INSS, İsrail’in Suriye’de Türkiye’ye yönelik kırmızı çizgilerini daraltması ve Şam yönetimiyle uzun vadeli güvenlik diyaloğu başlatması gerektiğini savundu. Enstitü, bölgedeki Türk etkisinin askeri güçle ortadan kaldırılamayacağını belirtti ve diplomasi kapılarını işaret etti
İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) adlı düşünce kuruluşu, İsrail’in Aralık 2024’te Suriye’deki Esad rejiminin devrilmesinden bu yana izlediği daha saldırgan yaklaşım yerine, Türkiye’nin Suriye’deki faaliyetlerine ilişkin daha sınırlı kırmızı çizgiler belirlemesi gerektiğini savundu.
İsrail, 17 Ağustos’ta Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü’nde Türkiye’nin yeni oluşmakta olan bir askeri mevzisini hedef aldı.
Saldırı, bir tarafta İsrail’in, diğer tarafta ise ABD, Türkiye ve Suriye’nin yer aldığı, kamuoyunda geniş yankı uyandıran diplomatik bir krize yol açtı.
Jerusalem Post‘un haberine göre 2025’in başından bu yana INSS, Tel Aviv için Suriye’de süresiz olarak kalmanın çözüm olmadığını defalarca vurguladı.
Enstitü, İsrail’in uzun vadeli güvenlik düzenlemeleri konusunda Suriye ile diyaloğa girmesi gerektiğini, aksi halde Esad’ın devrilmesinden bu yana elde ettiği kazanımların önemli bir bölümünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtti.
İsrail ordusu eski rejimin denizden, karadan ve havadan kaynaklanan başlıca askeri tehditlerinin çoğunu imha etti. İsrail ordusu ayrıca Suriye’nin güneyine tampon bölge de oluşturdu.
INSS’nin en güncel raporunu araştırmacı Amal Hayek ile eski İsrail ordusu istihbarat danışmanı Carmit Valensi hazırladı.
Raporda, İsrail’in Suriye konusunda daha incelikli ve dengeli bir yaklaşım benimsemesi önerildi. Ayrıca “Suriye altyapısının yeniden inşası ve Türkiye’nin ülkedeki varlığı” meselesinin birden fazla bileşene ayrılması gerektiği belirtildi.
Düşünce kuruluşu raporunda, “Bir yanda Suriye devletine yönelik teknik yardım, eğitim ve tesislerin yeniden yapılandırılması ile diğer yanda bağımsız Türk komuta ve kontrol altyapısının kurulması arasında ayrım yapılmalıdır” değerlendirmesine yer verdi.
Valensi, Suriye’de yaşanan son gelişmelerin ardından da rapordaki tespitlerin geçerliliğini koruduğunu doğruladı.
Valensi, “Operasyonel açıdan bakıldığında, Türk radarlarının, elektronik harp sistemlerinin veya hava savunma sistemlerinin Suriye’nin kuzeyine konuşlandırılmasıyla Türkiye’nin güneyine ya da Kuzey Kıbrıs’a konuşlandırılması arasında pratikte çok az fark vardır” iddiasında bulundu.
Raporda, “Bu sistemlerin kapsama alanları birbirine benzer. Dolayısıyla söz konusu sistemlerin Suriye’nin kuzeyinde bulunması, tek başına İsrail’in askeri güç kullanmasını gerektirecek bir kırmızı çizgi oluşturmaz” denildi.
INSS: Türk donanması Akdeniz’de İsrail’den üstün
INSS’ye göre aynı dengeli yaklaşım ilkeleri deniz sahası için de geçerli. Raporda, “Türk donanması Doğu Akdeniz’de doğal bir üstünlüğe sahip. Suriye kıyılarında sınırlı bir Türk varlığı, güç dengesini temelden değiştirmez” ifadesi kullanıldı.
INSS’nin bu yaklaşımı, İsrail donanmasının tutumuyla çelişiyor. İsrail donanması, Türkiye’nin Akdeniz’deki deniz gücünü genişletmesine karşı daha saldırgan bir yaklaşım benimsemek istiyor. Ayrıca İsrail’in denizaltı filosunun, yakın zamanda envantere katılan INS Drakon dahil altı denizaltıdan sekiz denizaltıya çıkarılmasını hedefliyor.
INSS’nin önerileri, Türkiye’nin Suriye lideri Ahmed Şara’ya destek vermesine rağmen Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin İsrail’de zaman zaman düşünüldüğü kadar sorunsuz olmadığı ve çeşitli gerilimler barındırdığı iddiasına dayanıyor.
INSS, “Bunun kanıtları, Şam yönetiminin yakın zamanda Suriye ordusunun saflarında gerçekleştirdiği bir dizi yapısal değişiklikte görülebilir. Bu değişiklikler, söz konusu güçlerin özerkliğini ve Türkiye’nin üzerlerindeki etkisini azaltma niyetine işaret ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
Örneğin rapora göre, “Ağustos 2026 itibarıyla Türk askeri varlığı Suriye’de yeniden yapılanma sürecinden geçiyor.
Ankara, savaş yıllarında kurduğu daha küçük karakolların ve tesislerin bir bölümünü, özellikle güvenlik durumunun değiştiği bölgelerde, kademeli olarak küçültüyor, yetki ve sorumlulukları Suriye devlet kurumlarına devrediyor.”
Güvenlik gerekçeleri
INSS, İsrail’in Suriye’ye bir fırsat tanımaya isteksiz göründüğü takdirde ülkenin ulusal güvenliğinin zarar görebileceği uyarısında bulundu. Bununla birlikte enstitü, gerekli durumlarda İsrail’in kırmızı çizgiler belirlemesi gerektiği görüşünü koruyor.
INSS, Suriye’nin orta ve güney kesimlerinin kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Raporda, “Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki varlığını kendi topraklarına yönelik tehditleri önlemek için gerekli olduğu gerekçesiyle savunuyor. Ancak ülkenin daha iç kesimlerinde, özellikle Suriye’nin orta kesiminde ve daha da önemlisi güneyinde Türk üsleri kurulması, aynı güvenlik gerekçeleriyle açıklanamaz” denildi.
Rapora göre böyle bir Türk varlığı, “olası sürtüşmeleri İsrail cephesine daha da yaklaştıracak ve bölgesel güç dengesinde sorunlu bir değişime yol açabilir”
Enstitü, “Türkiye’nin Suriye’deki varlığı ve etkisi artık yerleşik bir gerçekliktir ve yalnızca askeri güç kullanılarak ortadan kaldırılması pek olası değil” değerlendirmesinde bulundu.
INSS, “Suriye’nin askeri kapasitesini yeniden inşa etmeye yönelik her türlü sürece İsrail’in toptan karşı çıkması, ters etki yaratabilir ve Şam’ı Ankara’ya daha fazla bağımlı hale getirebilir” sözlerini kullandı.
Raporda, “Daha geniş bölgesel ve diplomatik bağlam da dikkate alınmalıdır. Şam yönetimi şu anda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile yakınlaşıyor. ABD ve Avrupa ülkelerinden giderek daha fazla meşruiyet kazanıyor” denildi.

