1. Haberler
  2. Ekonomi
  3. Enerjide ‘stokçuluk’ krizi başladı: Ülkeler bir bir hayatta kalma moduna geçiyor

Enerjide ‘stokçuluk’ krizi başladı: Ülkeler bir bir hayatta kalma moduna geçiyor

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Reklam Alanı

Peter S. Goodman / New York Times

Ortadoğu’daki savaş nedeniyle yükselen enerji fiyatları, ekonomi ders kitaplarında anlatıldığı gibi piyasaların kimin neyi alacağına verimli şekilde karar verme gücünü gösteriyor gibi görünebilir.

Ancak gerçek dünyada daha kaba bir güç türünün devrede olduğu görülüyor.

Çatışma, Basra Körfezi’nden gelen petrol arzını ciddi şekilde daralttı. Çin, Japonya, Avrupa ve ABD gibi finansal imkânlara sahip ülkeler, ihtiyaç duydukları petrolün büyük bölümünü ne gerekiyorsa ödeyerek güvence altına alıyor. Bazıları ise ellerindeki kaynakları korumak için ihracatı kısıtlıyor.

Bu durum fiyatları her yerde yukarı itti. Aynı zamanda Asya’daki daha az varlıklı ülkelerde, Sahra altı Afrika’da ve Latin Amerika’da kıtlık tehdidi büyüyor.

Stokçuluk enerji krizini derinleştiriyor

Bazı ekonomistler bu durumu “stokçuluk” olarak tanımlıyor.

Massachusetts Amherst Üniversitesi’nden ekonomist Isabella Weber, “Piyasa uyumlu ve dengeli bir dağıtım mekanizması değil; sonunda adeta güçlünün kazandığı bir orman kanununa dönüşüyor. Fiyatların patlaması üzerinden yapılan paylaştırma ise temelde adaletsiz sonuçlar doğuruyor” ifadelerini kullandı.

Dünya, ilk kez olmamak üzere, kıtlık korkusunun kendi kendini gerçekleştiren bir sürece dönüşebildiği gerçeğiyle yeniden yüzleşiyor. Petrol ve doğalgaz gibi kritik emtiaların fiyatlarındaki artış, alarm ve panik alımlarının oluşturduğu bir geri besleme döngüsüyle büyüyor. Ulusal hükümetler ekonomilerinin hayati mallardan mahrum kalmasını önlemek için alım yaparken, bu davranış diğer ülkelerin de arzı kilitleme motivasyonunu güçlendiriyor.

Bu gerçek, onlarca yıl boyunca küresel gıda arzındaki sarsıntılarla da görüldü. Benzer bir hikâye COVID-19 pandemisi sırasında da yaşandı; ülkeler koruyucu ekipman ihracatını yasakladı ve sınırlı sayıdaki hayat kurtaran aşı dozları için rekabet etti. Şimdi aynı dinamik, küresel enerji fiyatlarını yükseltiyor; Hindistan’da tüp gaz, Güneydoğu Asya’da ise jet yakıtı sıkıntısı ortaya çıkıyor.

“Her ülke hayatta kalma moduna geçiyor”

Cornell Üniversitesi’nden uluslararası ticaret uzmanı Eswar Prasad, “Bir kez daha büyük ve beklenmeyen bir şok dünya ekonomisini vurdu ve her ülke kendi başının çaresine bakıyor. Bu, dünyanın birlikte hareket edip sorunu ortak şekilde çözmeye çalıştığı bir durum değil. Her ülke hayatta kalma moduna geçiyor”
Geçen hafta Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ortak bir çağrı yaparak ülkeleri enerji stoklamamaya ya da ihracatı yasaklamamaya çağırdı ve bu tür adımların küresel durumu daha da kötüleştireceği uyarısında bulundu.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, kurumunun küresel ekonomik büyüme tahminini aşağı çekerken “Zarar vermeyin” çağrısında bulundu.

Reklam Alanı

Bu uyarı, Çin ve Tayland’ın jet yakıtı ihracatını durdurmasının ardından geldi. Bu ülkeler, iç piyasada yeterli stok bulundurmayı hedefliyor.

Tayland için havacılık sektöründe yaşanacak bir sorun, devasa turizm endüstrisi açısından risk anlamına geliyor. Enerjinin tükenebileceği endişesi ise zaten gerçeğe dönüşmeye başlamıştı.

Hükümet dizel fiyatlarını sınırladıktan sonra sürücüler panik alımlarıyla akaryakıt istasyonlarına akın etti.

Ardından yetkililer yakıtı karneyle dağıtmayı planlamaya başladı.

Ancak jet yakıtı ihracatının yasaklanması bölgedeki diğer ülkelere de maliyet yükledi ve Vietnam, Myanmar ve Pakistan gibi ithalatçı ülkelerde kıtlık yarattı.

Avrupa’daki büyük havayolu şirketleri yakıtın tükenebileceği riskine dikkat çekti. Lufthansa Grubu fiyatların iki katına çıktığını belirterek ekim ayına kadar 20 bin uçuşu iptal edeceğini açıkladı.

Avrupa jet yakıtının dörtte üçünü Basra Körfezi tedarikçilerinden alıyor ve bunun büyük kısmı ABD ile İran arasındaki çatışmanın merkezinde yer alan dar Hürmüz Boğazı’ndan taşınıyor.

Ortadoğu’dan gelen enerjiye bağımlılık konusunda uzun süredir kaygılı olan Çin hükümeti, son yıllarda dev petrol ve doğal gaz stoklarını büyüttü. Çin ayrıca güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminde dünyanın lideri haline geldi. Buna rağmen Çin, petrolünün yaklaşık yüzde 13’ünü İran’dan alıyor ve bu nedenle savaş Pekin için ciddi bir endişe kaynağı.

ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda savaşı başlatmasından bu yana Çin, çatışma nedeniyle kesintiye uğrayan petrol sevkiyatlarının yerine Rusya ve Brezilya’dan daha fazla petrol almaya çalışıyor.

Ancak bu kolay bir süreç değil. Çin’in ham petrol ithalatı bu yıl 2025’e kıyasla yaklaşık yüzde 10 düştü. Buna rağmen Çin’in benzersiz petrol depolama kapasitesi, tükenme riskini büyük ölçüde azaltıyor.

Daha küçük ekonomiler ise bu kapasiteye sahip değil ve bu durum onları ciddi bir dezavantajla karşı karşıya bırakıyor.

Filipinler’de hayat durma noktasına geldi

Petrolünün yüzde 90’ını Basra Körfezi’nden ithal eden Filipinler, geçen ay hızla artan benzin fiyatları nedeniyle ulusal acil durum ilan etti. Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., motosikletli üç tekerlekli araçlar ve jeepney sürücülerine sübvansiyon vererek baskıyı hafifletmeye çalışıyor. Ancak bu adım sürücülerin öfkesini dindirmedi ve grevler düzenlendi.

Hükümet ayrıca şehirlerde önemli bir yemek pişirme yakıtı olan sıvılaştırılmış petrol gazı üzerindeki yakıt vergilerinin tahsilatını da durdurdu.

Hindistan’da ise yemek pişirmek için yaygın olarak kullanılan tüp gaz nedeniyle yetkililer stokçuluk yaptığı iddia edilen işletmelere baskın düzenliyor.

ABD’de Başkan Donald Trump, savaşın ekonomik etkilerini sınırlamak için Stratejik Petrol Rezervi’nden milyonlarca varil petrol piyasaya sürmeye çalışıyor.

Japonya da benzer bir yöntem izliyor.

Enerji ithalatına bağımlı olan Avrupa ülkeleri, jet yakıtı ve diğer ürünler için Asya’daki zor durumdaki rakiplerinden daha yüksek fiyatlar teklif ederek küresel fiyatları yukarı itiyor.

Bazı uzmanlar, enerjiye erişimdeki bu dengesizliğin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra küreselleşmeyi yönlendiren ekonomik doktrine de bir meydan okuma olduğunu söylüyor. Bu doktrin, daha fazla ticaretin hayati mallara erişimi artırarak istikrar sağlayacağı fikrine dayanıyordu.

Columbia Üniversitesi’nden Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, “İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan sistem sınırların önemli olmadığı fikrine dayanıyordu. Her şey için küresel bir fiyat vardı. Ama ülkeler stok yapmaya başladığında bu artık geçerli değil. Sınırlar önem kazanıyor” dedi.

0
be_endim
Beğendim
0
dikkatimi_ekti
Dikkatimi Çekti
0
do_ru_bilgi
Doğru Bilgi
0
e_siz_bilgi
Eşsiz Bilgi
0
alk_l_yorum
Alkışlıyorum
0
sevdim
Sevdim
Sorumluluk Reddi Beyanı:

Pellentesque mauris nisi, ornare quis ornare non, posuere at mauris. Vivamus gravida lectus libero, a dictum massa laoreet in. Nulla facilisi. Cras at justo elit. Duis vel augue nec tellus pretium semper. Duis in consequat lectus. In posuere iaculis dignissim.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haber Taksim ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.