Wall Street Journal | İran üç ABD başkanına karşı nasıl ‘nükleer zafer’ elde etti? Obama, Biden, Trump…

IMG_3207

İran nükleer krizinde Obama’nın eksik anlaşması, Trump’ın masayı deviren “maksimum baskı” stratejisi ve Biden’ın geç kalan diplomasisi Tahran’a yaradı. Üç başkanın hatasıyla vites artıran İran, ABD-İsrail bombardımanına rağmen elinde 11 nükleer bombaya yetecek uranyum stokuyla Trump’a meydan okuyor

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak, kısmen kendi kararlarının sonucu olan devasa bir krizle mücadele ediyor: Tahran yönetimi, iki aydır devam eden savaşa rağmen elindeki birikmiş yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmeyi reddediyor.

Birleşmiş Milletler (BM) atom enerjisi ajansının (UAEA) verilerine göre İran; Trump’ın 2018 yılında nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından bölünebilir malzeme depolamaya başladı.

Tahran, Biden dönemi ve ikinci Trump yönetimi sırasında programına vites artırarak neredeyse nükleer bomba yapımına uygun seviyede malzeme üretti.

Wall Street Journal‘ın haberine göreşu anda Trump’ın en önemli savaş hedeflerinden biri, Tahran’ın nükleer silah geliştirme kapasitesine ulaşmasını engellemek.

İran, Washington’ın dayattığı şartları kabul etmeye yanaşmıyor. Ne Trump’ın ilk dönemindeki “maksimum baskı” ekonomik yaptırım kampanyası ne de geçen yılın Haziran ayında başlayıp bu yılın Şubat ayında yenilenen ABD-İsrail ortak askeri hava harekatları, İran’ı uranyum stokundan vazgeçmeye veya nükleer çalışmalarını durdurmaya zorlayabildi.

Pazartesi günü bir açıklama yapan Trump, Beyaz Saray’a döndüğünden beri yürütülen kesintili diplomasi trafiğinde bir anlaşmaya varılması için “çok iyi bir şans” olduğunu belirterek, İran’a yönelik yeni bir askeri hamleyi şimdilik askıya aldığını söyledi.

2015’teki anlaşmadan daha sert bir uzlaşı arayışında olan Trump, göreve geldiğinden beri İran’ın önüne uranyum zenginleştirmeyi kalıcı olarak sonlandırması ve ana nükleer tesislerini tamamen lağvetmesi gibi çok ağır şartlar koydu. Trump’ın karşıtları ise mevcut nükleer krizin, ancak her iki tarafın da karşılıklı tavizler vermesi durumunda kalıcı bir çözüme kavuşabileceğini savunuyor.

Başarısızlığın sorumlusu sadece Trump değil

İran’ın nükleer faaliyetlerini dizginleme konusundaki başarısızlık sadece Trump’a ait değil. Eski Başkan Barack Obama’nın 2015 yılında imzaladığı ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşma, İran’ın bombaya giden yolunu kapatsa da bu kapıyı tamamen kilitlemeyi başaramamıştı.

Anlaşmayı canlandırmak ve ardından daha güçlü bir takip anlaşması imzalamak isteyen Biden yönetiminin çabaları da sonuçsuz kaldı. İran, 2022 yılında barışçıl bir çözüme yol açabilecek ve yaptırımları kaldırabilecek bir anlaşma teklifini reddetti. Bu süreçte nükleer programına hız vermeye devam etti.

Brandeis Üniversitesi Crown Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Direktörü ve Obama’nın Ulusal Güvenlik Konseyi’nde kitle imha silahları uzmanı olarak görev yapan Gary Samore, süreci şu sözlerle özetliyor:

“İlk hata, Trump’ın tam da işler yolunda giderken JCPOA’dan çekilmesiydi. İkinci büyük hata ise İran’ın, Biden yönetiminin anlaşmayı geri döndürme teklifini reddetmesi oldu. Geriye dönüp bakıldığında, Biden da yönetiminin ilk dönemlerinde daha güçlü bir çaba gösterebilirdi. Günün sonunda her iki taraf da büyük hatalar yaptı.”

Kronoloji

2013: Yıllardır artan yaptırım baskısı ve İran’da yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesinin ardından nükleer görüşmeler hız kazandı.

Temmuz 2015: ABD, İran ve diğer küresel güçler, İran’ın nükleer çalışmalarına 15 yıl boyunca katı sınırlar getiren nükleer anlaşma üzerinde uzlaştı.

Mayıs 2018: Trump, ABD’yi 2015 anlaşmasından çıkardı ve İran’a yönelik yaptırımları yeniden devreye soktu.

Temmuz 2019: İran, 2015 anlaşmasında belirlenen uranyum stoku ve zenginleştirme seviyesi sınırlarını ilk kez ihlal etti.

Kasım 2019: İran, Natanz tesisinde zenginleştirme için gelişmiş santrifüjler kullanmaya başladı ve Fordow tesisinde zenginleştirmeye yeniden döndü. Bu hamleler anlaşmanın iki kritik ihlali oldu.

Ocak 2021: Biden, 2015 anlaşmasını canlandırma ve daha güçlü bir anlaşma müzakere etme sözüyle göreve başladı. Bu sırada İran’ın uranyum stoku yaklaşık 3 ton civarındaydı.

Nisan 2021: İran’ın yeni ihlallerinin ardından anlaşmayı canlandırma müzakereleri başladı. Görüşmelerin başlamasından kısa süre sonra İran, uranyumu ilk kez %60 saflıkta zenginleştirdi.

Ağustos 2022: Nükleer anlaşmayı canlandırma müzakereleri tamamen başarısızlıkla sonuçlandı.

Temmuz 2024: ABD istihbaratı, Tahran’ın programını hızlandırmasıyla birlikte İran’ın nükleer silahla bağlantılı çalışmalar yürüttüğünü rapor etti.

Haziran 2025: İran’ın neredeyse 11 nükleer silaha yetecek kadar silaha uygun zenginleştirilmiş uranyum üretmesinin ardından, ABD ve İsrail ordusu İran’ın ana nükleer tesislerine ağır hasar veren saldırılar düzenledi.

Enkazın altındaki tehdit: 11 bombaya yetecek stok

İranlı liderler uzun süredir nükleer silah üzerinde çalışmadıklarını iddia ediyorlar.

Haziran ayındaki bombardımanlardan sonra İran şu anda aktif olarak uranyum zenginleştirmiyor ve bir bombaya ulaşmak istese öncelikle tonlarca molozun altına gömülmüş olan bölünebilir malzemeyi oradan çıkarması gerekiyor.

Ancak BM atom enerjisi ajansı da dahil olmak üzere uzmanlar, Tahran’ın nükleer cephanelik geliştirmek için gerekli teknolojik altyapıyı uzun süredir elinde tuttuğunu değerlendiriyor. Savaş öncesindeki İran lider kadrosunun büyük bölümünün ölmüş olması nedeniyle Washington, ülkenin başına geçen yeni liderlerin uzlaşmaya çok daha uzak olma ihtimaliyle karşı karşıya.

İran’ın elinde hala, neredeyse 11 nükleer silaha yakıt sağlayabilecek miktarda silah derecesine yakın malzeme de dahil olmak üzere toplam 10 ton zenginleştirilmiş malzeme bulunuyor.

Ayrıca uranyum zenginleştiren makineler olan santrifüjlerden ellerinde kaç adet kaldığı tam olarak bilinmiyor. İsrail’in çok sayıda İranlı nükleer bilimciyi suikastlarla öldürmesine rağmen İran, zenginleştirmeye yeniden başlamak ve bir nükleer silah üretmek için gereken teknik bilgi birikimini (know-how) büyük ölçüde koruyor.

ABD’nin en büyük endişesi, İran’ın elindeki yaklaşık 1.000 pound (yaklaşık 453 kg) ağırlığındaki %60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum üzerinde yoğunlaşıyor fakat Tahran’ın elinde ayrıca %20 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık 440 pound (yaklaşık 200 kg) uranyum daha var.

Bu malzemeler, sadece birkaç hafta içinde %90 silah sınıfı malzemeye dönüştürülebilir. Sivil nükleer programlar genellikle düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyuma dayanırken İran, geçtiğimiz Haziran ayındaki saldırılardan önce dünyada %60 oranında uranyum zenginleştiren tek nükleer silahsız ülke konumundaydı.

‘Maksimum baskı’ stratejisi nasıl çöktü?

Trump yönetimi, İran’a yönelik askeri harekatında kesin bir nakavt darbesi indirmekte zorlanırken, 2015 anlaşmasının destekçileri ve muhalifleri, İran’ın programını bu denli genişletmesine kimin zemin hazırladığı konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunuyor.

Müzakereleri iki yıl süren 2015 anlaşması, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunu 15 yıl boyunca yaklaşık 660 pound (300 kg) ile, zenginleştirme seviyesini ise %3.67 ile sınırlamıştı.

Anlaşma Tahran’ın nükleer silah geliştirmesini yasaklasa da, miktar ve zenginleştirme seviyesindeki kısıtlamaların 2030 yılına kadar kademeli olarak sona erecek olması (sunset clauses), anlaşma destekçileri arasında bile o tarihten sonra ne olacağına dair endişeler yaratmıştı.

Anlaşma, İran’ın 8.5 yıl sonra santrifüj araştırmaları yapmasına izin veriyordu; bu taviz, 15 yıllık süre dolduğunda İran’ın daha gelişmiş makinelerle kitlesel uranyum üretimine hazır olabileceği anlamına geliyordu. Tahran bu sayede hızla bir bomba için yeterli malzemeyi üretebilirdi.

Trump, ilk başkanlık kampanyası sırasında anlaşmaya saldırarak, bunun İran’ın füze programını veya teröre verdiği desteği kapsamadığını ve nükleer tehdidi tamamen ortadan kaldırmadığını savunmuştu. 2018’de anlaşmadan çıktığında, İran’ı daha katı bir anlaşmaya zorlamak için “maksimum baskı” yaptırım kampanyasına geçti. İran ekonomisi yerle bir oldu ancak Tahran, Trump ile masaya oturmayı reddetti.

Trump’ın ilk döneminin geri kalanında İran, nükleer programını hızlandıracak adımları tek tek attı ve anlaşmanın kısıtlamalarını esnetti.

Temmuz 2019’da 660 poundluk sınırı aşarak %4.5 seviyesinde zenginleştirme yaptı.

Aynı yılın sonlarında Natanz’daki tesiste kullanılması yasak olan gelişmiş santrifüjlere uranyum yükledi ve araştırma sahası olması gereken derin yeraltı tesisi Fordow’da zenginleştirme faaliyetlerini yeniden başlattı.

Takip eden aylarda Tahran, Fordow’daki operasyonlarını genişletti ve yeraltında bir santrifüj üretim tesisi kurdu. Dönemin İran Cumhurbaşkanı, ülkenin artık 2015 anlaşması öncesinden daha fazla uranyum ürettiğini ilan etti. Trump görevden ayrıldığında, İran neredeyse 3 metrik ton bölünebilir malzemeyi zenginleştirmiş durumdaydı.

2015 anlaşmasının müzakerecilerinden biri olan ve Biden döneminde de bu çabalara katılan Richard Nephew, durumu şöyle açıklıyor:

“Eğer Donald Trump anlaşmadan çekilmeseydi, İran’ın nükleer programı bu kadar ilerleyemezdi. Trump’ın planı temelde nükleer anlaşmanın şartlarını yeniden yargılamaktı. Ancak İran masayı reddettiğinde, programı sınırlamak için elinde makul hiçbir alternatifi kalmadı.”

Diğer bazı uzmanlar ise anlaşmadaki sınırların zaten eninde sonunda sona ereceğini, Trump’ın kararının sadece bu hesaplaşma gününü öne çektiğini savunuyor.

Biden dönemi krizi

Joe Biden, 2015 anlaşmasının sınırlılıklarını kabul etmiş, ABD’yi anlaşmaya geri döndürme ve ardından “daha uzun ve daha güçlü” bir anlaşma yapma sözü vermişti. Ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.

2015 anlaşması senato tarafından onaylanmış bir uluslararası anlaşma değil, bir başkanlık yürütme kararnamesi (executive agreement) olduğu için Biden, gelecekteki bir Amerikan başkanının anlaşmadan tekrar çıkmayacağına dair İranlılara yasal bir güvence veremedi. Bu durum, İran’ın müzakerelerdeki en büyük ve ısrarlı talebiydi.

Yine de bazı eleştirmenler, Biden’ın daha fazla ekonomik ve belki de askeri baskı uygulayabileceğini savunuyor.

Deneyimsiz müzakereciler

Trump Beyaz Saray’a geri döndüğünde, nükleer konularda hiçbir geçmiş deneyimi olmayan iş insanı müzakerecisi Steve Witkoff da süreçte bir ilerleme kaydedemedi. Trump’ın ekibi, İran’ın tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmesini ve sivil nükleer programı için gerekli yakıtı tamamen dışarıdan ithal etmesini talep etti.

Bu teklif, İran’ın geçmiş yıllarda defalarca reddettiği bir şarttı. Trump ancak son haftalarda bu katı tutumu biraz yumuşatarak, İran’ın zenginleştirme faaliyetlerini 20 yıllığına askıya alması (durdurması) fikrini ortaya atmaya başladı.

Geçtiğimiz Haziran ayında nükleer tesisleri hava saldırılarıyla vurulup yok edilmeden önce İran, elinde 9.8 ton zenginleştirilmiş uranyum bulunduruyordu
Tahran kanadı her çeyrekte 1 ton zenginleştirilmiş uranyum ve 290 pounddan (yaklaşık 131 kg) fazla yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum üretecek bir kapasiteye ulaşmıştı.

Exit mobile version