İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve dönmesinden bu yana sekizinci kez Oval Ofis’te bir araya geliyor. Ancak İsrailli lider, bu kez Washington’a önceki ziyaretlerine kıyasla çok daha zayıf, etkisiz ve yalnız
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Salı günü ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmek üzere sekizinci kez Oval Ofis’e çıkıyor. Axios’un haberine göre İsrail lideri, bu kez Beyaz Saray’a önceki sekiz buluşmanın tamamından daha zayıf ve daha az nüfuz sahibi bir lider olarak adım atıyor.
Konunun önemine bakıldığında, 28 Şubat’ta Trump ve Netanyahu İran’a karşı birlikte savaşa girdiğinde iki lider arasında hiçbir görüş ayrılığı yok gibi görünüyordu.
Tam beş ay sonra, iki liderin çıkarları her zamankinden daha fazla ayrışmış durumdadır. Birbirlerinin niyetlerinden şüphe duymaya başlamalarıyla birlikte aralarındaki gerilim ve hoşnutsuzluk da derinleşmiştir.
Gelişmelerin merkezinde ise Netanyahu’nun bu ziyaretinin, Trump’ın İran’daki ABD saldırılarını askıya almasından ve temsilcilerinin İran rejimiyle yeniden bir anlaşma müzakeresi yürütmeye çalıştığını duyurmasından birkaç gün sonra gerçekleşmesi yatıyor.
En kötü senaryoya hazırlık
Geçtiğimiz Cuma günü Netanyahu, kabinesiyle savaş hakkında maraton görüşmeler gerçekleştirmek zorunda kaldı. Bu süreçte Trump’ın düşünceleri ve planları hakkında neredeyse tamamen karanlıkta bırakıldı.
Koordinasyon eksikliği, Netanyahu ve İsrail Savunma Kuvvetleri’ni (IDF) en uç senaryoya, yani ABD’nin büyük ölçekli askeri operasyonlara geri dönme ihtimaline hazırlanmaya sevk etti. İsrail, Trump’ın saldırıları durdurma kararı aldığını ancak Cuma gecesi geç saatlerde öğrenebildi.
Trump, müzakerelerin başarısız olması halinde büyük ölçekli bir askeri kampanyaya yeniden başlamayı değerlendirdiğini ifade ediyor.
Netanyahu ile yapılacak görüşme, Trump’ın iki ülke arasındaki olası koordinasyon da dahil olmak üzere atacağı sonraki adımları tarttığı bu dönemde büyük önem taşımakta.
Telefon görüşmeleri seyrekleşti
Savaşın ilk birkaç ayında Trump ve Netanyahu, durum değerlendirmesi yapmak ve koordinasyon sağlamak amacıyla neredeyse her gün telefonda konuşuyordu. Son haftalarda bu görüşmeler giderek seyrelmeye başladı.
Kaynaklar, Netanyahu’nun Trump’ın yaklaşımı hakkında bilgi alabilmek için Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya daha fazla bel bağlamaya başladığını aktarıyor.
Netanyahu, Salı günkü oturum için Trump’ın takviminde yer bulmakta dahi zorlandı. Geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’a gelmek isteyen İsrail lideri, randevu almayı başaramadı.
8 Nisan’daki ateşkesin ardından Netanyahu’nun Trump’ın savaş politikaları ve karar alma süreçleri üzerindeki etkisi kademeli olarak azaldı.
Trump, Netanyahu’nun tüm şüphelerine rağmen Haziran ortasında İran ile mutabakat zaptını imzaladı. ABD’li ve İsrailli yetkililer, İsrail Başbakanı’nın rejim kapasitesini daha da zayıflatmak amacıyla savaşı sürdürme konusunda Trump’ı ikna etmeye çalıştığını ancak başarılı olamadığını belirtiyor.
Anlaşma imzalandığında Netanyahu, sürecin kendiliğinden çökmesini umarak kamuoyu önünde açıkça karşı çıkmadı. Nitekim anlaşma birkaç hafta sonra çöktü.
Pazartesi günü Trump, İran konusunda Netanyahu ile aralarında bir mesafe olduğunu kabul etti.
Air Force One uçağında gazetecilerin savaşa dair Netanyahu ile aynı çizgide olup olmadıklarını sorması üzerine Trump, “Ufak bir fikir ayrılığımız var ama birbirimize oldukça yakınız” yanıtını verdi.
Türkiye’ye F-35 satışı ve Türkiye
Görüş ayrılıklarının en somut örneklerinden biri de iki hafta önce yaşandı. Netanyahu, Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarının satılmasına yönelik anlaşmada Trump’ı geri adım attırmaya muvaffak olamadı.
Netanyahu’nun anlaşmaya yönelik itirazlarına değinen Trump, pazartesi günü yaptığı açıklamada net bir tavır koydu:
“Bana neyi satıp neyi satmayacağımızı kimse söyleyemez. Türkiye benim için muazzam bir müttefik oldu. Türkiye İsrail’in pek hayranı değil… Bibi’nin de pek hayranı sayılmaz.”
Netanyahu, Trump yönetiminin geçen hafta Suudi Arabistan ile imzaladığı nükleer anlaşmayla da hazırlıksız yakalandı.
Bir Netanyahu danışmanı, İsrail Başbakanı’nın anlaşma metninde Suudi Arabistan’ın İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesini zorunlu kılan bir maddenin yer almadığını öğrenince büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını belirtti. Bu madde, İsraillilerin uzun süredir ısrarla talep ettiği bir koşuldu.
Trump geçen hafta nükleer anlaşmanın Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılmasına ve İsrail ile bir barış anlaşması imzalamasına bağlı olacağını söylemişti. Ancak Pazartesi günü Başkan, bu konuyu Suudi liderlerle görüşmediğini itiraf etti.
Doğrudan bilgiye sahip bir kaynağa göre, anlaşmanın bu hafta Kongre’ye sunulması bekleniyor ancak metinde Suudi-İsrail normalleşmesine dair herhangi bir hüküm bulunmuyor.
Washington’da artan tepkiler
Netanyahu bugünlerde Washington’da Demokratlar, Trump’ın yakın çevresi ve MAGA (Make America Great Again) tabanı arasında oldukça popülerliğini kaybetmiş durumdadır.
Trump kamuoyu önünde Netanyahu ile ilişkilerinin halen çok iyi olduğunu söylese de, özel görüşmelerinde İsrailli lidere karşı huzursuzluğunu dile getirmektedir.
Trump’ın yakın çevresindeki birçok üst düzey yetkili, Netanyahu’nun savaş konusunda sürekli yanlış öngörülerde bulunduğunu savunarak kendisine karşı mesafeli bir tutum takınmıştır. Vance de dahil olmak üzere çok sayıda ABD’li yetkili, Netanyahu’yu gerçekleşmeyen pembe tablolar çizmekle suçlamıştır.
Üst düzey bir ABD’li yetkili durumu şu sözlerle özetledi:
“Gelecek, vaatlerde bulunacak ve ardından bizim her şeyi tek tek doğrulamamız gerekecek.”
Tüm bunlara rağmen Netanyahu, geçmişte defalarca benzer endişelerle girdiği Trump görüşmelerinden istediğini alarak ve Trump’ı kendi çizgisine çekerek çıkmayı başardı.
Öte yandan Netanyahu, üç ay sonra sadece siyasi geleceği için değil, aynı zamanda kişisel özgürlüğü için de hayati önem taşıyan bir seçime gidecektir. Trump’ın kendisini desteklemesini istemekte fakat Trump şu ana kadar bu desteği açıkça vermedi.
Trump ile Netanyahu arasında gerçekleşecek görüşmenin basına kapalı yapılması planlanmakta. Trump’ın kameralar karşısına geçmeye karar vermesi halinde Netanyahu, zafer pozu veren bir fotoğrafla ayrılabileceği gibi, Zelenski örneğinde olduğu gibi sert bir azarla da karşı karşıya kalabilir.

