Otomotiv sektörünün baskısıyla benzinli ve dizel araç yasağını gevşeten Avrupa Birliği, şimdi havayolu şirketlerinin iklim kurallarıyla karşı karşıya. Havacılık sektörü, pahalı ve sınırlı bulunan sürdürülebilir yakıt zorunluluğunun yumuşatılmasını talep ediyor
Politico’nun aktardığına göre Avrupa Birliği’nin iklim politikaları yeni bir stres testinden geçiyor. Otomotiv sektörünün yoğun lobi faaliyeti sonucunda benzinli ve dizel araçlara yönelik 2035 yasağını yumuşatan Brüksel, bu kez havayolu şirketlerinin artan baskısıyla karşı karşıya.
Havacılık sektörü, özellikle sürdürülebilir havacılık yakıtları (SAF) kullanımını zorunlu kılan düzenlemelerin gevşetilmesini istiyor.
Havayolu şirketleri, otomotiv sektörünün izlediği yolu örnek alarak Avrupa Birliği’ni geri adım atmaya zorlamayı hedefliyor. Sektörün ana itiraz noktası, kerosene alternatif olarak geliştirilen ancak çok daha pahalı ve sınırlı miktarda bulunan temiz jet yakıtlarının kullanımını zorunlu kılan ReFuelEU düzenlemesi.
SAF zorunluluğu tartışma konusu
ReFuelEU kapsamında, havayolu şirketlerinin 2026 itibarıyla yakıt karışımlarının en az yüzde 2’sini SAF’tan sağlaması gerekiyor. Bu oran 2030’da yüzde 6’ya, 2035’te yüzde 20’ye ve 2050’de yüzde 70’e çıkarılacak.
Fransız enerji devi TotalEnergies’in CEO’su Patrick Pouyanné, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı açıklamada, “Bugün bir iddiaya girerim: Otomobillerle ilgili düzenlemede ne olduysa, Avrupa’da SAF düzenlemesinde de aynısı olacak” dedi. Pouyanné, yüzde 6’lık hedefin ulaşılabilir olduğunu ancak “beş yıl sonra yüzde 20’ye çıkmanın hiçbir anlamı olmadığını” savundu.
Ryanair CEO’su Michael O’Leary ise SAF zorunluluğunu açıkça “saçmalık” olarak nitelendirdi. O’Leary, havayolu sektörünün 2030 ve sonrasındaki hedefleri tutturmasının mümkün olmadığını ileri sürdü.
Otomotiv emsal oldu
AB, daha önce 2035’ten itibaren sıfır emisyonlu olmayan araçların satışını yasaklamayı hedeflemişti. Ancak Almanya, İtalya ve Orta Avrupa’daki otomotiv ülkelerinin desteğini alan üreticilerin baskısı sonucu Avrupa Komisyonu geri adım atmış, düzenleme yüzde 100 yerine yüzde 90 emisyon azaltımı hedefiyle revize edilmişti.
Havacılık sektörü de benzer bir koalisyon oluşturmaya çalışıyor. Almanya ve İtalya arasında “rekabetçilik” vurgusuyla kurulan yeni siyasi yakınlaşma, bu çabaların önemli dayanaklarından biri olarak görülüyor. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, “Yeşil dönüşümün ideolojik bir yorumu sanayimizi dizlerinin üzerine çökertti” ifadelerini kullandı.
İtalya Ulaştırma Bakanı Matteo Salvini ise Emisyon Ticaret Sistemi’ni (ETS) ve havacılık vergilerini “ekonomik intihar” olarak tanımladı.
Komisyon geri adım atmıyor
Avrupa Komisyonu ise havacılıkta karbonsuzlaşma hedeflerinden vazgeçmeye niyetli değil. Ulaştırmadan sorumlu AB Komiseri Apostolos Tzitzikostas, yatırımların 2027’ye kadar başlamaması halinde 2030 hedeflerinin kaçırılacağını belirterek mevcut politikaların arkasında durduklarını vurguladı.
Havacılık sektörü, SAF zorunluluğunun tamamen kaldırılmasını değil, “book-and-claim” adı verilen esnek bir sistemin devreye sokulmasını talep ediyor. Bu sistem, havayolu şirketlerinin fiilen kullanmasalar bile belirli miktarda SAF satın alarak karbon kredisi elde etmesine olanak tanıyor. Komisyon ise şu aşamada bu öneriye mesafeli.
Yeşil örgütlerden sert tepki
Çevre örgütleri, otomotiv sektöründe yaşanan geri adımın ardından havacılıkta da benzer bir sürecin yaşanmasından endişeli. Ulaşım ve Çevre (T&E) adlı sivil toplum kuruluşundan Marte van der Graaf, havayollarının temel bir AB mevzuatını hedef almasını “şaşırtıcı ama hayal kırıklığı yaratıcı” olarak değerlendirdi.
Havayolu lobisi Airlines for Europe (A4E), üyelerinin 2025’te ETS kapsamında 2,3 milyar avro ödediğini, bu tutarın 2030’da ücretsiz tahsislerin kaldırılmasıyla 5 milyar avroya çıkacağını belirtiyor. Buna karşın çevre örgütleri, havacılığın iklim üzerindeki etkilerinin — özellikle iz bulutları gibi CO₂ dışı faktörlerin — bilimsel olarak uzun süredir bilindiğine dikkat çekiyor.
Brüksel’deki tartışma, Avrupa Birliği’nin iklim hedefleri ile sanayi politikası arasındaki gerilimin önümüzdeki dönemde daha da sertleşeceğine işaret ediyor.

