İstanbul Erkek Lisesi’nde yaşananlar akran zorbalığının geldiği boyutu gözler önüne sererken veriler her 4 çocuktan 1’inin zorbalık yaşadığını ve bunun yüzde 95’inin okulda gerçekleştiğini gösteriyor. Prof. Ayşe Bilge Selçuk’a göre akran zorbalığındaki artışın temel nedeni dijital dünya…
Son günlerde, öğrencilerin yaşıtlarına yönelik şiddet içerikli davranışları kamuoyunda büyük tepki topluyor. Bu olayların en çarpıcı örneği, geçen günlerde Türkiye’nin köklü liselerinden İstanbul Erkek Lisesi’nde yaşandı. İddiaya göre 9. sınıf bir grup erkek öğrenci, kız öğrenciler hakkında cinsel saldırı ve taciz ifadeleri içeren 507 maddelik bir liste hazırladı. Listenin açığa çıkmasının ardından 11. sınıf öğrencileri, 9. sınıfa giden yedi erkek öğrenciyi 24 Kasım günü darbetti. Geçen hafta yaşanan bir başka olayda da Antalya’da bir ilkokul bahçesinde çekilen görüntülerde, 11 kişilik bir grubun bir kız öğrenciyi “Vurun, acımayın” sözleriyle dövdüğü görülüyordu.
Art arda yaşanan benzer olaylar akran zorbalığının geldiği boyutu gözler önüne sererken veriler de her dört ebeveynden birinin çocuğunun akran zorbalığına maruz kaldığını gösteriyor. Futurebright Group’un Aralık 2024-Ocak 2025 tarihleri arasında 12 ilde yürüttüğü çalışmaya göre bu vakaların yüzde 95’i de okul ortamında gerçekleşiyor.
Araştırmaya göre çocukların,
Yüzde 23’ü doğrudan zorbalık mağduru.
Yüzde 50’si zorbalığa şahit oluyor.
Yüzde 1’i zorbalık uyguluyor.
Yüzde 2’si hem mağdur hem uygulayıcı.
Yüzde 24’ü zorbalıkla hiçbir şekilde karşılaşmamış.
Yüzde 13.8 ayda birkaç kez zorbalıkla karşılaşıyor
Diğer taraftan resmi veriler de pek iç açıcı değil. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile UNICEF’in araştırmasına göre, 6-17 yaş arasındaki çocukların yüzde 13.8’i ayda en az birkaç kez diğer çocuklar tarafından zorbalığa maruz kalıyor. Cinsiyete göre bakıldığında bu oran erkek çocuklarda yüzde 13.4, kız çocuklarda yüzde 14.2. Yaş grubuna göre bakıldığında ise 6-12 yaş aralığındakilerin yüzde 15.9 oranla, 13-17 yaş aralığındakilere (yüzde 10.7) kıyasla daha çok akran zorbalığına maruz kaldığı görülüyor.
Üç ana faktör
Okulda yaşanan şiddet olaylarının bazıları ‘disiplin kurullarına’ görtütlürken bazılarında ise adli süreç başlıyor. Eğitim-Sen’den hukuk sekreteri Murat Özcan ise bu dosyaların takibinden sorumlu. Özcan incelediği dosyalar üzerinden yola çıkarak birkaç yıl öncesine kıyasla akran zorbalığı vakalarının arttığını söylüyor. Özcan’a göre, son yıllarda yaşanan artışta ekonomik eşitsizliğin artması, sosyal medya ve 4+4+4 eğitim sistemi olmak üzere üç ana faktör etkili.
1. Ekonomik eşitsizlik
Alt gelir düzeyindeki ailelerin çocuklarında akran zorbalığının daha fazla görüldüğünü söyleyen Özcan, “Dışarıda istediği ücrete çalışamayan ebeveyn, işte yaşadığı olumsuzluğu evde çocuğuna şiddet şeklinde yansıtıyor. Başka bir deyişle ekonomik eşitsizlik şiddeti meşrulaştırıyor. Buna ek olarak, sosyoekonomik seviyesi düşük mahallelerde okullardaki öğrenci sayısının daha fazla olması da kontrolü zorlaştırıyor” diyor.
Özcan, anlattıklarını bir örnekle de şöyle açıklıyor: “Mesela sosyoekonomik açıdan iyi semtlerde okul kapasitesi 500-1000 öğrenci arasındayken Bağcılar gibi yerlerde bu sayı 2-3 bin aralığında, hatta bazı istisnai örneklerde bunun da üzerinde. Benim çalıştığım bölge Sarıyer, Beşiktaş, Şişli, Kağıthane ve Beyoğlu’ndan oluşyuor. Ve Beşiktaş ve Şişli’de çok nadir vakalarla karşılaşırken vakaların büyük kısmıyla Beyoğlu’nın Kasımpaşa tarafları ile Kağıthane’de karşılaşıyorum.”
2. Sosyal medya
Çocukların sosyal medya platformlarında şiddet içerikli görüntülere çok fazla maruz kaldığını söyleyen Özcan “Çocuklar hem bu platformlarda gördüklerini gerçek hayatta uyguluyorlar hem de kendi yaptıklarını da kayda alıp sosyal medyada paylaşarak bununla övünüyorlar. Tabii bu yolla, şiddet içeren görüntüler de giderek artıyor ve yaygınlaşıyor yani döngü devam ediyor” diyor.
3. 4+4+4 sistemi
Özcan’a göre akran zorbalığındaki artışın bir nedeni de 4+4+4 sistemine geçilmesi. “Yıllar geçmesine rağmen hala ilkokul ve ortaokul seviyesindeki öğrencilerin aynı okulda eğitim gördüğü çok sayıda okul var. Öyle ki bazen liseyle bile aynı binada eğitim görüyorlar. Bu da zorbalığı artıran etmenlerden biri.”
“Meslek liseleri zorbalığın en sık yaşandığı yerlerden”
Eskiden de okullarda zorbalık yaşanıyordu ancak şimdi yaşanan şiddet olaylarının sayısı gibi niteliği ve ölçüsü de arttı. Eğitim Sen İstanbul 3 no’lu şube başkanı Hüseyin Tosu bunu şöyle açıklıyor: “16-17 yıldır Ahi Evran Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğretmenlik yapıyorum. Meslek liselerine giden çocuklar genelde ekonomik durumu iyi olmayan ve gelecekten daha az umudu olan gençler. Sosyoekonomik seviyesi daha düşük ailelerde şiddet de bir sorun çözme biçimi olarak görüldüğünden eskiden beri akran zorbalığının en fazla yaşandığı yerler zaten buralar. Fakat eskiden sınıfların çok kalabalık olması nedeniyle sayısal olarak daha fazla sorun yaşanırken şimdi sınıf kontenjanları azalmasına rağmen zorbalığın niteliği, şiddetin ölçüsü artmış durumda. Eskiden aralarında sorun olan öğrenciler arasında ‘hırsını alma’ya dönük yumruklu tekmeli kavgaları görürdük çoğunlukla. Şimdi ise en ufak olayda çocuklar karşı tarafı bıçak gibi bir aletle yaralamaya çalışıyor. Bunun dışında eskiden hiç görmediğimiz ‘mikro çeteleşmeleri’ çok görüyoruz; bu yolla başka çocuklar üzerinde iktidar kurmaya çalıştıkları, güçsüz gördüklerini takip altına aldıkları ve onlardan zorla para aldıklarına dair şikayetler geliyor.”
Aileler başlarına gelenleri anlatıyor
Çocukları okulda akran zorbalığına maruz kalan veliler ve öğretmenler ise yaşadıklarını şöyle anlatıyor (Veliler, çocuklarının daha fazla zorbalıkla karşılaşması endişesiyle isimlerini paylaşmadı):
“Müstehcen içerikli WhatsApp grubuna girmek istemedi, tartaklandı”
8.sınıfta bir oğlum var. Okul değişikliği sonucu geldiği yeni okulda sınıf arkadaşlarından bir grup erkek çocuk tarafından bir WhatsApp grubu kurulmuş ve burada yer yer müstehcen paylaşımlar yapılıyormuş. Çocuğum bu gruba katılmak istemediği için tartaklandı, fiziksel olarak biraz ufak tefek oluşu nedeniyle üzerinde fiziksel üstünlük de kurmuşlar. Ben bu durumu fark edince okula gelip görüşmemi istemedi ve aşırı tepkiler verdi. Fakat gidip görüştüm. Sınıf öğretmeni elinden geleni yaptı fakat bu tarz durumlar yalnızca öğretmen tarafından çözülecek durumlar değil. Okulda rehberlik servisi yetersizliği ve bu tarz olaylara genel yaklaşım tarzı meseleyi çözümsüzleştiriyor.
“Okula gitmek istemiyordu”
“Kızım, ortaokul 6. sınıf öğrencisi. Okula severek giden, derslerine düzenli devam eden bir çocukken sınıfında yaşanan bazı tutumlar nedeniyle zamanla okula gitmek istemediğini söylemeye başladı. Bunun sebebi, birkaç kız öğrencinin; kızımın kıyafetlerinin renkli oluşu, ayakkabı ve kıyafetlerinin markalı olmaması üzerinden yaptığı alaycı ve küçümseyici söylemlerdi. Bu sözler, başlangıçta ‘önemsiz’ gibi görünse de kızım üzerinde ciddi bir baskı yarattı. Kendisini arkadaşlarının yanında eksik hissetmeye, giydikleri üzerinden değerlendirildiğini düşünmeye başladı. Zamanla ‘benimkiler markalı değil’ cümlesi, onun için yalnızca bir kıyafet meselesi olmaktan çıktı; özgüvenini zedeleyen bir etiket halini aldı. Ne yazık ki bu tutum sadece kızımla sınırlı değildi. Aynı sınıfta, benzer gerekçelerle alay edilen başka kız öğrencilerin de olduğu daha sonra ortaya çıktı. Bu durum, yaşananların tekil bir olay değil; sınıf ortamında yayılan, görünmez ama etkili bir zorbalık biçimi olduğunu gösteriyordu. Sınıf öğretmeni konuya müdahale etti ve gerekli uyarıları yaptı. Ancak 6. sınıf çağındaki bir çocuğun, bu tür söylemlerden etkilenmemesi kolay değil. Ergenliğin başlangıç döneminde olan çocuklar için kabul görmek, ait hissetmek son derece önemli. Bu nedenle kıyafet ve marka üzerinden yapılan her yorum, çocuğun kendilik değerine doğrudan dokunuyor. Kızımın yaşadıkları, yalnızca bireysel bir incinmişlik değil; çok sayıda çocuğu sessizce yaralayan bir anlayışın yansıması.”
Uzmanlar ne diyor?
Sıradan bir saldırganlığın akran zorbalığı sayılamayacağını söyleyen, gelişimsel psikoloji profesörü ve klinik psikolog Ayşe Bilge Selçuk ise “Bir şiddetin ya da saldırganlığın akran zorbalığı kategorisine girebilmesi için o davranışın süreklilik arz etmesi, yani tekrar etmesi ve yapan kişiyle maruz kalan mağdur arasında belirgin bir güç farkının olması gerekiyor. Bu güç farkı fiziksel, psikolojik ya da sosyal olabilir. Fiziksel güç farkında biri uzun ve iri, diğeri cılız ya da birinin yaşı büyük, diğerinin küçük olabilir. Bazen de çocuk psikolojik özellikleri bakımından zayıf olabilir; çok içe kapanık, kolay ağlayabilen bir çocuk gibi. Ya da sosyal açıdan güçsüz olabilir; mesela bir azınlığa mensup olmak ya da sosyoekonomik açıdan daha düşük bir ailede bulunmak gibi” diyor.
Dijital dünya fiziksel dünyayı şekillendiriyor
Selçuk’a göre son dönemde akran zorbalığındaki artış ve zorbalığın bu kadar kolay yapılıyor olmasının temel nedeni ise ‘dehumanization’ yani ‘insan dışılaştırma’:
“Bu, sadece şiddet içeren video oyunları oynamak, bilgisayar oyunları oynamak meselesi değil. WhatsApp’ta bir şey yazdığımız zaman ya da bir mesaja cevap yazmadığımızda karşımızdakinin nasıl hissettiğini artık hiç düşünmüyoruz. Ve bu dijital iletişim şekli, fiziksel hayattaki ilişkilerimize de yansımış durumda. İnsanlar yüz yüze, göz göze iletişim kurmak, duygusal bağ kurmak üzerine kurgulanmış organizmalar. Fakat artık telefona, tablete, bilgisayara bakmaktan birbirimizle konuşurken bile kafamızı kaldırıp göz göze iletişim kurmamaya başladık. Egosantrik yani benmerkezci tutumlar daha rahat sergilenebilir hale geldi.”
Selçuk, dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkilerini ise şöyle örnekliyor:
“Özellikle erkek çocukların oynadığı, şiddet içerikli oyunlardaki şiddet o kadar fazla ki çocukların gerçek hayattaki şiddete de duyarsızlaşmasına sebep oluyor. Çünkü oyunda kan var ama acı, üzüntü yok. Ayrıca dizilerde bir kabadayı erkek rolü var ve bu, hem erkek hem kız grupları içerisinde daha beğenilir hale geldi; böyle bir kültür değişikliği oldu, tıpkı dünyada sağ grupların yükselişi gibi. Özetle dijital dünya, fiziksel dünya diye bir ayrım yok. Hepsi tek kişi.”
İstanbul Erkek’te yaşananlar popüler kültürden ayrı düşünülemez
Bununla birlikte Selçuk, İstanbul Erkek Lisesi’nde yaşananları hatırlatarak son dönemde erkek çocukların kız çocuklara uyguladığı zorbalığın da arttığını söylüyor. Bunu popüler kültürden ayrı değerlendiremeyeceğimize dikkat çeken Selçuk “Adolescence dizisinde 13 yaşında bir çocuğun, okuldan tanıdığı akranı bir kızı bıçakla öldürmesi ekseninde yaşananları izliyoruz ama erkek çocuğun ailesinin yaşadığı mağduriyeti izlerken kızın ailesinin nasıl mağdur olduğunu hiç görmüyoruz; dizi hep Jamie’nin yaşadıklarını anlamak üzerinden yola çıkıyor. Dizi çok önemli bir konuya parmak bastı ama yine bir erkek mağduriyeti çıkardı karşımıza. Bunun dışında artık incel’ler, manosfer’ler gibi pek çok erkek yapılanması da çok popüler ve bunlar da çocukları etkiliyor” diyor.
Devlet okullarında daha sık görülüyor
Ebeveyn danışmanlığı da yapan Selçuk, akran zorbalığını devlet okullarında daha çok gözlemlediğini de ekliyor:
“Özellikle devlet okullarındaki şiddetin boyutu çok başka. Bunun nedeni de oradaki kontrolsüzlük. Çünkü devlet okullarında genelde yukarıdan itibaren şiddetin cezalandırılmadığı, sınırların olmadığı bir yapı var. Çocuk yaptırım olmayacağını biliyor ve bu bir kültür, bir norm haline geliyor. Dolayısıyla çocuk da şiddetin boyutu çok yüksek olsa da korkmuyor, çekinmiyor.”
Düşük özgüven, yüksek değersizlik hissi
Peki, akran zorbalığının çocuk üzerindeki etkileri nedir derseniz Selçuk’a göre bu da temelde iki farklı şekilde karşımıza çıkıyor: “Zorbalığa maruz kalanların bir kısmı kendileri de zorbalık yapabiliyorlar. İşte bu ‘gücü gücü yetene’ dediğimiz şey. Mesela çocuk mahallede ya da evde maruz kalıyor, okula gidip arkadaşlarına şiddet uyguluyor. Ya da mesela 11. sınıflar 9. sınıfa başlayan bir çocuğa zorbalık yapmıştır, o çocuk da ileride yeni gelen 9’lara yapar ki yatılı okullarda çok görülen bir şeydir bu. Ancak bu, çok küçük bir kısmında gözlemleniyor. Zorbalığa maruz kalan çocukların çoğunda özgüven düşüyor, değersizlik hissi çok artıyor. Bunların hepsi tabii diğer ilişkilerde de sınırlarını koruyamama şeklinde kendini gösteriyor.”
Çocuk güçlendirilmeli
Diğer taraftan Selçuk akran zorbalığına karşı öncelikle çocuğun güçlendirilmesi gerektiğine vurgu yapıyor:
“Öncelikle hem aile hem de okul aracılığıyla çocuklara, zorbalıkla kendi kendilerine baş etmelerini sağlayacak beceri setleri kazandırılmalı. Çocuğun kendini hem sözlü hem fiziksel olarak nasıl koruyacağı öğretilmeli. Ne şakadır ve tolere edilebilir, ne tolere edilemez, bu konuda çocuğa rehberlik edilmeli. Fakat çocuk gerekirse ailesinden yardım isteyebileceğini, öğretmenine şikayet edebileceğini hatta adli mercilere başvurabileceğini de bilmeli. Aile ve okul arasındaki iletişim de çok önemli.”
Dijital dünya sınırlanmalı
Selçuk’a göre aile ve okul tarafından dikkat edilmesi gerekenler ise şunlar:
– Aile: Küçük yaştan itibaren çocuğun dijital dünyada geçirdiği vakit kontrol edilmeli ve sınırlanmalı yoksa ergenlikte zaten anne baba kontrolü zayıflamış oluyor. Ayrıca aileler kendi iletişimlerine, evde çocuğun sınırlarına saygı duyup duymadıklarına dikkat etmeli. Çünkü bazen aile çok eleştirel ve müdahaleci olabiliyor ve çocuk evde sınırlarını koruyamıyorsa okulda da bunu yapması daha zor hale geliyor.
-Okul: Okulların çok net, sıkı kuralları ve yaptırımları olmalı. Okullardaki rehberlik birimlerinin de daha iyi çalışması gerekiyor. Ayrıca okullarda telefona izin verilmemeli (Yolda güvenlik bakımından çocuğun ihtiyacı varsa bile okula girişte toplanmalı).
Yaş farkı, sınıf içi zorbalığı artırıyor
Okula başlama yaşı mevcut sistemde 69 ay. Veliler dilekçe vererek 66-68 ay aralığındaki çocuklarını okula erken başlatabiliyor. Ayrıca 69, 70 ve 71 ayını dolduran çocukların ilkokula başlaması da velilerin isteği doğrultusunda 1 yıl ertelenebiliyor. Fakat akran zorbalığının önüne geçmek için yeni bir düzenlemeyle okula başlama yaşının 69 aydan 72 aya çıkarılması planlanıyor. Yeni sistemde velilerin yine çocuklarını 3 ay erken ya da 3 ay geç okula başlatabileceği öngörülüyor.
Aynı sınıftaki çocukların yaş farkının sınıf içi akran zorbalığını artırabileceğini söyleyen Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş “Maalesef 2012 yılında yürürlüğe konulan 4+4+4 eğitim sistemi ile okula başlama yaşı altı yaşına çekildi. Fiziksel gelişimi yeterli olmayan çocuklar ise ebeveynlerinin tercihi veya bir sağlık kurulundan alacakları rapor doğrultusunda bir yıl geç başlayabiliyorlar. Bu da aynı sınıftaki çocuklar arasında yaş farkına neden oluyor, sınıf içi akran zorbalığını artırabiliyor” diyor.
Yaş farkının düşürülmesi kısmen etkili olur
Fakat Güneş, öğrenciler arasındaki yaş farkının düşürülmesinin sınıf içi akran zorbalığını kısmen azaltacağının da altını çiziyor. “Okullardaki tek akran zorbalığı aynı sınıftaki çocukların birbirine uyguladığı zorbalıkla sınırlı değil. Farklı sınıflar ve yaş grupları arasında da ciddi zorbalıkları görebiliyoruz. İstanbul’da yaşanan son olayda 11. sınıfların 9. sınıflara ya da aynı sınıftaki erkek öğrencilerin kız öğrencilere zorbalık uygulaması gibi, yaş farkından farklı zorbalıklar da ortaya çıkabiliyor. Irk ve kimlik farklılığı da etkili olabiliyor; göçmen çocuklar yaştan bağımsız ciddi zorbalıklara uğrayabiliyor.

