Türkiye ve AB, Gümrük Birliği’nin modernizasyonu için ortak irade beyan etti. Gelişmeyi değerlendiren TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Türkiye’nin AB’nin sanayi mimarisine hızla dahil edilmesi ve sürecin siyasi engellere takılmaması gerektiğini vurguladı
Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos ile Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, cuma günü Ankara’da bir araya geldi. Görüşmede, Türkiye-AB ilişkilerinin ekonomik boyutu ve Gümrük Birliği’nin geleceği ele alındı.
Reuters’ın haberine göre görüşmenin ardından yapılan ortak açıklamada, Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin modernizasyonu için zemin hazırlama konusunda istekli olduklarını belirtti.
‘Gümrük Birliği’nin tam potansiyeli hedefleniyor’
Ortak açıklamada, Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun her iki tarafın rekabet gücü, ekonomik güvenliği ve dayanıklılığına katkı sağlayacağı vurgulandı.
Açıklamada, “Taraflar, Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun önünü açmak ve tam potansiyelini hayata geçirmek amacıyla çalışmaya yönelik ortak iradeyi paylaştı” ifadelerine yer verildi.
Avrupa Yatırım Bankası’nın Türkiye’deki faaliyetleri
Görüşmede ayrıca Avrupa Yatırım Bankası’nın (EIB) Türkiye’deki faaliyetlerinin kademeli olarak yeniden başlaması memnuniyetle karşılandı.
Ankara-Brüksel hattında son dönemde ekonomik iş birliğinin yeniden ivme kazanmasına yönelik temasların arttığı gözlenirken, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi süreci Türkiye-AB ilişkilerinde kritik başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.
Öte yandan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren gelişmelerle ilgili X hesabından yazılı bir açıklamada bulundu.
Diren’in görüşleri şöyle:
Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Sayın Marta Kos ve Türk iş dünyası kuruluşları temsilcileri ile Ankara’da bir araya geldik.
TÜSİAD olarak uzun yıllardır Türkiye’nin AB üyeliği yolunda çalışmalar yapıyoruz. AB ile Gümrük Birliğimizin önkoşulsuz güncellenmesinin aciliyetini vurguluyoruz. Dünyada, eski düzenin çözülmekte olduğu, yenisinin ise tam olarak şekillenmediği bir geçiş dönemindeyiz.
ABD – Çin ekseninde ekonomik ve jeopolitik rekabet artarken, Avrupa stratejik önceliklerini ve politika çerçevelerini yeniden şekillendiriyor. Gelişmekte olan ekonomilerin de bu ortamda daha özerk bir denge arayışına girdiği asimetrik çok-kutuplu yapının ortaya çıkma ihtimali güçleniyor.
Yeni küresel dönem
Bu tablo, ticaretten teknolojiye, sanayi politikalarından finansmana kadar pek çok alanda kararların artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik ve güvenlik boyutlarıyla ele alındığı yeni bir dönemi ifade ediyor. Avrupa Birliği de, rekabetçiliğini ve dayanıklılığını korumak hedefiyle sanayi, ticaret ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir yapılanma sürecine girdi.
Tam da bu eşikte AB–Türkiye ilişkileri tüm Avrupa’nın karşı karşıya olduğu stratejik tercihler açısından kritik bir önem taşıyor. Türkiye, fiilen Avrupa üretim, değer zinciri ve yatırım ekosisteminin bir parçasıdır. Buna rağmen, son yıllarda Türkiye’nin AB’nin şekillenmekte olan yeni mekanizmalarının dışında kalması, stratejik bir çelişki yaratıyor. Bu eğilim, uzun vadede yalnızca Türkiye açısından değil, AB’nin kendi sanayi ve ekonomik tabanı açısından da rekabet gücü, güven ve öngörülebilirlik kaybı anlamına geliyor.
Bütüncül ve kapsayıcı bir yaklaşım
Oysa ihtiyaç duyulan karmaşık ve kademeli değil; gerçekçi, bütüncül ve kapsayıcı bir yaklaşımdır. Bu arka plan çerçevesinde, görüşmede AB–Türkiye ilişkilerinin mevcut kazanımlarını koruyarak daha ileri ve stratejik bir zemine taşınması gerektiğini vurguladım.
Ayrıca; Geçen yıl Kasım ayında Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen’e ilettiğimiz mesajda olduğu gibi, geliştirilen AB sanayi politikalarında AB ürünlerine öncelik veren “Made-in-EU” yaklaşımının bütünleşik değer zinciri ve sanayi tabanı gerçekliği ile tutarlı bir şekilde Türkiye’yi içermesi ve bu yaklaşımın, kapsamındaki ürünlerde AB’ye en büyük 5. ihracatçı olan Türkiye’yi Sanayi Hızlandırıcısı Yasası kapsamında “Made-in-EU” tanımına net bir şekilde dahil ederek, somutlaştırılması,
• Gümrük Birliği güncelleme sürecinin siyasi ve teknik ön koşullara bağlanmadan ve daha fazla gecikmeden başlatılması,
• Üçüncü ülkelerde ve bölgelerde (Ukrayna, Suriye, Afrika gibi) AB–Türkiye ortak iş birliği çerçevelerinin kurulması,
• Bağlantısallık, savunma, temiz sanayi, enerji dönüşümü, inovasyon ve yapay zeka gibi alanlarda iş birliğinin, geçici ve al-ver temelli yaklaşımın ötesine geçerek uzun vadeli stratejik entegrasyon perspektifiyle ele alınması,
• Ortaklık Konseyi ve Üst Düzeyli Diyaloglar yoluyla yönetişim ve reform çıpasının yeniden güçlendirilmesi gerektiğini ifade ettim.
Güven, öngörülebilirlik ve stratejik entegrasyon
Bugünkü küresel ortamda ekonomik ve düzenleyici öngörülebilirlik ve güven, yatırım kararlarından tedarik zincirlerine kadar her alanda daha da belirleyici hale geliyor. Türkiye açısından Avrupa Birliği, ekonomik ilişkilerin derinliğiyle birlikte bu alanlarda sunduğu kurumsal ve politik çerçevenin kapsamı itibarıyla en güçlü referans zeminlerden biri olma niteliğini koruyor.
Türkiye’yi AB’nin sanayi, güvenlik ve inovasyon mimarisinde bir entegrasyon ortağı olarak konumlandırmak ortak bir öncelik olmalıdır. Bu aynı zamanda, değerlere dayalı, sürdürülebilir ve karşılıklı çıkarların örtüştüğü stratejik bir hamle olacaktır.
Böyle bir tercih, yalnızca Türkiye–AB ilişkilerini güçlendirmekle kalmaz; Avrupa Birliği’nin sanayi kapasitesini, tedarik güvenliğini ve küresel etki gücünü Türkiye ile daha derin bir entegrasyon üzerinden pekiştirir.

