara göre ABD’nin tüm baskısına rağmen Türkiye ile İsrail arasında kalıcı bir yakınlaşma ihtimali zayıf. Erdoğan-Netanyahu arasındaki ilişki, her ilerleme adımının ardından geriye düşülen bir döngü içinde görülüyor.
Buna rağmen iki ülkenin istihbarat servisleri arasındaki iş birliğinin tamamen kopmadığı, sınırlı da olsa sürdüğü belirtiliyor.
Atina’dan diplomatik hamleler
Yunanistan, bölgedeki bu karmaşık denklemin farkında olarak diplomatik faaliyetlerini yoğunlaştırıyor. Orta Doğu’daki yeniden yapılanma sürecinde aktif rol alarak öne çıkmak istiyor.
Atina’nın Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne verdiği destek ile Kızıldeniz’de “Aspides” operasyonuna katılımı, ülkenin kapasitesinin ötesinde bir etki yaratma çabası olarak görülüyor.
Bu adımlar, Yunanistan’ın elindeki önemli pazarlık kozları arasında değerlendiriliyor.

