Washington Post: Nobel’i kabul etmeseydi şu an başkandı!

IMG_6778

ABD Başkanı Donald Trump’ın uzun süredir istediği Nobel Barış Ödülü, Venezuela’daki iktidar değişiminde perde arkasında etkili oldu. Washington Post’a göre, ödülü kabul eden muhalefet lideri María Corina Machado, bu tercihiyle Beyaz Saray’ın desteğini kaybetti…

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Venezuela lideri Nicolas Maduro’yu ülkesindeki evinden yakalayarak ABD’ye götürmesi, askeri açıdan çarpıcı bir başarı olarak değerlendirildi. Ancak Trump’ın zafer havasıyla “Venezuela’yı artık biz yöneteceğiz” açıklamasının ardından, Washington’un önümüzdeki haftalar ve aylar boyunca bu ülkeyi nasıl yöneteceği sorusu belirsizliğini koruyor.

Karakas’ta Maduro’nun müttefikleri hala iktidarda ve ABD’nin “emperyalizmini” sert ifadelerle hedef alıyor. Demokratik yollarla seçilmiş muhalefet liderleri ise fiilen sürgünde ve Trump yönetimi tarafından açık biçimde devre dışı bırakılmış durumda. Washington ise yalnızca Venezuela’ya değil, Küba ve Kolombiya gibi bölgedeki diğer “tehdit” olarak görülen ülkelere karşı da yeni askeri adımlar atılabileceğinin sinyallerini veriyor.

Rubio: Yönü biz belirliyoruz

ABD Dışişleri Bakanı ve aynı zamanda Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Marco Rubio, Venezuela konusunda uzun süredir şahin tutumuyla biliniyor ve Trump yönetiminin bu dosyadaki en görünür yüzü konumunda.

Rubio, pazar günü ABC News’ün This Week programında, ABD’nin Venezuela’yı Irak ve Afganistan’da olduğu gibi bir işgal ve ulus inşası sürecine sokmadan nasıl kontrol edeceğine dair sorulardan rahatsız oldu.

“Bizim ‘yönettiğimiz’ şey, bu sürecin bundan sonra hangi yöne gideceğidir,” diyen Rubio, ABD’nin Venezuela’ya baskıyı petrol ticaretine yönelik kısıtlamalar yoluyla sürdüreceğini söyledi.

Rubio’ya göre hedef, Venezuela’nın ABD çıkarlarına aykırı faaliyetlerini durdurmak:

“Uyuşturucu akışı duruyor mu? Değişiklikler yapılıyor mu? İran ülkeden çıkarılıyor mu? Göç dalgası sona eriyor mu?”

ABD’nin bu karmaşık diplomatik süreci pratikte nasıl yöneteceği hala net değil. Trump, cumartesi günü üst düzey danışmanlardan oluşan bir çalışma grubunun Venezuela’nın geleceği için yoğun biçimde çalıştığını söyledi. Buna karşın, bu grubun yetki ve sorumluluklarının ne olduğu da belirsizliğini koruyor.

Dış politika mekanizması zayıfladı

ABD’li yetkililere göre Rubio, Venezuela dosyasına kişisel olarak yoğunlaşsa da, hem dışişleri bakanlığı hem de ulusal güvenlik danışmanlığı görevlerini aynı anda yürütmesi, günlük politika yönetimini üstlenmesini zorlaştırıyor.

Trump, iktidara geldiğinden bu yana ABD dış politika bürokrasisinin büyük bölümünü dağıtmış durumda. Ulusal Güvenlik Konseyi personeli ciddi ölçüde azaltıldı ve Batı Yarımküre’den sorumlu bir dışişleri bakan yardımcısı henüz atanmadı.

Beyaz Saray’ın, Trump’ın yardımcısı ve iç güvenlik danışmanı Stephen Miller’a, Maduro sonrası Venezuela sürecini denetlemede daha merkezi bir rol vermeyi değerlendirdiği belirtiliyor. Bu bilgiyi paylaşan kaynaklar, hassas görüşmeler nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemedi.

Stephen Miller faktörü

Trump yönetiminin sert göç ve sınır politikalarının mimarı olan Stephen Miller, Maduro’nun yakalanmasına yönelik operasyonda da kilit rol oynadı. Miller, cumartesi günü Trump’ın Florida’daki Mar-a-Lago tesisinde düzenlediği basın toplantısında başkanın hemen yanında yer alan birkaç üst düzey isimden biriydi.

Venezuela’da ise, Maduro’nun yakalanmasının ardından başkan yardımcılığı görevini yürüten Delcy Rodriguez, silahlı kuvvetler tarafından “geçici devlet başkanı” olarak tanındı.

Rodriguez, Delta Force operasyonunun ardından Rubio ile görüştü. Trump bu görüşmeyi “dostane” olarak nitelendirse de, Rodriguez ve müttefikleri kamuoyuna açık sert ve meydan okuyan açıklamalar yapmayı sürdürdü.

Venezuela ordusu: Korkakça bir kaçırma

Venezuela Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez, pazar günü üst düzey askeri yetkililerle birlikte yaptığı televizyon konuşmasında Maduro’nun yakalanmasını “korkakça bir kaçırma” olarak tanımladı.

Padrino, operasyon sırasında Maduro’nun güvenlik ekibinin büyük bölümünün “soğukkanlılıkla öldürüldüğünü” savundu ve orduya şu çağrıyı yaptı:

“Emperyal saldırıya karşı koyma görevinde birleşin ve ulusun özgürlüğünü, bağımsızlığını ve egemenliğini güvence altına alın.”

Padrino, Maduro’ya uzun süredir destek veren Venezuela ordusunun en güçlü isimlerinden biri olarak biliniyor.

Exit mobile version