Çin, zayıf yuan ve yüz milyarlarca dolarlık vergi iadeleriyle ihracatını rekor seviyelerde tutuyor. Ancak ekonominin büyümesini destekleyen bu politikalar, Avrupa ile ticaret gerilimini artırırken Pekin’i vazgeçilmesi zor bir ihracat modeline bağımlı hale getiriyor
Keith Bradsher / New York Times
Çin, vergi iadeleri ve zayıf para biriminin birleşimiyle ihracat motorunu tam gaz çalıştırmayı sürdürdü. Bu strateji, ülke içinde ekonomik büyümenin devam etmesine yardımcı olurken Çin mallarının dış pazarlara akın etmesini sağladı.
Ancak bu strateji, Çin’in ticaret ortaklarıyla gerilimi körüklüyor. Bu hafta Pekin’e gidecek Brüksel yetkilileri, Çin ile Avrupa arasındaki günlük 1,1 milyar doları aşan ticaret açığı konusunda Çinli yetkililere baskı yapmaya hazırlanıyor.
Avrupalı liderler, Çin’in üreticilerine sağladığı devlet sübvansiyonları ve düşük faizli kredilerle rekabet koşullarını kendi lehine çevirdiğini ve Avrupa pazarlarını ucuz ürünlerle doldurduğunu söylüyor.
Ancak sübvansiyonlar, Çinli ihracatçıların sahip olduğu avantajların yalnızca bir kısmını oluşturuyor. Çin’in para birimi renminbi alışılmadık ölçüde zayıf kalmaya devam ediyor ve bu durum Çin mallarını yurt dışında daha ucuz hale getiriyor.
Aynı zamanda Pekin, ihracatçılara her yıl yüz milyarlarca dolarlık vergi iadesi yaparak maliyetlerini daha da düşürüyor.
Her iki politikadan da vazgeçmek Çin için giderek zorlaşıyor.
Renminbi, geniş bir para birimi sepeti karşısında enflasyondan arındırılmış olarak 2022’nin başındaki seviyesinin yüzde 14’ten fazla altında bulunuyor.
Yaklaşık aynı dönemde Çin’in dış ticaret fazlası neredeyse iki katına çıktı. Zayıf para birimi ihracatçılara yardımcı olurken yabancı ürünleri Çinli tüketiciler ve şirketler için daha pahalı hale getiriyor.
Çin’in ihracata yönelik vergi iadeleri de hızla arttı. Ülkenin Maliye Bakanlığı verilerine göre, ihracatçı şirketlere yapılan katma değer vergisi iadeleri geçen yıl 318,2 milyar dolara ulaşarak Çin ekonomisinin yüzde 1,5’ine denk geldi.
Zayıf para birimi ile kapsamlı vergi iadeleri birlikte değerlendirildiğinde, Çinli politika yapıcıların karşı karşıya olduğu ikilem ortaya çıkıyor. Konut fiyatlarındaki sert düşüş ve zayıf tüketici harcamalarının baskıladığı ekonomide ihracat, az sayıdaki parlak noktadan biri. İhracattaki ivmenin korunması, Pekin’in yüzde 4,5 ila yüzde 5’lik ekonomik büyüme hedefine ulaşması açısından önem taşıyor. Ancak ihracatı desteklemenin hem ülke içinde hem de dışında ağır maliyetleri bulunuyor.
Zayıf renminbi, petrol ve diğer ithal ürünlerin maliyetini artırarak zaten harcama yapmakta isteksiz olan hane halkları üzerindeki baskıyı artırıyor.
İhracata yönelik vergi iadeleri ise çok sayıda yerel yönetimin konut sektöründeki gerilemenin mali sonuçlarıyla mücadele ettiği bir dönemde kamu gelirlerini azaltıyor.
Çin’in ticaret ortaklarında, özellikle de Avrupa’da, giderek büyüyen hoşnutsuzluk daha korumacı politikaların uygulanmasına yol açıyor.
Avrupa Birliği’nin Çin Büyükelçisi Caspar Veldkamp, 22 Eylül’deki konuşmasında, “Ekonomik ilişkilerimizi adil, sürdürülebilir ve karşılıklı fayda sağlayacak şekilde yeniden dengelememiz gerekiyor; mevcut durum sürdürülemez” dedi.
Çin’in, geçen yıl kaydedilen 1,19 trilyon dolarlık rekor küresel ticaret fazlasına ulaşma ya da bu rakamı aşma yolunda ilerlediği bir dönemde, renminbinin değer kazanmasına izin verilmesi ve vergi iadelerinin azaltılması dışarıdan gelen baskının bir kısmını hafifletebilir. Ancak her iki adım da ekonominin ayakta kalan az sayıdaki büyüme motorundan birine zarar verebilir.
Bazı önde gelen Çinli ekonomistler, daha güçlü bir para biriminin dolar üzerinden fiyatlanan petrol ve diğer ithal ürünlerin maliyetini azaltarak Çin’e fayda sağlayabileceğini savunmaya başladı.
Piyasa güçleri de rol oynasa da Çin Merkez Bankası ve kamu bankaları, renminbinin değerini belirlemek amacıyla döviz piyasalarına yoğun biçimde müdahale ediyor.
Şanghay’daki Fudan Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Shen Guobing, aralık ayında yaptığı konuşmada, “Döviz kuru meselesini yeniden değerlendirmemiz gerekiyor: Renminbinin değer kazanması mutlaka tamamen olumsuz değildir; değer kaybı ise ihracatı etkili biçimde artırmayabilir” dedi.
Pekin, renminbinin kayda değer ölçüde değer kazanmasına izin verme konusunda temkinli davranıyor. Politika yapıcılar Avrupa’nın hoşnutsuzluğunun son derece farkında ancak renminbinin hızla değer kazanmasının ülkenin devasa ihracat makinesini yavaşlatmasından endişe ediyor.
Aynı temkinlilik ihracata yönelik vergi iadelerinde de görülüyor. COVID-19 pandemisinden önce bu iadeler vergi gelirlerinin yaklaşık onda birini tüketiyordu. Şimdi ise ekonominin iç kesimlerinin büyük bölümü durgunlaşırken ihracatın hızla artmasıyla bu oran neredeyse sekizde bire yükseldi.
Çin, gelecek yıl batarya ihracatçılarına sağlanan vergi iadelerini durdurmayı planladığını açıkladı. Bazı etkili ekonomistler ise hükümete çok daha ileri gitmesi çağrısında bulunuyor.
Eski Chongqing Belediye Başkanı Çinli ekonomist Huang Qifan, mayıs ayında yaptığı konuşmada, “Esasen bir tür ihracat sübvansiyonu olan ihracat vergi iadeleri azaltılmalı” dedi.
Pekin’in ihracatı tehlikeye atmak konusundaki isteksizliğinin nedenleri, Çin’in güneyindeki İnci Nehri Deltası’nda bulunan ve ülkenin hazır giyim ihracat sektörünün kalbi olan Guangzhou’da görülebiliyor.
Haizhu Adası’nda onlarca kadın ve erkek, bir öğleden sonra geç saatlerde, kendilerine bir günlük dikiş işi karşılığında 45 ila 60 dolar ödemeye razı birini saatlerce bekledikten sonra açık hava işçi bulma alanında oyalanıyordu.
İşçi bulma alanındaki ve yalnızca soyadının Liu olduğunu söyleyen bir işçi, “İşler yavaşladı. Yılın ilk yarısı biraz daha iyiydi ama şimdi durum gerçekten çok kötü” dedi.
Çin’deki konut piyasası çöküşü yeni kıyafetlere yönelik iç talebi ciddi biçimde zayıflatırken, gümrük vergileri ve daha düşük ücretli ülkelerden gelen rekabet de ihracata zarar verdi. Soyadının Yi olduğunu söyleyen bir dikiş makinesi distribütörünün sahibi, ihracatın ve iç talebin çok daha güçlü olduğu birkaç yıl önce gündelik işçi ücretlerinin zaman zaman 150 dolara kadar çıktığını söyledi.
Yi, “Önceki yıllarla karşılaştırıldığında işlerimiz bu yıl en az üçte bir azaldı; hatta neredeyse yarı yarıya düştüğünü bile söyleyebilirsiniz” dedi.
Bu tür bir zayıflık, Pekin’in ihracatı daha da olumsuz etkileyebilecek politikaları neden göze almak istemediğini açıklamaya yardımcı oluyor. İsviçre’nin Basel kentindeki Uluslararası Ödemeler Bankası’nın (BIS) verilerine göre, renminbinin enflasyondan arındırılmış değeri 2022’ye kadar uzun yıllar boyunca kademeli olarak yükseldi.
Bu durum, Mart 2022’de Şanghay’da sıkı bir COVID kapanmasının başlamasının ardından değişti. Tüketici güveni, hükümetin 36 yıllık kayıt tarihindeki en düşük seviyesine gerilerken şirketler ve hane halkları tasarruflarını Çin dışına çıkarmaya yöneldi. Renminbi, sonunda yaklaşık yüzde 20’lik değer kaybına ulaşacak uzun süreli bir düşüşe başladı.
Bu düşüş, Çin’deki konut piyasasının çöküşüyle aynı döneme denk geldi. İkinci el konut fiyatları 2021 yazından bu yana yaklaşık yüzde 40 gerileyerek hane halklarının birikimlerini eritti ve tüketici harcamalarını daha da zayıflattı.
Renminbi son 15 ayda bir miktar değer kazanmış olsa da enflasyona göre düzeltildiğinde COVID öncesindeki seviyelerin oldukça altında kalmaya devam ediyor.
Kur hareketlerinin, şirketlerin bileşenleri ve diğer girdileri nereden satın alacağına ilişkin kararlarını değiştirmesi zaman alabiliyor. Milwaukee merkezli tedarik zinciri danışmanlık şirketi ABC Group’un Genel Müdürü Joe Jurken, ABD’li ithalatçıların bir para birimi dolar karşısında keskin biçimde hareket etmediği sürece yeni tedarikçi arayışına girme eğiliminde olmadığını söyledi.
Jurken, “Yüzde 15’lik bir değer artışı dikkatleri çeker ve bazı görüşmelerin başlamasını sağlar” dedi.
Çin’in ihracat gücünün tek nedeni zayıf para birimi değil. Çinli şirketler bataryalar, elektrikli araçlar ve güneş panelleri gibi sektörlerde yaptıkları inovasyonlarla son derece güçlü rakipler haline geldi. Ülke içindeki sert rekabet de üreticileri maliyetleri ve fiyatları düşürmeye zorladı.
Ancak bazı ekonomistler, bu düşük fiyatların iç ekonomideki zayıflıkları da yansıttığını; bunlar arasında ücretler ve şirket kar marjları üzerindeki baskının bulunduğunu savunuyor.
Ticari bir araştırma kuruluşu olan Xijing Araştırma Enstitüsü’nün kurucu dekanı Zhao Jian, Çinli ekonomi yayını Caixin’de 22 Eylül’de yayımlanan yorumunda, “Çin mallarının yüksek kalitesi ve düşük fiyatı küresel bir başarıdır, ancak bu başarı Çinli işçilerin baskılanmış ücretleri ve şirketlerin sıkışan kar marjları üzerine kuruludur” diye yazdı.

