İranlılar, gündemden düşmeyen ABD müdahalesini ve İran’daki durumu BBC’ye anlattı
İran’da yıl başına günler kala başlayan protestolar, kısa sürede ekonomik taleplerin ötesine geçerek rejim karşıtı sloganlara dönüştü. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi, ülke genelinde internetin kesilmesi ve artan can kayıplarıyla birlikte, İranlılar için tartışma artık teorik değil: ABD müdahalesi bir tehdit mi, yoksa tek çıkış yolu mu?
BBC’ye konuşan Mojdeh ve eşi için bu soru son derece kişisel. Washington DC’de yaşayan çift, ocak ayının başında aile ziyareti için Tahran’a gitti. Kısa ve rutin olması beklenen bu yolculuk, protestoların yayılması ve uçuşların iptal edilmesiyle belirsizliğe dönüştü.
“Hayat durdu” diyor Mojdeh. Özellikle geceleri, internetin ve hatta telefon hatlarının tamamen kesildiğini anlatıyor.
(BBC, Mojdeh ve eşinin güvenliği için isimlerini değiştirdi.)
Protestolara katılmayı planlamadıklarını söylüyor. Ancak 7 ve 8 Ocak gecelerinde bunun mümkün olmadığını ekliyor: “Evden çıktığınızda her şeyi görüyordunuz.”
Bir akşam restorandan çıktıklarında Tahran’ı tanınmaz halde bulmuşlar.
Aktardıklarına göre sokaklar kalabalıklarla doluydu, bazı bölgelerde güvenlik güçlerinin kontrolü kaybettiği hissediliyordu. “Sanki insanlar Tahran’ı işgal etmiş gibiydi” diyor.
Ekonomik öfke, rejim karşıtı isyana dönüştü
Protestolar, çöken para birimi ve derinleşen ekonomik kriz nedeniyle yılbaşından hemen önce başladı. Ancak kısa sürede İslam Cumhuriyeti’ne yönelik açık çağrılara dönüştü. Günler sonra güvenlik güçleri sert ve ölümcül bir karşılık verdi.
Gerçek can kaybını doğrulamak zor. İnternet kesintileri ve bağımsız haberciliğin yokluğu nedeniyle veriler çelişkili. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), 6 binden fazla protestocunun öldüğünü doğruladığını açıkladı. Norveç merkezli Iran Human Rights ise nihai sayının 25 bini aşabileceğini belirtiyor. İranlı yetkililer ise en az 3.117 kişinin hayatını kaybettiğini, ölenlerin çoğunun güvenlik görevlisi ya da “isyancıların” neden olduğu sivil kayıplar olduğunu savunuyor.
“ABD müdahalesi saldırı değil, yardım olarak görülüyor”
Mojdeh’in eşi için en sarsıcı olan, İran’daki yakın çevresinin ABD’nin askeri müdahalesini bir saldırı değil, “yardım” olarak görmesi olmuş.
ABD’de güvende yaşayan çift, bu umutsuzluğu anladıklarını söylüyor. Ancak yine de müdahalenin protestocuların asıl talebini — sadece rejim değişikliği değil, onur, ekonomik güvenlik ve özgürlük — getirip getirmeyeceğinden şüpheli.
“Yıkımı kurtuluşla karıştırmanın bedelinden korkuyoruz” diyorlar.
“Değişim içeriden gelmeli”
İran içinde ve diasporada yaşayanlar arasında ABD’nin rolüne dair görüşler keskin biçimde ayrılıyor. California’da yaşayan İran asıllı Amerikalı Shirin, dış müdahaleye hala umutla bakıyor.
“Uluslararası toplum gerçekten şiddeti durdurmak ve daha büyük bir küresel istikrarsızlığı önlemek istiyorsa, harekete geçmek zorunda” diyor 52 yaşındaki Shirin. Ailesinin güvenliği nedeniyle soyadını paylaşmak istemiyor.
“Yılanın başı kesilmezse zehri yayılır — sınırları, bölgeleri ve nesilleri aşar.”
Ancak Los Angeles’ta yaşayan restoran işletmecisi ve eski öğrenci aktivisti Roozbeh Farahanipour daha temkinli.
İran’da hapse atılmış biri olarak ABD müdahalesinin sonuçlarından korktuğunu söylüyor.
“Kaç kişi öldürüldü, kaç kişi yaralı, kim kayıp bilmiyoruz” diyor. “Annelerle, babalarla, kardeşlerle iletişim kuramıyoruz.”
Farahanipour’a göre uluslararası destek gerekli, ancak rejim değişikliği nihayetinde içeriden gelmeli:
“Gerçek güç birliktelik, disiplin ve kitlesel halk seferberliğinde. Rejimin kalan dayanaklarının çözülmesi, dışarıdan gelecek herhangi bir güçten çok daha belirleyici olur.”
…
“Başka yol kalmadı”
Ali ise farklı düşünüyor. İran doğumlu, 21 yıldır ABD’de yaşayan 43 yaşındaki Ali, yıllarca reform ihtimaline inanmış. 2009 ve öncesindeki protestolara işaret ederek artık umudunu yitirdiğini söylüyor.
“Her seferinde insanlar öldü ve hiçbir şey değişmedi” diyor.
Ali, rejimin reformla değişmeyeceğini savunuyor. Tam kapsamlı bir işgalden yana değil, ancak sivil hedefler yerine rejimin altyapısına ve kilit isimlerine yönelik sınırlı saldırıları savunuyor.
“İnsanların talebiyle bir rejimi hedef almak, bir ülkeye saldırmakla aynı şey değil” diyor.
Danimarka’da yaşayan İranlı aktivist ve fotoğrafçı Hemad Nazari de benzer görüşte. 2015’te İran’dan ayrılan Nazari, protestolar sırasında internet kesintileri nedeniyle İran’dan gelen tanıklıkları alternatif kanallar ve Starlink üzerinden toplayıp sosyal medyada paylaşıyor.
“Bu rejimle nasıl müzakere edeceğiz?” diye soruyor 36 yaşındaki Nazari. “En iyi zaman bir ay önceydi. İkinci en iyi zaman şimdi.”
Nazari’ye göre konuştuğu pek çok kişi, müdahalenin tek seçenek olduğuna inanıyor: “‘Sokağa çıktık, öldürüldük. Başka yol yok’ diyorlar.”
90 milyon insan için endişe
Protestolar şimdilik durulmuş görünse de baskı sürüyor. Iran Human Rights, protestoların başlamasından bu yana en az 40 bin kişinin gözaltına alındığını tahmin ediyor. Bazı tutukluların avukata erişimi yok, bazılarının nerede tutulduğu bilinmiyor.
HRANA ve diğer kuruluşlar, yaralı protestoculara yardım eden sağlık çalışanlarının da hedef alındığına dair raporlar aldıklarını söylüyor. İran Tabipler Birliği ise doktorların tutuklandığı iddialarını reddediyor.
İnternet kısıtlamaları kısmen gevşetilse de birçok hizmet hala erişilemez durumda.
İranlılar için ABD müdahalesi artık soyut bir dış politika tartışması değil. Yas, korku ve yorgunlukla şekillenen bir gerçeklik. Ve pek çok kişi için zamanın tükendiği hissi ağır basıyor.

