Bağımsız küçük rafineriler, yaptırım altındaki İran ve Rus petrolünü işleyerek Çin’in enerji arzını kısa vadede koruyor. Ancak yükselen fiyatlar ve daralan marjlar bu tamponun sürdürülebilirliğini sınırlıyor
İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının ikinci ayına girmesi ve Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde kapatması küresel enerji piyasalarını sarsarken, Çin krizin etkilerini sınırlamak için yıllardır geliştirdiği alternatif mekanizmaları devreye soktu. Bu mekanizmaların başında ise “teapot” olarak adlandırılan küçük ve bağımsız rafineriler geliyor.
Brent petrolün varil fiyatı savaşın etkisiyle 100 doların üzerine çıkarken, birçok ülke stratejik rezervlerine yöneldi. Çin ise İran’dan petrol ithalatını sürdürebilmesi sayesinde görece daha esnek bir pozisyonda kaldı.
Al Jazeera‘nin aktardığı verilere göre Çin, 2025’te deniz yoluyla ithal ettiği petrolün yaklaşık yarısından fazlasını Ortadoğu’dan sağladı. İran petrolünün ise yüzde 80’den fazlasını tek başına satın aldı. Günlük ortalama 1,4 milyon varil İran petrolü ithal eden Çin’in toplam deniz yoluyla ham petrol ithalatı 10,4 milyon varil seviyesinde gerçekleşti.
Ancak uzmanlara göre bu tablo, Çin’in krizden tamamen etkilenmediği anlamına gelmiyor. Mart ayında ithalat günlük 10,19 milyon varile gerilerken, savaş öncesi yüklenen petrolün etkisiyle düşüş sınırlı kaldı. Nisan itibarıyla ise arzda daha belirgin daralma bekleniyor.
“Teapot” rafineriler nasıl çalışıyor?
Çin’in Şandong eyaletinde yoğunlaşan “teapot” rafineriler, küçük ve özel mülkiyetli tesislerden oluşuyor. Bu tesisler, ABD yaptırımları altındaki İran ve Rus petrolünü indirimli fiyatlarla satın alarak işliyor.
Büyük devlet şirketleri yaptırım ve itibar risklerinden kaçınırken, bu bağımsız rafineriler “riskli” petrolü üstleniyor. Böylece Çin enerji sisteminde bir tür tampon mekanizma oluşuyor.
Uzmanlara göre bu yapı bilinçli bir stratejinin parçası. Küçük rafineriler esnek hareket ederek kriz dönemlerinde ucuz petrolü sisteme dahil ediyor, büyük şirketler ise daha güvenli pozisyonunu koruyor.
Kısa vadeli tampon, uzun vadeli risk
“Teapot” rafineriler mevcut krizde Çin ekonomisine kısa vadeli destek sağlıyor. Savaş öncesinde yapılan alımlar sayesinde stoklar hâlâ kullanılıyor ve arz baskısı sınırlı kalıyor.
Ancak bu modelin sınırları var. Rafineriler düşük kâr marjlarıyla çalıştığı için petrol fiyatlarındaki artış doğrudan faaliyetlerini etkiliyor.
İndirimli petrol kaynaklarının daralmasıyla birlikte bazı tesislerin üretimi kısmaya başladığı belirtiliyor.
Uzmanlar, İran ve Rus petrolünün Çin için önemli bir tampon oluşturduğunu ancak Ortadoğu’daki genel arz kaybını telafi etmeye yetmeyeceğini vurguluyor.
Çin’in diğer hamleleri
Pekin yönetimi yalnızca bağımsız rafinerilere dayanmakla kalmıyor. Aynı zamanda stratejik petrol rezervlerini büyütüyor, Rusya’dan boru hatlarıyla gelen petrolü artırıyor ve yaptırımlı petrol taşımacılığında kullanılan “gölge filo” ağlarından faydalanıyor.
ABD’li yetkililere göre Çin’in stratejik petrol rezervi 2026 başı itibarıyla yaklaşık 1,2 milyar varile ulaştı. Bu miktar, ülkenin deniz yoluyla yaptığı ithalatın yaklaşık 109 gününe denk geliyor.
Öte yandan İran, Mart ortasından itibaren Çin dahil bazı ülkelere ait sınırlı sayıdaki geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin vermeye başladı. Çin Dışişleri Bakanlığı, mart sonunda üç Çin gemisinin boğazdan geçtiğini açıkladı.
“Enerji satrancı”
Uzmanlara göre Çin’in yaklaşımı uzun süredir planlanan çok katmanlı bir enerji stratejisine dayanıyor. Yaptırımlı petrolü değerlendiren esnek rafineri ağı, büyük rezervler ve alternatif tedarik yolları bu stratejinin temel unsurları arasında yer alıyor.
Bu yapı Çin’i krizden tamamen korumasa da, diğer büyük ithalatçılara kıyasla daha dayanıklı kılıyor. Ancak savaşın uzaması ve petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi durumunda mevcut tampon mekanizmaların etkisinin azalması bekleniyor.

