İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilan ettiği İran ateşkesinin gölgesinde savaşmaya devam ediyor. 2,5 yılı aşan çatışmalarda Gazze, Lübnan ve İran hedef alındı. Peki Netanyahu neden hala savaşlara yönelik ısrarını sürdürüyor?
Wall Street Journal‘ın haberine göreÇarşamba günü İsrail saatiyle gece 01.00 sularında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’tan bir telefon aldı. Trump, İran ile olan savaşta bir ateşkes ilan etmek üzere olduğunu bildirdi.
İsrail lideri bu sürece katılmayı kabul etti fakat müzakerelerin resmi bir tarafı olmayan Tel Aviv kanadının tamamlanmış bir anlaşmayı sürecin bu kadar geç bir aşamasında öğrenmekten pek de memnun olmadığı, görüşme hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar ve arabulucular tarafından ifade edildi.
Konuya aşina bir kaynağa göre Netanyahu’nun o an dile getirebildiği tek ve en önemli talep şuydu: “Lübnan’da operasyonlarımıza devam etmemiz gerekiyor.”
Lübnan’a 10 dakikada yıkıcı darbe
Söz konusu kaynağa göre Trump’tan “yeşil ışık” alan İsrail, ilerleyen saatlerde Lübnan’a yönelik yıkıcı bir hava saldırısı başlattı ve 10 dakika içinde tam 100 hedefi vurdu. Bu ağır bombardıman, Tahran’dan öfkeli bir yanıt gelmesine yol açtı; İran’ın bölgedeki hedeflere füze ve insansız hava araçları (İHA) yağdırması, henüz saatler önce ilan edilmiş olan kırılgan ateşkesi derinden sarstı.
Netanyahu Gazze’ye yönelik saldırılarını 2,5 yıldan uzun bir süredir devam ettiriyor. İsrail, İran destekli Hizbullah’ı hava saldırılarından kara harekatlarına ve hatta patlayan çağrı cihazlarına kadar elindeki tüm imkanlarla vurdu.
Bu bağlamda İsrail içinde sürekli bir savaş halinde yaşamanın getirdiği yorgunluk giderek büyüyor. Cephedeki başarılara rağmen ülkenin savaşı hala kazanamadığına dair eleştiriler de giderek artıyor.
Diplomasi umudu zayıf
Netanyahu perşembe günü yaptığı açıklamada, İsrail’in Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda Lübnan ile doğrudan müzakerelere başlayacağını söyledi ancak uzun vadeli bir anlaşma umudu oldukça düşük.
Ayrıca kuzey İsrail’deki vatandaşları Hizbullah’ın füze saldırılarından korumak için savaşmaya devam edeceklerini belirterek, ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edilen grubun yıllar süren savaşa rağmen hala güçlü bir tehdit olmayı sürdürdüğünün altını çizdi.
Öte yandan Gazze’de Hamas, iki yılı aşkın süredir ağır bombardıman altında kalmasına rağmen silahsızlanma baskılarına direniyor. Artık pek çok kişi, İran’a karşı yürütülen beş haftalık savaşın, Netanyahu’nun iddia ettiği gibi İran’ın nükleer programına, balistik füzelerine ve rejimine beklenen büyük darbeyi vuramadığını dile getiriyor.
Çarşamba gecesi, her gün sığınaklara koşmaktan bitkin düşmüş İsrail halkına kaydedilmiş bir video ile seslenen Netanyahu, savaşın büyük bir başarı olduğunu savundu.
Netanyahu, “Sizler güvenli odalarda ve sığınaklarda otururken direnç gösterdiniz, biz de birlikte muazzam başarılar elde ettik. İran hiç olmadığı kadar zayıf, İsrail ise hiç olmadığı kadar güçlü. Şu an itibarıyla bu harekatın geldiği son nokta budur” ifadelerini kullandı.
20 bin saldırı rejimi yıkamadı
Ortak ABD-İsrail bombardıman harekatı, dünyanın en gelişmiş mühimmatları ve savaş uçaklarını kullanarak askeri tesisler ve fabrikalar dahil olmak üzere İran genelinde 20 binden fazla hava saldırısı gerçekleştirdi.
Saldırılarda İran’ın en üst düzey askeri ve siyasi liderleri öldürüldü, 150’den fazla donanma gemisi imha edildi ve füze fırlatma kapasitesi zayıflatıldı.
Analistlere göre, İran’ın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesi yıllar alacak.
Fakat görünen o ki İran rejimi bu yıkıcı hava harekatından sağ çıkmayı başardı ve boyun eğmedi. Tahran hala bölgeye ve küresel ekonomiye acı çektirebilecek bir kapasiteye sahip.
‘Netanyahu savaş kazanmaktan aciz’
İsrail Muhalefet Lideri Yair Lapid, durumu şu sözlerle özetledi:
“İsrail devleti bu savaşa nadir görülen bir uzlaşıyla girdi. Halk bunu topyekün destekledi. Ben de savaşı ve hedeflerini ilk andan itibaren uluslararası medyaya verdiğim onlarca röportajda destekledim.
Ancak altı haftalık ölü, yaralı ve sığınaklara koşma sürecinin ardından, Netanyahu’nun herhangi bir harekatı kazanmaktan aciz olduğu netleşti.”
İran’daki savaş, İsrail’in son yıllardaki bazı askeri kazanımlarının dayanıklılığını da test etti. Hizbullah ve İran ile geçmişte yapılan savaşlar, bölgesel güç dengesini İsrail’in lehine çevirmiş gibi görünüyordu. Bu savaşın ardından bölgenin nihai olarak nasıl yeniden şekilleneceği belirsizliğini koruyor.
İran’ın Körfez’deki komşularına saldırma ve hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme kapasitesini sürdürmesi, onun merkezi bir aktör olmaya devam edeceğini gösteriyor. Bazı analistlere göre İran eskisinden daha cüretkar bir hale dahi gelebilir.
‘Diplomasi yerine silahlara güveniyoruz’
Eski İsrailli yetkililer ve analistler, İsrail’in uzun süredir uzun vadeli stratejik planlama konusunda zorlandığını belirtiyor. ABD, İngiltere ve Fransa’dan farklı olarak İsrail’in, dış politika ve savunma önceliklerini ortaya koyan resmi ulusal güvenlik stratejileri yayınlama geleneği bulunmuyor.
Uzmanlar, bu sorunun son yıllarda Netanyahu yönetimi altında daha da derinleştiğini vurguluyor. Bu durum, üst düzey güvenlik bürokrasisinin tüm ısrarlarına rağmen Netanyahu’nun bölgenin gelecekteki yönetimi için bir plan tartışmaktan kaçındığı Gazze savaşında açıkça görüldü.
İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi eski başkan yardımcısı ve halihazırda Kudüs Strateji Enstitüsü başkan yardımcısı olan Eran Lerman, “Diplomasi ve diğer etki araçlarından ziyade, tabiri caizse kinetik (askeri) yöntemlere aşırı vurgu yapma eğilimindeyiz. Çünkü dürüst olmak gerekirse, bizim iyi olduğumuz şey bu” değerlendirmesinde bulundu.
‘Küresel ekonominin damarlarını kontrol ediyorlar’
İsrail askeri istihbaratında eski İran masası şefi olan Danny Citrinowicz, durumu şöyle özetledi:
“Sadece hayatta kalmakla kalmadılar, aynı zamanda savaşın son gününe kadar İsrail’i ve Körfez ülkelerini vurabildiler ve önemli bir şey keşfettiler: Uluslararası ekonominin damarlarını kontrol ediyorlar.
Harekat sırasındaki o operasyonel başarılarımız, rejimi devirmek veya onu stratejik yeteneklerinden mahrum bırakmak gibi stratejik bir kazanıma dönüşmedi.”
Tahran’ın nükleer programı büyük ölçüde zayıflatıldı fakat İran kanadı şu ana kadar ABD’nin programı sökme taleplerine boyun eğmeye isteksiz.
İran’ın elinde hala yaklaşık 450 kilogram yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor ve rejim, daha fazla saldırıyı önlemek için artık aceleyle bir nükleer silah üretmekten başka çaresi olmadığını düşünebilir.

