ABD’nin askeri tehditlerini ciddiye almayan Nicolas Maduro, Washington’un kararlılığını yanlış okudu. 3 Ocak’taki geniş çaplı operasyon, Venezuela’da bir yüzyılı aşkın sürenin ardından ülkeye ilk yabancı saldırıya yol açtı, Maduro yakalanıp ülkeden kaçırıldı.
ABD’ye ait savaş gemileri ve savaş uçaklarından oluşan bir donanma Venezuela açıklarında tehditkar biçimde konuşlanmıştı ve Pentagon, ülkenin liderini yakalamak ya da öldürmek için planlar hazırlamıştı.
Ancak 2025 sona ererken Başkan Nicolas Maduro şaşırtıcı derecede rahattı. Kendisine yakın kişilerden bazılarına göre, aralarında yılbaşı partisinde bulunan bir misafirin de olduğu küçük bir aile ve dost grubuyla başkent Caracas’taki evinde yeni yılı kutladı.
Geleneksel Venezuela yemekleri olan hallaca ve pan de jamon paylaşıldı. Hızlı tempolu Noel şarkıları dinlendi.
Ertesi gün Maduro her zamanki gibi üst düzey yetkililerine yeni yıl mesajları gönderdi. The New York Times tarafından görülen bir mesajda “Size ve ailenize mutlu yıllar” ifadeleri yer aldı.
ABD, Maduro istifa etmezse Venezuela’ya saldırmakla tehdit etmişti. Buna rağmen kendisine yakın kişiler, Maduro’nun Trump yönetiminin Caracas’a saldırmaya cesaret edemeyeceğini sık sık dile getirdiğini söyledi.
Maduro, iktidarındaki son günlerinde
ihanete uğramaktan korkuyordu
Maduro, kendisine karşı casusların çalıştığını biliyor ve kendi çevresi içinden ihanet ihtimalinden korkuyordu. Ancak Aralık ayı sonlarında dostlarına ve müttefiklerine, iktidarda kalmak ya da kendi seçeceği bir zamanda görevden ayrılmak için bir anlaşma müzakere edecek zamanı olduğunu söyledi.
Yakın çevresine göre bir ABD baskını ihtimal dışı görünüyordu. 3 Ocak’ta Caracas’taki Fuerte Tiuna askeri üssünde patlamalar meydana geldiğinde, çevresindeki bazı kişiler bunun bir darbe olduğunu düşündü. Amerikan saldırısı olduğu akıllara gelmedi.
Bu, 13 yıllık iktidarı boyunca kitlesel protestolar, silahlı girişimler ve suikast teşebbüslerine rağmen defalarca rakiplerini alt eden bir otokrat olan Maduro için dikkat çekici bir yanlış hesaplamaydı.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi kişilere göre Maduro’ya, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşen Brezilyalı bir milyarder aracılığıyla görevi bırakması gerektiği mesajı iletilmişti. Ancak Maduro bu uyarıyı ciddiye almadı ve durumun aciliyetini kavrayamadı.
Trump yönetiminin niyetlerini yanlış okumasının sonuçları ağır oldu: Bir yüzyıldan uzun bir sürenin ardından Venezuela topraklarına ilk yabancı saldırı gerçekleşti, Maduro ve eşi New York’ta hapse konuldu ve ülkenin tarihinin yönü değişti.
Bu gelişme aynı zamanda Latin Amerika’daki ABD rolünü de yeniden şekillendirdi.
Maduro’nun başkanlığının son haftalarına ilişkin bu anlatım, üst düzey yetkilileri, dostları ve müttefiklerinden oluşan bir grupla yapılan görüşmelere dayanıyor. Bu kişilerin çoğu Amerikan saldırısından önceki günlerde kendisiyle görüşmüş, bazıları ise saatler öncesine kadar temas halinde olmuştu.
Bu olay örgüsü, Trump’a yakın kişiler ve Maduro’nun yerine geçen Delcy Rodriguez dahil olmak üzere diğer kilit isimlere yakın kişilerle yapılan görüşmelerle de doğrulandı. Konuşan kişilerin kamuoyuna açıklama yapma yetkisi bulunmuyordu.
Derinleşen ekonomik ve siyasi krizi yönetemedi
Beyaz Saray ile yaşanan gerilim boyunca Maduro’nun meydan okuma ve aşırı özgüven duygusuna kapıldığı, kendi gücünü abartıp rakiplerinin kararlılığını küçümsediği yakın çevresi tarafından ifade edildi. 63 yaşındaki Maduro, Gabriel Garcia Marquez’in “Labirentindeki General” romanındaki gücünü kaybeden lider gibi, derinleşen ekonomik ve siyasi krizi yönetemedi.
Eski bir hükümet yetkilisi Juan Barreto, “Yıllarca iktidarda kalınca yeteneklerinizi abartmaya başlarsınız.
Sonunda sadece sizi memnun etmek isteyen insanları dinlersiniz” dedi.
Trump ilk başkanlık döneminde Venezuela’nın petrol sektörüne yaptırımlar uygulayarak ve bir muhalif lideri başkan olarak tanıyarak Maduro’yu devirmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştı. Ocak ayında yeniden Beyaz Saray’a döndüğünde Venezuela’yı çözülmemiş bir mesele olarak görüyordu.
Trump, ABD istihbaratının doğru olmadığı sonucuna varmasına rağmen, Maduro’nun yönlendirdiği ölümcül bir Venezuelalı çetenin ABD’ye sızdığı iddiasıyla uyarı yaptı. Yönetimi yaptırımları sıkılaştırdı ve ardından Karayipler’de uyuşturucu kaçakçılarını hedef aldığını söyleyerek tekneleri imha etmeye başladı.
Venezuela kuşatma altındaydı.
Trump ve Maduro’nun anlaşma ihtimalini doğuran tek ikili görüşmesi 21 Kasım’da gerçekleşti. Dört kaynağa göre Trump telefonda Maduro ile 5 ila 10 dakika dostane bir görüşme yaptı.
Trump, Maduro’ya şakayla karışık “Güçlü bir sesiniz var” dedi. Maduro ise bir tercüman aracılığıyla, kendisini bizzat görürse Trump’ın daha da etkileneceğini söyledi.
Trump, Maduro’yu Washington’a davet etti. Ancak Maduro bunu bir tuzak olabileceği endişesiyle reddetti ve tarafsız bir yerde görüşmeyi önerdi. Trump bunu kabul etmedi.
Görüşme somut bir sonuç olmadan sona erdi. Ancak taraflar farklı sonuçlar çıkardı ve bu durum 3 Ocak’taki ABD saldırısına uzanan bir sürece evrildi.
Maduro, samimi üslubunun Trump’ı etkilediğini ve kendisine zaman kazandırdığını düşündü. Trump ise Maduro’nun görevi bırakmaya yönelik somut bir plan sunmasını bekliyordu. ABD’li bir yetkiliye göre Maduro’nun rahat tavrı, Trump’ın askeri güç kullanma kararını etkiledi.
Dikkate alınmayan ültimatomlar
Birkaç gün sonra Maduro’ya yeni bir mesaj iletildi: Derhal görevi bırakması gerekiyordu.
Bu mesaj, hem ABD’de hem Venezuela’da yatırımları bulunan Brezilyalı milyarder Joesley Batista tarafından iletildi.
Rubio, ABD’nin Maduro’nun anlaşma yaparak ülkeyi terk etmesini istediğini açıkça belirtmişti.
Maduro ise bunu bir ültimatom olarak değerlendirdi ve görevi bırakma fikrine tepki göstererek tehdidi reddetti.
Bunun yerine kamuoyuna güç gösterisi yapmaya başladı. Neredeyse her gün planlanmamış etkinliklere katıldı, dans etti, şarkı söyledi ve sloganlar attı.
Trump’a daha sonra Maduro’nun dans ettiği bir video gösterildiğinde, ABD Başkanı bu görüntüden rahatsız oldu. Bu durum askeri müdahale ihtimalini daha da güçlendirdi.
ABD baskısı, Maduro yönetimi içindeki bölünmeleri derinleştirdi. 2024 seçimlerini açık farkla kaybetmesine rağmen sonuçları tanımaması uluslararası yalnızlığını artırdı.
ABD tehditleri, Maduro’yu iktidardaki Sosyalist Parti içindeki sertlik yanlılarına daha bağımlı hale getirdi.
İçişleri Bakanı Diosdado Cabello liderliğindeki bu grup daha fazla baskı ve devlet kontrolü talep etti.
Aynı dönemde Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez devlet maliyesi üzerindeki kontrolünü artırdı. Aynı anda başkan yardımcılığı, petrol bakanlığı ve maliye bakanlığı görevlerini yürüttü.
Maduro onu görevden almayı düşündü ancak ekonomiyi ayakta tutmak için yönetim becerisine ihtiyaç duyduğunu biliyordu.
Maduro ayrıca Küba’ya sağlanan ekonomik desteğin yükünden de rahatsızdı. Ancak bunu Hugo Chavez’in mirasına sadakat meselesi olarak gördüğü için petrol sevkiyatlarını durdurmadı.
Her şeye rağmen iktidar
Görüşülen kişilerin tamamı, ABD tehditlerine rağmen Maduro’nun ciddi biçimde istifa etmeyi hiç düşünmediğini belirtti.
Bazılarına göre Chavez’in devrimci mirasını korumak istiyordu. Diğerlerine göre ise sürgünü bir ihanet olarak görüyordu.
Maduro, Trump yönetiminin askeri baskıyı artırabileceğini öngörüyordu. Ancak en olası senaryonun petrol tesislerine sınırlı saldırı olacağını düşünüyordu.
3 Ocak’taki operasyonda kullanılan 150 uçaklık geniş çaplı saldırıyı ise hiç beklemiyordu.
Çin ve Rus yapımı silahlarla donatılmış ordusunun ağır kayıplar verdirebileceğini ve bunun Trump için siyasi risk oluşturacağını düşünüyordu.
Ancak 3 Ocak sabahının erken saatlerinde ABD uçakları Venezuela hava sahasına girdi, dört askeri üssü vurdu, Maduro’nun korumalarını etkisiz hale getirdi ve Maduro ile eşi Cilia Flores’i yakaladı. Operasyonda 100’den fazla Kübalı ve Venezuelalı hayatını kaybetti.
Anatoly Kurmanaev, Mariana Martínez, Tyler Pager / New York Times

