Trump’ın Grönland’ın egemenliğine dair çıkışları, Washington ile Avrupa başkentleri arasında yeni bir gerilim hattı yarattı. Bloomberg’e göre bu çıkış, Avrupa’nın elindeki trilyon dolarlık ABD varlıklarının bir tür finansal misilleme aracı olarak kullanılabileceği tartışmalarını tetikliyor
10 trilyon dolara Avrupa ne yapabilir?
ABD Hazine verilerine göre Avrupa Birliği sınırları içinde tutulan ABD tahvilleri, hisse senetleri ve diğer menkul kıymetlerin toplam değeri 10 trilyon doların üzerinde.
Bloomberg’in haberine göre bu varlıkların küçük bir kısmı kamu fonlarında, çok daha büyük kısmı ise özel yatırım fonları, sigorta şirketleri ve çeşitli mali kurumların elinde bulunuyor.
Yatırımcılar arasında tartışılan senaryoya göre, Avrupa ülkeleri ABD’nin ihracatını hedef alan tarifelere karşılık olarak bu varlıkların satışını teşvik edebilir veya alımları azaltabilir. Böyle bir adım, ABD’nin dış sermayeye bağımlılığı nedeniyle doların değerini ve finansal piyasalardaki risk iştahını etkileyebilir.
Zor bir misilleme
Bloomberg’in haberine göre bu tür bir adım pratikte oldukça zor görünüyor. Varlıkların büyük kısmının özel sektörün kontrolünde olması, hükümetlerin doğrudan müdahale kapasitesini kısıtlıyor. Ayrıca böyle bir satış dalgası Avrupa yatırımcısına da zarar verebileceği için, politika yapıcıların bu yönde bir adım atmaya çekindiği belirtiliyor.
Son bir yılda Trump’a açık şekilde karşı durmakta isteksiz davranan Avrupa liderleri, bu nedenle finansal cephede sert bir karşılık verme konusunda da tereddütlü.
‘Sermayenin silahlandırılması’
Yine de tartışmanın ciddiyeti piyasalar tarafından dikkatle izleniyor. Deutsche Bank’ın küresel döviz araştırma direktörü George Saravelos, ABD varlıklarının satışının “sermayenin silahlandırılması” anlamına gelebileceğini belirterek, jeoekonomik dengelerin değiştiği bir dönemde bunun artık bir “uç risk” olmaktan çıktığını ifade etti.
Saravelos’a göre ABD’nin dış finansmana bağımlılığı, böyle bir misillemenin potansiyel etkisini artırıyor. ABD’nin net uluslararası yatırım açığı uzun süredir rekor seviyelerde ve bu, dolar açısından kırılgan bir alan yaratıyor.
Societe Generale stratejisti Kit Juckes ise bu senaryonun gerçekleşmesi için tansiyonun çok daha ileri seviyeye çıkması gerektiğini vurguluyor. Juckes’e göre Avrupa kamu fonlarının ABD varlıklarını satması mümkün ancak bunun yatırım performansını riske atacak ölçekte olması pek olası değil.
Piyasalar ilk işaretleri okuyor
Gerilimin tırmanması, haftanın ilk işlem gününde küresel piyasalarda etkisini gösterdi. ABD vadeli işlemleri gerilerken, Avrupa borsalarında satışlar hızlandı. Dolar değer kaybederken altın, İsviçre frangı ve euro güçlendi. Bu tablo, geçen yıl Trump’ın tarifeleri sonrası gündeme gelen “Sell America” temasının yumuşak bir versiyonu olarak yorumlanıyor.
Avrupa’nın bugüne kadarki en somut tepkisi, Temmuz ayında tamamlanan ABD ile ticaret anlaşmasının onay sürecini durdurma önerisi oldu. Ayrıca 108 milyar dolar değerindeki ABD ürününe misilleme tarifesi hazırlıkları devam ediyor.
Almanya Maliye Bakanı, Avrupa’nın “en güçlü ticari karşı önlemlere hazır olması gerektiğini” belirtti.
‘Avrupa’nın yapacağı tek şey’ tam olarak ne?
Finansal misilleme tartışmasının en kritik noktası, varlıkların mülkiyet yapısı. Avrupa’nın elindeki ABD varlıklarının önemli bir kısmı Norveç’in 2,1 trilyon dolarlık varlık fonu gibi büyük kamu fonlarında bulunuyor.
Toplam portföyün çoğu özel yatırımcılara ait. Ayrıca Avrupa’da tutulan ABD menkul kıymetlerinin bir bölümünün son yatırımcısının Avrupa dışından olduğu biliniyor. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin sermaye araçlarını politik amaçlarla yönlendirme kapasitesi, teorideki kadar yüksek değil.
ING ekonomistleri, Avrupa’nın elindeki ABD varlıklarının “teorik açıdan güçlü bir kaldıraç” olduğunu ancak pratikte özel yatırımcıları bu varlıklardan çıkmaya zorlamanın mümkün olmadığını belirtiyor. Analistlere göre Avrupa’nın yapabileceği tek şey euro varlıklarını teşvik etmek ve piyasa beklentilerini yeniden şekillendirmek.
Gerilimin finans cephesine taşınması, sıradan bir ticaret savaşıyla kıyaslandığında çok daha geniş çaplı sonuçlar doğurabilir. Sert bir misilleme, hem doların küresel konumunu hem de ABD piyasa dinamiklerini test edebilir.
ABD açısından en kritik soru ise Avrupa’nın böyle bir maliyet üstlenmeye ne kadar istekli olduğu. Analistler şimdilik ihtimalin düşük olduğu konusunda hemfikir; ancak tartışmanın başlamış olması bile küresel sistemi temkinli bir moda sokmaya yetmiş durumda.

