Washington’un Grönland’i askeri güç dahil seçeneklerle gündemine alması, NATO’nun kuruluşundan bu yana karşılaştığı en ciddi iç kriz ihtimallerinden birini doğurdu. Daha önce balıkçılık anlaşmazlıklarından Kıbrıs’a uzanan gerilimler yaşayan ittifak için soru aynı: NATO bu işi nasıl çözecek?
ABD yönetiminin Grönland’i “satın alma” ya da askeri yollarla kontrol altına alma ihtimalini yeniden dillendirmesi, NATO tarihinde eşi görülmemiş bir tartışmayı tetikledi. Yarı özerk bir Danimarka toprağı olan Grönland, hâlihazırda ABD’nin Danimarka ile koordinasyon içinde işlettiği Pituffik Uzay Üssü’ne ev sahipliği yapıyor. Ancak Washington’un “Arktik’te rakipleri caydırma” gerekçesiyle doğrudan güç kullanımını ima etmesi, ittifakın temel ilkelerini sorgulatıyor.
Danimarka ve ABD, NATO’nun kurucu üyeleri arasında yer alıyor. Bu nedenle olası bir askeri hamle, ittifakın kolektif savunma mekanizması olan 5. Maddeyi işlevsiz hale getirebilecek bir senaryoyu gündeme taşıyor. Avrupa ve Kanada’dan gelen hızlı destek açıklamaları, NATO içinde bir “hasar kontrolü” arayışına işaret ediyor.
Al Jazeera’nin görüş aldığı uzmanlara göre, bir NATO üyesinin başka bir NATO üyesine karşı güç kullanması, ittifak tarihinde görülmemiş bir kırılma olur. 5. Madde, dış tehditlere karşı ortak savunmayı öngörüyor; üyeler arası bir saldırı durumunda ise karar mekanizması kilitleniyor. Zira maddenin işletilmesi oybirliği gerektiriyor ve NATO’nun “kendi kendine savaş ilan etmesi” hukuken mümkün değil.
NATO üyeleri daha önce savaşın eşiğinden döndü mü?
Tarih, NATO içinde ciddi gerilimlerin yaşandığını gösteriyor. Bunların bir kısmı sınırlı askeri temaslara kadar vardı.
1958–1976 Cod Wars (İngiltere–İzlanda):
Kuzey Atlantik’te balıkçılık hakları nedeniyle iki NATO üyesi arasında yaşanan kriz, donanmaların karşı karşıya gelmesine kadar tırmandı. Gemilerin birbirine çarpması ve ağ kesme operasyonlarıyla hatırlanan bu süreçte NATO, Sovyet denizaltılarını izlemek için kritik önemdeki Keflavik Üssü’nü kaybetmemek adına Londra üzerinde baskı kurdu. Sonuçta İzlanda kazandı ve bugün küresel standart olan 200 millik münhasır ekonomik bölge kabul edildi.
1974 Kıbrıs Krizi (Yunanistan–Türkiye):
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a müdahalesi, NATO’nun üyeleri arasında gerçek bir savaş ihtimaline en çok yaklaştığı an olarak kayda geçti.
Yunanistan, NATO’nun Türkiye’yi dizginleyemediği gerekçesiyle askeri kanattan çekildi. Soğuk Savaş koşullarında iki ülkenin de vazgeçilmez görülmesi, ittifakın çatışmayı sınırlı tutmasında belirleyici oldu.
1995 Turbot Savaşı (Kanada–İspanya):
Kanada’nın balıkçılık kotalarını zorla uygulatması, İspanyol balıkçı gemilerinin durdurulması ve uyarı ateşleriyle sonuçlandı. İspanya’nın donanma devriyeleri göndermesiyle gerilim tırmandı. Kriz, AB arabuluculuğunda çözüldü.
Silah değil siyaset: Derin ayrışmalar
NATO’nun iç çatışmaları yalnızca sıcak temaslarla sınırlı kalmadı. 1956 Süveyş Krizi, Vietnam Savaşı, Kosova, Irak ve Libya müdahaleleri ittifakın siyasi olarak da ne kadar kırılgan olabildiğini gösterdi.
Süveyş’te ABD, Fransa ve İngiltere’ye açıkça karşı çıktı; Vietnam’da Fransa NATO’nun askeri kanadından ayrıldı; 2003 Irak işgali ise ittifakı “gönüllüler koalisyonu” ile fiilen böldü. Libya’da ise aylar süren koordinasyon krizleri yaşandı.
Bugüne kadar NATO, tüm iç anlaşmazlıklara rağmen dağılmadı. Ancak Grönland meselesi, önceki örneklerden farklı olarak doğrudan bir toprak ve egemenlik tartışmasını içeriyor. Analistlere göre bu dosya, NATO’nun yalnızca askeri değil, siyasi varoluşunu da sınayacak.
Soru net: NATO, üyelerinden birinin diğerine yönelttiği tehdidi absorbe edebilir mi? Grönland krizi, ittifakın bu soruya vereceği en zor yanıt olabilir.

