Özgür Özel, CHP grup toplantısında “Sayın Genel Başkanımız’ı grup konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyorum” sözleri ile kürsüye çıktı
CHP, 38. Olağan Kurultay hakkında verilen mutlak butlan kararının ardından Özgür Özel başkanlığındaki ilk grup toplantısını gerçekleştirdi.
Özgür Özel’in TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şöyle:
Meclis çok grup toplantıları gördü. Çok coşkulu, çok kalabalık grup toplantıları gördü. Ama bugün buradaki tablo ve Dikmen Kapı’nın önünde, turnikeler önünde hazır bekleyen, içeri girmek için sıra bekleyen 3200 arkadaşıma yürekten teşekkür ediyorum.
Bu bir grup toplantısı, o toplantıya katılma değildir. Bu bir sahip çıkma, bir tarihin doğru tarafında durma, bir tarih yazma ve partinin ve ülkenin geleceğine yapılan saldırılara karşı göğüs germe, direnme ve yürüyüşe geçme ziyaretidir.
“Olmamız gereken yerdeyiz”
“3 haftalık aranın ardından milletin meclisinde olmamız gereken yerde, olmamız gereken kürsüdeyiz. Biz bildiğiniz gibiyiz, biraz daha ustalaştık; taşı kırmakta, dostu düşmanı birbirinden ayırmakta.”
(Hain Kemal sloganları üzerine) Siz sokağı bilen, sokağı duyan, sokaktaki öfkeyi görenlersiniz ama bizim görevimiz bugün öfke seslerini, tepki seslerini bu yüce çatının altına taşımak değil; bizim görevimiz bir büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşımaktır. Son grup toplantımızdan sonra hem 19 Mayıs bayramımızı, hem mübarek Kurban Bayramımızı, hem de bayramlarımızı zehir eden birtakım gelişmeleri hep birlikte yaşadık.
Bugün Gadir-i Hum Bayramı; bugün 1 milyona yakın Arap Alevi vatandaşımız, yurttaşımız cehennemin dahi ateşlerini söndürdüğü ve sevginin, bağışlamanın, bağışlanmanın en üst noktaya çıktığı bu bayramda… Dün gece son seçimlerde bize yüzde 93 oy vermiş olan Samandağ ilçesinin yüzde yüzlük desteğini bize taşıyan, aktaran, dua eden, oradan bizim için dua edenlerin selamını alıyor, bütün Arap Alevi vatandaşların bu güzel bayramını yürekten kutluyorum.
Gezi’yi andı
Yine bu üç hafta içine büyük bir mücadelenin, Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratik itirazlarından biri olan Gezi eylemlerinin 11. yıl dönümü de sığdı. O dönemde hayatını kaybeden kardeşlerimiz; Ali İsmail Korkmaz’ı, Ethem Sarısülük’ü, Abdullah Cömert’i, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ahmet Atakan’ı, Medeni Yıldırım’ı, Hasan Ferit Gedik’i ve evladımız Berkin Elvan’ı rahmetle anıyorum, hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
Ayrıca o günlerde hepimizin yerine orada olan, çatışmayı değil barışı, kardeşliği savunan; kimsenin burnu kanamasın diye yüreklerini ortaya koyan, ağaçları savunan, İstanbul’u savunan İstanbul Dayanışması ve Taksim Dayanışması’ndan yıllar sonra bir darbe kumpası çıkarıldı.
Halen daha AİHM ve AYM kararlarıyla, bu kararlara rağmen içeride tutulan Tayfun Kahraman kardeşime, Sayın Osman Kavala’ya, Can Atalay’a, Mine Özerden’e, Çiğdem Mater’e selam olsun. Çok yakında kavuşacağız, çok yakında!
Buradan Meclis’in ortaklaştığı, Meclis Başkanı’nın başkanlığındaki komisyonda ortaklaşıp altına hep beraber imza attığı, “Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır, AİHM kararlarına uyulmalıdır” diyen 6. maddeyi bir kez daha hatırlatıyorum. Önümüzdeki günlerde tüm AİHM ve AYM kararlarının zaman geçirilmeden uygulanacağı bir süreç için…
Meclis’teki tüm milletvekillerini attıkları imzaya, namuslarına sahip çıkmaya davet ediyorum.
“Neredeyse tüm devlet memurları yoksulluk sınırının altında”
Değerli arkadaşlar, hepimiz milletin seçilmiş temsilcileriyiz. Bizi buraya millet getirdi, bu görevleri millet verdi. Her ne yaşarsak yaşayalım milletin gündeminden kopamayız. Bugün halkımızın, milletimizin ağır bir ekonomik kriz altında ezildiğini hepimiz biliyoruz.
2018’den beri bitmeyen, ağırlaşarak devam eden çok yönlü bir krizin içindeyiz. Dün mayıs ayının açlık ve yoksulluk sınırı rakamları açıklandı.
Ve açlık sınırının 18 bin 969 liraya, yoksulluk sınırının 61 bin 788 liraya yükseldiğini gördük. Yani tüm emeklilerin, tüm emekçilerin, tüm mavi ve beyaz yakalıların, neredeyse tüm devlet memurlarının yoksulluk sınırının altında olduğu, emeklilerin ve asgari ücretlilerin açlık sınırının altında olduğu bir sürecin içindeyiz.
Ülkede çiftçi yaşı 58’i bulmuş, üç çiftçiden ikisi “Asgari ücretli iş bulursam seneye ekmem dikmem, toprağı bırakırım giderim” diyecek hale gelmiştir. İnsanca yaşamın mümkün olmadığı bir sürecin içinde Türkiye, gıda enflasyonunda da genel enflasyonda da Avrupa’da birinci, dünyada beşinci sıradadır. Enflasyonu Türkiye’den kötü dünyada dört ülke vardır. Bu ülkeler ya savaşta ya iç savaşta ya bombardıman altında, perişan durumdaki Güney Sudan’dan, İran’dan ve Brezilya’dan sonra en… Arjantin’den sonra en kötü enflasyon. Adını bilmediğimiz coğrafyada, haritada yeri zor bulunacak ülkelerde enflasyon bizden iyidir. Milletimize tüm bu yaratılan büyük kaos, kargaşa, onlara da değineceğim ama milletin sesini kesen, milletin sesi yerine başka sesler duyurmaya çalışanların huzurunda milletimize şunu hatırlatmak isterim: Türkiye’nin bir aylık enflasyonu dünyadaki yüz ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazladır.
Yani ülke kötü yönetilmekte, beceriksizce yönetilmekte, enflasyon sorunu dünyada çözülmekte ama Türkiye’de tırmanmaktadır.
Bunun sebebi liyakatli, akılcı, doğru yönetim yerine hem liyakatsiz kadrolar hem de iktidarı kaybetmemek için ardı arkası gelmeyen siyasi operasyonlar, devletin otuz yıl önce verdiği bir diplomayı birisine rakip olmasın diye iptal eden devletin, devletin bütün kağıtlarına yarattığı güvensizliktir.
Otuz yıl önce verdiği diplomayı inkâr eden benim tapumu mu tanıyacak?
Otuz yıl önce verdiği diplomayı inkâr eden benim tapumu mu tanıyacak, benim banka cüzdanıma mı değer verecek, onun namusu yarın gittiğinde geri mi ödenecek? Ülkenin ana muhalefet partisini, ana muhalefet partisinin garantisinin olmadığı yerde devletin garantisi, sözü ne zamana kadar sürecek lafı işte bu ülkenin, işte bu ülkenin risk primidir. Bu ülkenin pahalı borçlanmasıdır.
Bu ülkenin yüksek faizidir. Bu ülkenin içinden çıkamadığı ekonomik sarmaldır. Ve öyle bir noktadayız ki bir büyük paradigma değişimi, bir büyük baştan aşağı sarsan bir şey; yani onlar gitti, Türkiye onları geride bıraktı. Hukuk tanımazları, mahkeme tanımazları, kendilerini yenemediklerini hapse attıranları, sırf seçim kazanabilmek ya da sırf yenilmemek için rakiplerinden teker teker kurtulanları ve sadece iktidarını sürdürmek için hukukun H’sini bile anmayanları Türkiye geride bıraktı. Türkiye artık öyle bir ülke değil; Türkiye’de halk kazandı, hukuk kazandı, adalet kazandı, Türkiye’nin önü açık. Türkiye’de artık millet kazandı denmeden bu kriz bitmeyecektir.
akpden.com açıklaması
Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu vergi sorunudur. Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu, verginin adaletsiz, haksız ve yersiz alınması sorunudur. Türkiye’nin servet sahiplerinin toplam verginin yüzde 11’ini ödediği; bu salondaki gibi Türkiye’deki bütün vatandaşların zenginliklerine, fakirliklerine bakılmadan dolaylı vergilerle verginin yüzde 64’ünü ödediği; maaş alanların gelir vergisiyle verginin yüzde 24’ünü ödediği bir düzende, yani esas vergi vermesi gerekenlerin verginin onda birini, az ya da hiç vergi vermesi gerekenlerin verginin onda dokuzunu ödediği bir düzen haksız bir düzendir.
Söz verdim genç bir arkadaşa. Diyor ki bana Çınar, “Özgür abi, akpden.com devam edecek mi?” “Edecek” dedim. “Akpden2.com.” Baktım ama dedi, bir ilk araba var, bir de genç hafta söylediğin bilgisayar var, ama dedi cep telefonu var, ama dedi devam edeceksin demiştin, oyun konsolu demiştin. “Amerika’da Türkiye’nin üçte biri fiyatınaymış Özgür abi, onu gösterecek misin?” dedi. Göstereceğim oğlum dedim. Aha da Çınar’a gösteriyorum.
İşte o vergi düzeni. Bunu Türkiye’de 44.500 liraya almak varken, AKP’den olmasa, akpden.com’da sepete ekle dediğinde Çınar, “Dur bakalım Çınar” diyorlar. “Dur, 8.900 lira gümrük vergisini ver, 10.680 lira özel tüketim vergisini ver, bir de bunların üstüne 12.820 lira KDV’sini ver; yani sen buna 32.400 lira daha Tayyip amcaya ve onun beceriksiz bakanlarına ver, varsa 77.000 liran oyun konsolunu alırsın Çınar” diyorlar.
30 sene önce, 40 sene önce devlet memuru olaydın ya da beyaz yakalı, mavi yakalı olaydın; Çınar’ın annesi de çalışsaydı, 5 yıla bir araba alıyorlardı, 10 yıla bir ev alıyorlardı. Ama şimdi Çınar’ın babası, eğer babasından miras değilse veya milli piyangodan ikramiye çıkmadıysa, Çınar’ın anasıyla babasının her sabah 6’da kalkıp işe gidip turşu gibi geriye gelenlerin ömürleri boyunca çalışıp bir ev almaları, bir araba almaları mümkün değildir.
Almaya kalkanın karşısında Tayyip Bey belirir, 1.200.000 liralık arabadan 1.557.000 lira vergi alır, 2,7 milyona getirir. İşte AK Parti’nin kara düzeni budur.
Bu açlığa, bunu kısaca neden söylüyorum; bu adaletsiz düzende vergiyi vermesi gerekenlerden almayanların, vergi verenleri ve vergi verecekleri rahat bırakanların, yandaşa iltimas yapanların, kıyak geçenlerin, yandaşın vergisi parayı kazanmış, vergisi hesaplanmış, tam ödenecek zamana gelmiş; burada komisyonlardan onlara af çıkaranların tarafını görmek, hepimiz tarafımızı belirlemek durumundayız.
Bu açlığa, bu sefalete çözüm bulmayanlar, çözüm bulamayacaklarını bilenler, bu kötü yönetimi milletin istemediğini görenler, bir daha asla seçim kazanamayacaklarından emin olanlar; kendilerini düzeltmek ve gerekirse bir dönem kaybetmek, ders almak, yeniden iktidara hazırlanmak, yani demokrasinin gelişi gidişiyle milletin tercihine göre iktidar değişimlerini mümkün kılmak yerine; memnun olunmayanın gittiği, umut edilenin geldiği, yapamayanın gittiği, yapacak olanın geldiği ya da emeklinin, işçinin herkesin kendisini en iyi taahhüdü yapanı seçer deyip kendinden yana politikalar söyleyenleri tercih edip iktidara getirebildiği bu düzeni, ki bu düzen bu ülkenin savaş meydanlarında kurulan, sonra cumhuriyeti kuran, sonra da çok partili rejimi getirip milletin istediğini getirip istediğini götürmesine karar vermesini bu ülkeye hediye eden Cumhuriyet Halk Partisi’nin en önemli bu ülkeye kazandırdığı kazanımlardır; işte o düzenden vazgeçiyorlar.
“Bir yıldır ne yaşıyorsak gerçekliğe direnilmesinden kaynaklanmaktadır”
Milleti adaysız, milleti partisiz, kurumsuz, partiyi lidersiz ve seçimi alternatifsiz; yani kendileri açısından rakipsiz ya da rakibini kendilerinin belirlediği seçimlerin şeklen olduğu, değiştirme ümidi olanların kararlılığı olanların takatsiz kaldığı, sandığa küstüğü; değiştirmek istemeyenlerin, düşük katılım olanların da birileriyle iktidarlarını sürdürdükleri şekli bir demokrasiye dönmek istiyorlar.
İşte ne yaşıyorsak, ne yaşıyorsak içerideki dinamiklerini konuşuruz, dışarıdaki dinamiklerini konuşuruz ama ne yaşıyorsak yaşadıklarımızın hepsi kulakta çınlayan, zihinden gitmeyen ve asla kabullenemeyen bir gerçekliğin direnmesinden kaynaklanmaktadır, o gerçekliğe direnilmesinden kaynaklanmaktadır.
Doğrusu milletin dediği olur, durur. Kendi sözüyle; “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır, İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder.” Yıllar sonra İstanbul üç tercih üst üste kimin yöneteceğine karar vermiş, bundan sonra da o kişinin Türkiye’yi yönetme ihtimali belirginleşmişken; işte yapılan iş bir sonraki cumhurbaşkanına, bir sonraki iktidara yapılan darbedir, şimdi yaşanan o iktidara gelecek olan partiye darbedir.
Değerli arkadaşlar, kısaca hatırlayalım. 3 yıl önce bu kara düzeni değiştirmek için hep birlikte yola çıktık. 3 yıl önceki seçimde Tayyip Bey Erdoğan, o seçimde kendisi açısından böyle bir risk görmediği için, istediği gibi bir seçime gitmeyi başardığı için partinin başına bunlar gelmiyordu. Çok kazanmamız gereken bir seçimi; üzerinde çok konuşmamız gereken hatalarımızla, kusurlarımızla, şimdi baktığımızda başka türlü yorumlayabileceğimiz işlerle kaybettik ve kahrolduk. Bu salonda o seçimin ertesi sabahı dışında ya da içinde ağlamayan, gırtlağından ekmek, peynir, zeytin geçebilen, günlerce kendine gelebilen; yani kaybetmeyi bir kez daha kaybetmeyi hazmedebilen kimse olduğuna inanmıyorum bu salonda. Kimse yok!
İşte, işte bu anlayış; “Bir daha kaybetmemeliyiz, bir daha kaybetmemeliyiz” diyen anlayış, “Yeter artık” diyen anlayış. “CHP değişirse Türkiye değişir, önce CHP’yi değiştireceğiz sonra yönetimi değiştireceğiz”, Gazi’nin partisini bir daha iktidara getireceğiz diyen anlayış bu ülkede genciyle, kadınıyla, her yaştan tecrübeli ama 10. Yıl Marşı’nda söylendiği gibi her yaştan genciyle hep beraber bir değişime inandılar ve gerçekleştirdiler.
“Görevi bırakmayı bilseydi demokrasi madalyası olacaktı”
Cumhuriyet Halk Partililerin kazananıyla, kaybedeniyle o seçimde boynunda yeni bir şeref madalyası vardı. Aynı ülkeyi kuran, Gazi’nin yanında duran, Garp Cephesi Komutanı olan, ülkenin ikinci cumhurbaşkanı olan İnönü’nün 14 Mayıs 1950 günü seçimleri Demokrat Parti’ye kaybettiğinde, “Herhalde bunlara vermeyeceksin paşam” diyenlere karşı yaverine not yazıp Demokrat Parti’ye yollayan ve “Paşa, devir teslime hazırdır, sizi tebrik etmektedir” diyen İsmet Paşa’nın madalyası vardı; demokrasi madalyası.
O gün Demokrat Parti, Türkiye Cumhuriyeti’nde seçimle iktidara, yarışla iktidara gelen, iktidarı seçimle değiştiren ilk parti unvanını ve madalyasını alırken; seçimi kaybettiğinde sonuçlarına saygı gösteren ve demokrasinin gerçekten geldiğini tescilleyen madalya da İsmet Paşa’nındı.
Bizim kurultayımızda da ilk kez Türkiye’de bir siyasi parti genel başkanı ikili yarışla değişti. Bendeki madalya ne kadar büyükse, o gün o seçimde genel başkanlık görevini bırakan da o görevi bırakabilseydi, bırakmayı bilseydi madalyası daha büyük olacaktı.
“İhanet yalnız kaldığında hissedilir”
Salonda “Hain Kemal” sloganları atılması ardından Özel, şunları söyledi:
“İhanet yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde kazandıran duygudur. Bu çatı altında geleceğe yönelik umut sloganları atalım. CHP 47 yıl sonra kurulduğu gün gibi birinci parti oldu ve kurulduğu günden itibaren AKP’yi yenen ilk parti oldu. İşte bu yüzden bu değişimin rüzgarını, kararlılığı, azmi görenler, kararı iktidarı değiştirmeye verdiğimizi görenler, başarınca şekil anlayış değiştirmediğimiz görenler, kendi adaylığımın peşinde koşmadığımı, milletin istediği adayı 15.5 milyonun oyuyla adaylaştırdığımı görenler, onu hapse attıklarında ‘sıra bize geldi’ demek yerine ‘Erdoğan’ı yeneceğimiz adaylarımız var, o kararı verip seçimi alacağım’ dediğimi görenler bunlara girişti. Sürecin tamamını ailelere, evlatlara, eşlere, dostlara haksızca saldıracak kadar sürdürdüler. O süreçleri hep birlikte gördük. O günden bugüne bir sürü açık ve gizli şey duyduk.
“Biz alıştık kaybetmeye partinin başında otururuz dediler”
Öyle bir hal aldı ki, “Ben mesajı okuyorum, ben orada yokum” dediğim ya da oradan buradan fısıldayana, “Ben iktidar yürüyüşünden vazgeçmeyi, meydanlardan çekilmeyi, Ankara’ya dönmeyi, makbul muhalefet olmayı, kazanacak adayın değil, şekli bir yarışın tarafı olmayı reddediyorum” dedikçe; ben bunu söyledikçe ilk günlerde Ekrem Başkan’ın eşine ilk başta koşanlar, hapiste ziyaret edenler, gözaltı sürecinden sonra yapılan tutuklamaya itiraz edip cezaevi ziyareti yapanlar, yaptığımız kurultaya katılıp ayakta alkışlayanlar, bir yandan birilerinin bizi, “Biz Ekrem’i yedik bitirdik, kazanacak başka adaya bakma, partinin başında otur, bizim için makbul olan budur” diyenlere “Hayır” cevabını biz verince, “Belki bizimle olur, eğer partiyi bize verirseniz biz alıştığınız gibi oluruz, biz bildiğiniz gibi oluruz, biz alıştık kaybetmeye, bir kez daha kaybeder partinin başında otururuz” dediler.
“Burada oturanların meziyeti kaybetse de demokrasiye sahip çıkmak”
Karşımızda 5 Kasım kurultayını hazmedemeyenler ile 31 Mart seçimlerini hazmedemeyenlerin yani mutlak sultan ile mutlak butlanın ittifakı vardır Türkiye’de. Bir mahkeme kararı elde genel merkezin önüne polisle, biber gazıyla, plastik mermiyle ve sabaha kadar barda, pavyonda çalışmış tiplerle gelip de direkt Gençlik Kolları’nın karşısına gelince biz o kapıyı kapattırmasak bu evlatların karşısına çıkacaktı. Hiçbirimizin kabul edemeyeceği şeyler olacaktı. Biz kapıları kapatıp evlatlarımızı koruduk, onlar ise kapıya dayanarak en büyük utancı yaşattı.
Hızla çözeceğiz ama maalesef şu anda iki tane CHP görüntüsü var. Bir tarafta mutlak butlan kararıyla bizlerin polis zoruyla dışarı atıldığı baba ocağımıza oturanlar, bu tarafta ise Gazi’nin diğer büyük eseri Meclis çatısı altında parti ve ülkesine sahip çıkmaya çalışanlar… Burada oturanların meziyeti kaybetse de demokrasiye sahip çıkmak, haklının yanında ve haksızın karşısında durmak, ezileninin yanında durmak, karıncanın kardeşi olmak ve kazanmak için sadece kendine güvenmek varken diğer tarafta bugünkü iktidarla yürümeyi tercih eden bu partinin baba ocağında bulunanlar var.
Kılıçdaroğlu’nun basın danışmanı Atakan Sönmez’e sert tepki
Bir buçuk yıldır TGRT’den maaş alan, her türlü haksız edepsiz arkadaşlarımızla, partimizle uğraşan birisi gelmiş partide basın danışmanı olmuş. Sizin her bir damlası helal olan aidatlarınızla alınmış arabalara haram diyecek kadar yerin dibine geçmiş şekilde oturuyor orada.
“İtirafçı alçaklar partinin çatısında oturuyor”
Benim suçüstü yakaladığım, ev hapsi alan avukatın ev hapsi kalkmış, partinin çatısında keyif yapıyor sonra da parti arınıyor diyorlar. İftiracı alçaklar partinin çatısında oturuyor.
İftiracı, rüşvetçi. “Şu kişiye iftira atar, bana da şu kadar para verirsen, savcı yolladı beni buraya” diyen; benim suçüstü yaptığım, Türkiye’den kaçarken yakalanan bir avukat, ev hapsi alan bir avukat. Ev hapsini kaldırmışlar, partinin çatısında balkonda keyif yapıp “Cumhuriyet Halk Partisi arınmaya başladı” diyor.
“Ferdi Zeyrek için ‘çarpıldı’ diye karikatür çizen, Genel Merkez’de çikolata ikram etti”
İftiracı alçaklar partinin çatısında oturuyor. Bitmedi, bu bahsi burada kapatmam. Karşımda, karşımda belediye başkanım gözümün içine bakıyor, il başkanım.
Ferdi’nin elektrik çarpması sonucu canıyla uğraştığı o gün Yeni Akit gazetesinde “çarpıldı” diye karikatür çizen kadın çikolata dağıtıyor baba evinde.
Evladımız Gülşah ölüm döşeğinde, ameliyatta, yoğun bakımda, ölünce kabrinde namusuna iftira atanlar, şimdi gidiyorlar o partide göbek atıyorlar alçaklar. Ama milletimiz, sizler bu oyunu bozdunuz.
Genel merkezden polisle atıldığımızda Meclis’e yürüyüşümüz, bu çatıya sığınışımız ve buradaki başlangıcımız bir milattır. Meclis’in önünde Milli Egemenlik Parkı’ndaki dolu altında yürüyen o binlerin sahip çıktığı bir milattır.
Biz o yürüyüşle eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bir kara düzeni ve o kara düzenle iş birliği yapanları arkamızda bırakarak iktidar yürüyüşüne başladık sizinle birlikte.
Erdoğan’a yanıt: Sen TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyorsun
Meclis önündeki, Manisa’daki on binler; İzmir’deki ve Kızılay’daki yüz binler, yüz binlerle Ataya yürüyüşümüz, Anıtkabir’in bir kararla dolup taşması ve artık bu yürüyüşün bambaşka bir aşamaya başlaması son derece önemlidir, son derece milattır, çok önemli bir milattır.
Şimdi Erdoğan dün bir konuşma yapmış. 10 gündür ağzını bıçak açmıyor, büyüyor görüyor neler olduğunu görüyor, şimdi nedamet getiriyor ve 10 gün sonra ilk konuştuğunda dönüyor diyor ki: “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Hiçbir yerinde yokuz” vallahi “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz” diyor.
Bana, bize haksız, kendilerince yapışmayacak bir FETÖ yapıştırması yapmaya kalktıklarında bize sahip çıkan sevgili Ahmet Tatar burada, kumpasları çok iyi bilir. Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Mehmet Haberal çok iyi bilir; o kumpaslarda sen nerede duruyorsan şimdi de tam orada duruyorsun, tam orada.
Şimdi şunu söyleyeyim, şunu söyleyeyim Erdoğan; hani “Hiçbir yerinde yokum” diyorsun ya, önümüze altı kere barikatlar çektiğin, TOMA’ları dizdiğin, dolunun altında o üstüne çıktığım TOMA var ya; sen o TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyorsun, şoför koltuğunda.
21 Mayıs’ta, 19 Mart’ta darbeyi yapan da, 21 Mayıs butlan darbesini yapan da, ardından polisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiye sokan da bunların hepsini yapan sen. Senin şımarttığın İstanbul Cumhuriyet Başsavcın, ödüllendirdiğin bakanın, tapularının hesabını veremeyen, o kadar mal mülkü ne yaparak edindiğini senin de açıklayamadığın, açıklatmadığın celladının elinde talimatı sen verdin: “Kes bunların boynunu” diye.
“Bu mesele CHP içinde bir mesele değildir”
Bu mesele CHP içinde bir mesele değildir. Bu mesele Erdoğan’la, rejimle, millet arasında bir meseledir. Buradan Erdoğan’a şunu hatırlatmak isterim: 15 Temmuz darbesine kadar az zulmetmedin. 15 Temmuz darbesinde şımarttıkların, ne istediyse verdiklerin, sırtını sıvazladıkların, altına F-16 çektiklerin meclisi bombaladı, altına tank verdiklerin bu milleti ezdi.
O gün, o darbeye karşı, o darbeye karşı ilk telefonu ben açtım AK Parti’ye.
Milletvekillerimizle birlikte 15 kahraman arkadaşla, 15 kişi vardık Ankara’da, kapalıydı Meclis; kapalı Meclis’i açtırdık. Çıktık, “Yüz yıllık partiyiz” dedik, “Yeneriz yeniliriz ama darbecilere teslim olmayız, seçilmiş parlamentonun, demokrasinin arkasındayız, darbenin tam karşısındayız” dedik.
Ertesi sabah bu tutumumuza teşekkür iletenler, önümüze taziye gibi tebrik kuyruğuna girenler, Erdoğan’a gidip de Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi’nin durumunu söyleyenler, A Haber’de bize “Beklenmedik bir şey, daha önce çok olumsuz şeyler söylüyordu, bu gece tarihi bir tutum aldı” diye sabaha kadar yayın yapanlar şunu kendi kendilerine bir hatırlatsınlar:
Biz o gün en büyük rakibimize darbe yapıldığında “Olmaz” demiştik, “Biz burada duramayız” demiştik.
Erdoğan’a seslendi: ‘Yokum’ denmez ‘darbeye karşı olunur!’
Şimdi 10 gündür susan Erdoğan’a, “Ben hiçbir tarafında yokum bu işin” diyen Erdoğan’a soruyorum; hiçbir tarafında yokum demek, bir yerde oturup da susuyorum, izliyorum demekle olmaz. Darbeye karşı olunur, karşı olunur! Hadi bakalım, hadi bakalım!
Biz 15 Temmuz akşamından alnımızın akıyla çıktık. Siz 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleriyle aslında demokrasinin tarafında değil, demokrasi sebeplenerek milletin sırtında, hatta gerekirse milletin kararının karşısında olduğunuzu gösterdiniz.
“Bir selamla 1000 imza verenlere selam olsun”
Değerli arkadaşlar, kurultayımızı iptal etmek için 2,5 yıldır her şeyi yaptılar. Önce delegelere 1.200 tane cep telefonu dağıtıldı dediler, bir tane bile ispat edemediler, iddianameye bile yazamadılar. Utanmadan, KİPTAŞ’tan ev verildi dediler. “Hangi ev, göster” dendi, bir kelime bile edemediler, iddia dahi edemediler.
Dava yürüyor, hakim soruyor: “Para verildi demişsin, nerede gördün?” “Görmedim.” “Nerede duydun?” “Başkasından duydun.” “Kimden duydun?” Kimden duyduğunu da unuttum.
Bu iftiracılarla yürüyen bir süreçteyiz. Şimdi, şimdi dün, dün bütün kurultaylar iptal edilip 38. Kurultay’ın delegeleri ayaktayken, Anayasa Mahkemesi de “Delegenin yarıdan bir fazlası diyorsa önünde kurultayın hiçbir engeli olamaz” derken; biz 15 gün sürede 552 delegemizden imza toplamak üzere dün sabah harekete geçtik.
Ve dün sabah harekete geçmemizle birlikte “15 günde 552 olur mu?” sorusuna cevap aranırken, ben onlara inanan genel başkanlığa olarak “3 günde bile toplanır o sayı” derken, 12’yi çeyrek geçe gece 600 sayısına ulaştı delege, 600 sayısına. Ve rakam hızla 800’ü aşıp bine doğru ilerlerken bir soruşturma haberi daha.
Aklınca gözdağı verecek, aklınca korkutacak; diyor ki: “Delegelerin ve yakınlarının hesaplarına bakacağım.”
Bakın, bizim elimizden geleni ardınıza koymayın. Zaten kurultayı iptal ettiyseniz bir şeyleri biliyor, ispat ediyor olmanız lazımdı, anlaşılıyor ki yeni bakıyorsunuz.
Buradan söylüyorum, buradan söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi’nin hangi dönem seçilmiş olursa olsun hiçbir delegesine ne kendi iradenizle sizin hani tek adaylı kongrelerinizde delege başına verdiğiniz o kol saatleri var ya, o güzel saatler var ya, dağıtıyorsunuz ya; “Kesin bunlar da yapıyordur” diyorsunuz ya; delegelerin hesapları ortada, yakınlarının hesapları ortada, bütün hesap ortada.
Bir selamla 1000 imza yollayanlara helal olsun, sonuna kadar yolları açık olsun. İmam-ı Şafi’ye soruyorlar: “Fitne zamanında hakikati ve hakkı tutanları nasıl anlarız?” “Düşman okunu takip ediniz” diyor. “O sizi hak ehline götürür.”
Bugün düşmanın oku demokrasi ve adalet isteyenlere, bugün düşman oku Gazi Mustafa Kemal’in partisine, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelmiştir. Tüm demokratik sistem saldırı altındadır. Milletimizin iktidar değiştirme iradesi saldırı altındadır.
“Bugün CHP’yi kurtarmak bir partiyi kurtarmak değildir”
Bugün CHP’yi kurtarmak bir partiyi kurtarmak, CHP’yi savunmak bir partiyi savunmak değildir. Bugün CHP’yi savunmak demokrasiyi savunmak, CHP’yi kurtarmak Türkiye’nin gelecek ümidini kurtarmaktır. Ülkeyi yönetenlerin arkasında milletin desteği yoktur. Onlar müesses nizamı korumak için, yani haksız vergi düzenini, sömürü düzenini, alın terinin sömürüldüğü bu düzeni savunmak için bambaşka işlere girişmişlerdir.
Şimdi geldiğimiz noktada milletten meşruiyet alamayanlar, Tom Barrack, Amerikan Büyükelçisi’nin, Trump’ın “Erdoğan’a onda olmayanı veriyor, her istediğini alıyor” sözlerine karşı bir kelime söyleyecek babayiğit bir AKP’li çıkmamıştır. Amerikan Başkanı’na giderken Dışişleri Sözcüsü, Dışişleri Sözcüsü, bizden görüşme yapmak için, 5 dakika görüşmek için…
Arkadaşlar, ister istemez bakın tarihi bir toplantıya geldiniz. İster istemez ayakta duruluyor, ön kapanıyor, arka görülmüyor. Ama çok rica edeceğim; böyle yüksek ses, kendi aranızdaki yüksek ses, inancımı bozmanın ötesinde, hepiniz tüm yüreksiniz, buraya yüreğinizi koymuşsunuz. Bu muhteşem, tarihe geçen atmosfere o TGRT denen zibidiler leke sürer, “Aralarında tartıştılar” diye. Aman ha! Aman ha!
Ben de zorluğu görüyorum, 3200 kişi kapıda, kapasitenin 4 katı insan burada ama bugüne kadar hiç söylemedim, hiç konuşmadım partiye zarar vermemek için, partinin geleneklerine, geçmişine, değerlerine leke sürmemek için hiç konuşmadım. Şimdi ilk ve tek kez bu konuşmayı bu açıklıkta yapıyorum.
Erdoğan’a Trump eleştirisi
Trump o olmayanı veriyor, çok akıllı adam. Trump Erdoğan’da olmayanı veriyor, her istediğini alıyor. Ne o meşruiyet? Meşruiyet sandıkla olur, milletle olur.
Ama bunu yaptı, yaptı; nadir toprak elementlerini sattı, Boeingleri aldı, pahalı gaz aldı, ne söz verdiyse oğluna yaptı.
Ayrıca 19 Mart darbesinden önce icazet aldı. Şimdi bize butlan kararı, butlan kararından hemen önce yine arama tarama; borsa çok düşecek, Varlık Fonu’nun tüm imkânlarıyla alacağım, bütün şirketlere kendi hisselerini aldıracağım ama bize destek verecek misiniz, rızanız var mıdır, ekime kadar ömrü var onun, ekime kadar ömrü…
Trump cürmü kadar yer yakar, cürmü kadar. Erdoğan’la telefonda görüşmesinden sonra Erdoğan’a teşekkür ediyor Trump, aha orijinali burada. “Dedi ki” diyor bana, “Başkan Trump dünyanın yüzyıllardır beklediği lider, o sadece güçten bahsetmiyor; gücün bizzat kendisi” demiş Trump’a telefonda Erdoğan.
Resmî hesapta 6 saat durdu, okudunuz. 6 saatte Türkiye ayağa kalktı, aramışlar: “İç politikada zarar veriyor, o tweeti kaldırırsanız olur mu?” diye yalvarmışlar.
O tweeti Trump 6 saat okutup önce kaldırabilir ama bu aziz millet, bu aziz millet Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi mandayı da himayeyi de reddeder. Trump’ın himayesindekiler. Bir de çıkmışlar tüm bu yapılanlara derin devlet, devlet aklı diyorlar. Üç beş insanın menfaatine kılıf uydurmak devlet aklı olamaz.
Devleti kuran, ayakta tutan millettir.
Devlet dediğin binadan, araçtan, gereçten ibarettir. Hakkaniyetle yönetirsen millet devleti büyütür, bu millet devletine saygı duyar, çağırır askere gider, ister oğlunu gönderir, ay yıldızlı al bayrakta şehit gelir vatan sağ olsun der, devlete her türlü hizmeti eder. Ama devleti milletin karşısına dikersen, devletle milleti yarıştırırsan andolsun ki bu millet kazanır, bu millet kazanır.
“Bizi asıl yaralayan düşmanın attığı taş değil, dost bildiklerimizin yaptıkları…”
Bunun için, bunun için, bunun için değerli arkadaşlar; bizi asıl yaralayan düşmanın attığı taş değil, zamanında dost bildiklerimizin bugün yaptıkları olmuştur.
Bugüne kadar asla ağzımı açıp cevap vermedim, kötü söz söylemedim. Bugünden sonra da bu ortaya çıkan açık ifşaatla, bu milletin tepkisiyle, Cumhuriyet Halk Partisi’ni aşan muhalefetin tüm bileşenlerinden güç alan, dayanışma alan, muhalefeti aşan milletin vicdanında köpürüp taşan bu haksızlıklara karşı doğru adımlar atılır, geri adımlar atılır, en kısa zamanda milletin talebi olan, partinin talebi olan, partilinin talebi olan kurultay yapılırsa bu defter kapanır, önümüze bakılır, iktidara yürünür.
Yalnızca iki kişiyi işten çıkardım
Genel başkan oldum, iki kişinin içine son verdim ki. Kurultay salonunda anonsumuzu yapmayan, şarkımızı çalmayanla o gün bizim arkadaşların tartaklanmasına vesile olan kişiyi çağırdım.
“Birlikte çalışacak yüzümüz kalmadı, yüz yüze çalışamayız” dedim. Daha önceden görüştüğüm iki kuruma, birine birini, birine birini aynı şartlarda işini vaat ettim ve dedim ki:
“Burada gerginlik olur ama çoluğunuz çocuğunuz var, tazminatınızı vererek sizi başka iki yere gönderelim.”
Bu kadar.
Onun dışında bir tane emekçinin ekmeğiyle oynamadım, ekmeğine elini sürmedim. Genel başkanla gelip onunla giden özel kalem gitmişti. Teklif ettim, “Büromuzda çalışabilir, maaşını biz öderiz” dedim. “Ocağa kadar duysun, sonra tazminat alsın” dediler, “olur” dedim.
Ne araca, ne koruma araçlarına, ne bir başka şeye… Artık işler çığırından çıkıp bir tasarrufu, bizim korumalarla birlikte bir tasarruf genelgesini bahane edip bugünlere geldiklerini görüp köprüleri atmaya vesile olana kadar bugün, bugün partiye bu kötülükleri yapan şahsı avukatın dahi görevini sürdürmesi için önceden nasıl maaş alıyorsa aynısını almasına devam ettirdim.
“O iğrenç bıyıklı TGRT’ci…”
Şimdi gelmiş o iğrenç bıyıklı TGRT’ci gelmiş, bu partide 24 yıldır çalışan, hepimize emeği olan Baykal’a, Kemal Bey’e, bana emeği, hizmeti olan canım arkadaşlarımızı; 24 yıllık emeği tazminatsız çıkarmış, kamuoyu tepki gösterince “Bir, bir inceleyeceğim” diyor.
Gün gelecek, o haksızlıkları yapanları, o berdüşları sokanları, TGRT aparatlarını, iftiracı avukatları ben çok güzel bir şekilde inceleyeceğim, çok güzel bir şekilde.
Sözün sonu, saflar nettir. Otokratlarla demokratlar mücadele etmektedir. Ben buradan bu mücadelede uğradığımız bu haksızlıkla dayanışma gösteren başta siyasi partilere, genel başkanlarına, sendikalara, barolar birliğine, barolara, bütün meslek örgütlerine, sivil topluma, tüm kurumlara, Atatürkçü Düşünce Derneği’ne, Tarih Vakfı’na, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne; tüm kurum ve kuruluşlara çok teşekkür ediyorum.
Ama teşekkür bir son değil, bir virgüldür. Bundan sonra eğer mücadele sürerse biz kazanacağız, destek sürerse biz kazanacağız, dayanışma büyürse biz kazanacağız, Türkiye kazanacak.
Bu meclise, bu meclise bir yazı yazılmış; grubumuz yoktur diye. Evelallah grubumuz buradadır, birdir, bir aradadır, ayaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi grubu dimdik ayaktadır.
Bu grup, bu grup bir siyasi parti grubudur; adı Cumhuriyet Halk Partisi grubudur. Bu grup bir yürüyüş grubudur, iktidara yürüyüş grubudur. Öfkeyi mücadeleye dönüştürmeye, enerjiyi dönüştürmeye, hiç yorulmadan yürümeye, iktidara varana kadar yürümeye var mısınız? Var mısınız? Var mısınız?
O zaman haydi bakalım, yürüyelim arkadaşlar!

