Gelecekteki ABD yönetimlerinin nasıl bir yol izleyeceğinden bağımsız olarak, Avrupa artık özellikle kendi savunması ve güvenliği söz konusu olduğunda Amerikan üstünlüğüne ve iyi niyetine güvenemez. Stratejik özerklik arayışı başladı ve bu süreç NATO’nun önde gelen askeri güçlerinden biriyle yeniden angajmanı da içermeli
Avrupa, son on yılların en ciddi güvenlik kriziyle karşı karşıya. Bu durum Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana açık hale gelmiş olsa da, krizin kökeni daha derin bir stratejik başarısızlığa dayanıyor: savunmanın dışarıya devredilmesi.
Avrupa, demokrasi, insan hakları ve iyi yönetişimi teşvik etmesi sayesinde bir yumuşak güç merkezi olmaya devam ediyor.
Kıta, acilen, güvenilir bir güvenlik çerçevesi geliştirerek stratejik özerkliğini sağlamalı. Verilecek yanıt hem geniş kapsamlı ve kapsayıcı hem de gerçekçi olmalı; NATO’yu tamamlamalı ve Türkiye gibi vazgeçilmez üyeleri içermeli.
Avrupa’nın güvenlik mimarisi uzun yıllardır yoğun tartışmaların konusu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO’nun “beyin ölümünden” söz etmesinden henüz iki yıl sonra Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kendini en büyük askeri çatışmanın hemen yanı başında buldu. Bu arada ABD, kıtanın birincil güvenlik garantörü rolünden rahatsızlık duyduğuna dair sinyaller verirken, çıkarların ve fırsatçılığın ittifakların ve ortaklıkların yerini aldığı daha geniş uluslararası sistem de çözülmeye başladı.
Bu eğilimler küresel ölçekte yaşanıyor, ancak etkilerini en yoğun hisseden Avrupa. Trump yönetiminin sert söylemi bir uyarı niteliği taşıdı. Avrupa güvenliğinin yükünün önemli bir bölümünü ABD üstlenirken, kıta güvenlik maliyetini fazla önemsemeden refahın tadını çıkardı.
Washington ise artık kıtanın sürekli koruyucusu olmayacağını açıkça ortaya koyuyor.
Trump’ı suçlamak anlamsız, Avrupa olacakları öngörmeliydi
Trump’ı suçlamanın bir anlamı yok. Avrupa liderleri bugün yaşananları öngörmeliydi.
Kıtanın, güvenliğin dış kaynaklara devredilemeyeceğinin hatırlatılmasına ihtiyacı vardı. Hatırlatmanın tonu talihsiz olmuş olabilir, ancak bu an er ya da geç gelecekti. Gelecekteki ABD yönetimleri hangi yönde ilerlerse ilerlesin, Avrupa artık Amerikan üstünlüğüne ve iyi niyetine güvenemez.
Stratejik özerklik arayışı başlamıştır ve geri dönüş yoktur.
Stratejik eksikliklerine rağmen Avrupa kendisini küçümsemiştir. Demokrasi geleneği, parlamenter sistemi, iyi yönetişim anlayışı, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygısıyla dünya için hâlâ bir ilham kaynağıdır. Son yıllarda bu değerler geri planda kalmış olsa da, modern dünyaya en büyük katkılarından biri olmaya devam ediyor. Demokrasiler birbirine ihtiyaç duyar ve çalkantılı dönemlerde ortak değerlerini savunmalı.
Avrupa, ilkelerinden vazgeçmeden sert gücünü artırmalı.
Yeni bir Avrupa güvenlik düzeni NATO’nun yerini almaya çalışmamalı ve yalnızca AB’nin siyasi ve bürokratik temellerine dayanmamalı. Avrupa, AB üyesi olmayan NATO müttefikleri olmadan kendisini savunma kapasitesine sahip değil. Sağlam bir güvenlik çerçevesi Atlantik’ten Karadeniz’e uzanmalı, Türkiye ve Birleşik Krallık’ı kapsamalı. Avrupa, kurumsal AB sınırlarıyla sınırlı değil, en geniş coğrafi ve stratejik anlamıyla ele alınmalı.
AB, Türkiye’nin adaylık sürecinde yapılan hataları tekrarlamayı göze alamaz. O dönemde tek taraflı kurallar ve siyasi kibir ilerlemeyi raydan çıkarmıştı. Bugün ise ihtiyaç duyan taraf AB’dir. Stratejik bir güç haline gelmek yalnızca politika değişimini değil, zihniyet değişimini de gerektirir. Başkalarına ders verme eğiliminin yerini gerçek işbirliği ve samimi diyalog almalıdır.
Türkiye’nin AB katılım müzakerelerini yürüten kişi olarak, bazı AB liderlerinin samimiyetsizliğine doğrudan tanık oldum.
Kıbrıs meselesinin üyeliğimizi engellemek için nasıl bir bahane olarak kullanıldığını çok iyi hatırlıyorum. Oysa Yunan Kıbrıs’ın birliğe kabul edilmesi, tüm sınır sorunlarının üyelik öncesinde çözülmesi gerektiğine dair temel bir AB ilkesinin ihlaliydi.
Avrupa Türkiye’ye karşı daha dürüst ve samimi olmalı
Bu kez Avrupa liderleri Türkiye ile işbirliği konusunda daha dürüst ve samimi olmalı. Ayrıca Avrupa güvenliğinin dar ulusal çıkarlar peşindeki birkaç AB üyesi tarafından rehin alınmasına izin verilmemeli. Türkiye yalnızca önemli askeri kapasitelere değil, aynı zamanda bölgesel etki alanına ve jeopolitik ağırlığa sahip. ABD’den sonra NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahibiz.
Kafkasya’dan Orta Doğu’ya ve ötesine uzanan etkisi olan bölgesel bir güç haline geldik. Gelişen savunma sanayimiz küresel ölçekte askeri-teknolojik inovasyonun önemli bir kaynağına dönüşmüştür.
Ayrıca Avrupa güvenliği gerektirdiğinde Türkiye sürekli olarak sorumluluk almıştır. Soğuk Savaş boyunca NATO’nun güneydoğu kanadının savunulmasında merkezi bir rol oynadık ve çoğu zaman Avrupa güvenliğine katkı adına kendi ihtiyaçlarımızdan fedakârlık ettik.
Avrupa, ortak geleceğe bağlılığını göstermek için bu ahlaki borcu kabul etmeli.
Türkiye, Suriye iç savaşı ve mülteci krizi sırasında da önemli maliyetler üstlendi. Bugün de Suriye’nin ve daha geniş bölgenin istikrarına katkı sağlamaya devam ediyoruz. Ukrayna savaşında toprak bütünlüğünü destekleyerek, Rusya ile diplomasi yürüterek ve Montrö Sözleşmesi’nin garantörü olarak Karadeniz’de kararlı adımlar atarak önemimizi bir kez daha gösterdik.
Yenilenen bir Türkiye-AB ortaklığı her iki taraf için de fayda sağlayacaktır.
1950’lerde olduğu gibi, bugün de kolektif bir güvenlik düzenine bağlılık için tarihi bir fırsat bulunuyor. Küresel normların ve kuralların giderek daha fazla sorgulandığı yeni bir dönemde Türkiye’nin demokratik dünyanın bir parçası olarak kalması hayati önem taşımaktadır.
Türkiye Avrupa güvenliğinin doğal bir sütunudur
Türkiye bir Avrupa ülkesidir. Kültürel, coğrafi, tarihi ve siyasi olarak kıtaya aittir. Avrupa ortaklarıyla yeniden angajman ve gerilen ilişkilerin onarılması, iç politik standartların ve iyi yönetişimin güçlenmesine katkı sağlayacağı gibi ekonomik cazibemizi de artıracaktır. Türkiye ile bazı AB ülkeleri arasındaki ilişkiler gergin kalabilir, ancak zorunluluk çoğu zaman buzları eritir. Türkiye Avrupa güvenliğinin doğal bir sütunudur; onsuz yapı eksik kalır.
Birçok gözlemcinin belirttiği gibi, Türkiye’nin SAFE (Avrupa için Güvenlik Eylemi) gibi Avrupa savunma mekanizmalarına dahil edilip edilmeyeceği ve nasıl dahil edileceği belirleyici olacaktır. Böyle bir adım, Avrupa’nın güvenilir bir güvenlik mimarisi kurma konusundaki ciddiyetini de gösterecektir.
Türkiye güvenliği güçlendirebilir ve aynı zamanda Avrupa’nın normatif çerçevesiyle yeniden yakınlaşmadan fayda sağlayabilir.
Böyle bir işbirliği tüm tarafların yararına olur. Kriz zamanlarında, anın gereğini yerine getirmek yaratıcı düşünce ve cesaret gerektirir. Avrupa’nın potansiyelini tam anlamıyla ortaya koymasının zamanı gelmiştir.
Abdullah Gül /Project Syndicate

