Dünyanın her geçen gün daha kaba, daha bencil ve daha adaletsiz bir yer hâline geldiği duygusu yaygın. Ancak farklı ülkelerde yapılan geniş ölçekli araştırmalar, bu algının aksine insanların hâlâ dürüstlük, yardımseverlik ve adalet gibi temel değerleri önemsediğini ortaya koyuyor
Toplu taşıma araçlarında yüksek sesle açılan telefonlar, müşteri hizmetlerinde normalleşen sözlü şiddet ve sosyal medyada hızla yayılan nefret dili…
Günlük hayatın küçük sahneleri ve peş peşe gelen karamsar haberler, birçok insana dünyanın hızla “kötüleştiği” hissini veriyor. İnsanlığın ortak bir akıl ve nezaket kaybı yaşadığı düşüncesi giderek yaygınlaşıyor.
Bilimsel veriler ise bu duygunun gerçeği tam olarak yansıtmadığını gösteriyor.
Science Alert tarafından derlenen araştırmalara göre, dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanlar davranışların giderek kötüleştiğine inanma konusunda neredeyse hemfikir. Ancak insanların neye değer verdiğine ve gerçekte nasıl davrandıklarına bakıldığında tablo önemli ölçüde değişiyor.
Değerler değişmiyor
49 farklı kültürel gruptan 32 binden fazla kişinin katıldığı geniş ölçekli bir çalışmada, sadakat, dürüstlük ve yardımseverlik en üst sıralarda yer aldı.
Güç ve maddi zenginlik ise listenin alt sıralarında kaldı. Avrupa Sosyal Araştırması (European Social Survey) verileriyle oluşturulan etkileşimli bir araç, bu değer sıralamasının 2002’den 2023’e kadar onlarca ülkede neredeyse hiç değişmediğini ortaya koydu.
Araştırmalar, siyasi kimlik, din, eğitim düzeyi ve cinsiyet gibi faktörlerin sanılandan çok daha az belirleyici olduğunu da gösteriyor. Sert siyasi kutuplaşmaların yaşandığı ülkelerde bile, karşıt görüşlere sahip bireylerin temel ahlaki öncelikleri büyük ölçüde örtüşüyor.
“Kimse müdahale etmez” yanılgısı
Kamuoyunda yaygın olan bir diğer kanaat, insanların gergin ya da tehlikeli anlarda sessiz kaldığı yönünde. Ancak kameraya yansıyan gerçek olaylar bu varsayımı desteklemiyor.
Araştırmacıların incelediği kamuya açık tartışma ve çatışma görüntülerinde, çoğu durumda birilerinin araya girerek durumu yatıştırmaya çalıştığı görülüyor.
Benzer bir tablo, “kayıp cüzdan” deneylerinde de ortaya çıktı. Yaklaşık 40 ülkede yapılan küresel bir çalışmada, içinde para bulunan cüzdanların, boş olanlara kıyasla daha yüksek oranda sahibine iade edildiği tespit edildi.
Araştırmacılara göre bunun nedeni oldukça basit: İnsanlar, kaybın karşı taraf için yaratacağı zararı hesaba kattı.
İyilik davranışları her zaman bir izleyici kitlesi önünde gerçekleşmiyor. 2023’te yedi ülkede yürütülen bir deneyde, katılımcılara hiçbir koşul olmadan 10 bin dolar verildi. Sonuçlara göre, bu paranın ortalama 4 bin 700 doları başkaları için harcandı, bin 700 doları ise bağış olarak verildi.
Algı neden bu kadar kötü?
Araştırmacılara göre olumsuz davranışların daha görünür olmasının temel nedeni, dijital platformların işleyişi. Sosyal medya, öfke ve çatışmayı ödüllendiriyor; uç sesler daha sık paylaşım yapıyor ve otomatik hesaplar gerilimi büyütüyor. Afet ve kriz anlarında ise medya çoğu zaman paniği öne çıkarıyor, oysa sahada genellikle dayanışma hâkim oluyor.
Bu algının kendisi de toplumsal bir bedel yaratıyor. Çalışmalar, insanların başkalarının bencil olacağına inandığında gönüllü faaliyetlerden uzaklaştığını, kamusal hayata daha az katıldığını gösteriyor. Bu geri çekilme, korkulan toplumsal çözülmeyi bizzat besleyebiliyor.
Bilimsel veriler, zararı ve kötü davranışları inkâr etmiyor. Ancak gürültünün altında daha istikrarlı bir gerçekliğe işaret ediyor: Çoğu insan hâlâ adaleti, nezaketi ve başkaları için sorumluluk almayı önemsiyor. Bu gerçek, felaket senaryoları kadar hızlı yayılmıyor.

