Haftada ortalama 32 saat çalışan ve Avrupa’da en az mesai yapan ülke olan Hollanda, yüksek kişi başı gelirini korumaya devam ediyor. Ancak ekonomistler, yaşlanan nüfus ve yaygın yarı zamanlı çalışma nedeniyle bu modelin uzun vadede baskı altında kalabileceği uyarısında bulunuyor.
Amsterdam merkezli küçük bir marka danışmanlığı şirketi olan Positivity Branding’in kurucularından Gavin Arm’a göre mesele basit: “Çocuklarınız sadece bir kez küçük oluyor.” Arm ve ortağı Bert de Wit, şirketlerini büyütürken klasik girişimci refleksiyle “çalış, çalış, çalış” döngüsüne kapılmak istemediklerini söylüyor. “İnsanlar şirketi çocukları için kuruyor ama yıllar sonra dönüp baktıklarında onların büyüdüğü zamanı kaçırdıklarını fark ediyorlar” diyor Arm.
İkili, 2019 yılında kendileri ve çalışanları için dört günlük çalışma haftasına geçti. Çalışanların maaşında kesinti yapılmadı; dört günde daha uzun saatler de çalışılmıyor. Haftalık mesai süresi 32 saat, günde sekiz saat olarak devam ediyor. De Wit, bunun “aynı paraya daha az iş” anlamına gelmediğini savunuyor: “Mesele daha çok çalışmak değil, daha akıllı çalışmak. Bazı ülkelerde insanlar işte çok vakit geçiriyor ama bu çok çalıştıkları anlamına gelmiyor. Kültürü ve zihniyeti değiştirmek asıl zorluk.”
BBC‘nin aktardığına göre Hollanda’da dört günlük çalışma düzeni artık münferit bir uygulama değil. Büyük şirketler de bu modele geçmiş durumda. Ülkenin en büyük sendikası FNV, hükümete bunu resmî tavsiye haline getirmesi için baskı yapıyor. Zaten çalışanların saat azaltma talebinde bulunma hakkı yasal güvence altında.
Yöneticiler, sonuçların pozitif olduğunu söylüyor
Hollandalı yazılım şirketi Nmbrs’ün insan kaynakları direktörü Marieke Pepers her hafta cuma gününü tatil yapıyor. “Kafamızı boşaltmaya ihtiyacımız var. En iyi fikirlerim köpeğimi gezdirirken geliyor” diyor. Şirket dört günlük sisteme geçtikten sonra hastalık izinlerinin azaldığını, çalışan bağlılığının arttığını belirtiyor. Ancak başlangıçta yatırımcıları ve çalışanları ikna etmenin kolay olmadığını kabul ediyor: “Bazıları ‘Beş günde bitiremiyorum, dört günde nasıl bitireceğim?’ diyordu. Toplantıları azalttık, önceliklendirmeyi sıkılaştırdık.”
Veriler, Hollanda’nın Avrupa Birliği’nde haftalık ortalama 32,1 saat ile en az çalışan ülke olduğunu gösteriyor. AB ortalaması 36 saat civarında. Buna rağmen kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla Avrupa’nın en yüksekleri arasında ve OECD ülkeleri içinde de üst sıralarda yer alıyor. Bu tablo, zengin ülkelerin rekabetçi kalabilmesi için uzun saatler çalışması gerektiği varsayımını sorgulatıyor.
Ancak OECD ekonomisti Daniela Glocker’a göre tablo daha karmaşık. Hollanda’nın verimliliği yüksek olsa da son 15 yılda kayda değer bir artış görülmediğini söylüyor. “Yaşam kalitesini korumak istiyorlarsa ya verimliliği artırmaları ya da işgücünü genişletmeleri gerekir” diyor. Bu, mevcut çalışanların daha fazla üretmesi ya da işgücü piyasasına daha fazla kişinin –örneğin göç yoluyla– katılması anlamına gelebilir.
Yarı zamanlı çalışan oranının en yüksek olduğu ülke
Hollanda, OECD içinde yarı zamanlı çalışan oranının en yüksek olduğu ülke; çalışanların neredeyse yarısı tam zamanlıdan az çalışıyor. Özellikle orta gelir grubunda ücretler yükseldikçe ve vergi yükü arttıkça, ek saat çalışmanın cazibesi azalıyor. Resmî analizlere göre kadınların dörtte üçü ve erkeklerin dörtte biri haftada 35 saatin altında çalışıyor.
Demografik baskı da tabloyu zorlaştırıyor.
Çoğu gelişmiş ülkede olduğu gibi Hollanda’da da nüfus yaşlanıyor; emekli sayısı artarken aktif işgücü daralıyor. OECD ekonomisti Nicolas Gonne, “Hollandalılar zengin ve daha az çalışıyor – ama soru şu: Bu ne kadar sürdürülebilir? Az sayıda çalışanla yapılabilecekler sınırlı” diyor.
İşgücü arzını artırmanın yollarından biri, daha fazla kadının tam zamanlı çalışması olabilir. Kadın istihdamı yüksek olsa da yarıdan fazlası part-time çalışıyor; bu oran OECD ortalamasının yaklaşık üç katı. Uygun fiyatlı çocuk bakım hizmetlerine erişim sınırlı. Yüksek vergiler ve karmaşık sosyal yardım sistemi, özellikle ikinci gelir elde edenleri daha fazla saat çalışmaktan caydırabiliyor.
Hollanda İstatistik Ofisi’nden (CBS) Peter Hein van Mulligen, toplumda köklü bir “kurumsallaşmış muhafazakârlık” bulunduğunu söylüyor. 2024 tarihli bir araştırmaya göre, halkın üçte biri üç yaşından küçük çocuğu olan annelerin haftada bir günden fazla çalışmaması gerektiğini düşünüyor; yaklaşık yüzde 80’i ise üç günün üst sınır olduğunu savunuyor. Babalar için bu oranlar sırasıyla yüzde 5 ve yüzde 29. Van Mulligen, “Oldukça büyük bir fark” diyor.
FNV sendikasından Yvette Becker ise dört günlük çalışma modelinin toplumsal cinsiyet farkını azaltabileceğini savunuyor: “Daha az devamsızlıkla verimlilik kazanıyorsunuz.”
Positivity Branding’e geri döndüğümüzde, Bert de Wit dört günlük haftanın özellikle eğitim ve sağlık gibi personel açığı olan sektörlerde işi daha cazip hale getirebileceğini düşünüyor: “Bu meslekleri daha çekici kılmanın ve verimliliği yeniden artırmanın bir yolu olabilir.” Ortağı Gavin Arm ise tartışmayı daha basit bir soruya indiriyor: “Daha mutlu musunuz? Hayatınızdan daha fazla keyif alıyor musunuz? Asıl mesele bu.”

