Wall Street Journal ABD’siz NATO’yu yazdı: Almanya’da tarihi kırılma, Avrupa kendi ordusunu kuruyor

IMG_1621

ABD’nin ittifaktan çekilme ihtimaline karşı Avrupa ülkeleri, NATO’nun mevcut yapısını kullanarak kendi savunmasını güçlendirmeye yönelik alternatif bir plan üzerinde çalışıyor. Almanya’nın politika değişikliği ise sürece ivme kazandırdı

ABD’nin NATO’dan ayrılması durumunda

Avrupa’nın kendini savunabilmesini sağlamak amacıyla hazırlanan alternatif plan, Almanya’nın da desteğini almasının ardından giderek daha fazla kabul görüyor.

Plan üzerinde çalışan yetkililer, bazı çevrelerin “Avrupa NATO’su” olarak adlandırdığı bu yaklaşım kapsamında, ittifakın komuta ve kontrol kademelerinde daha fazla Avrupalının görev almasını ve ABD’nin askeri kapasitesinin Avrupa ülkeleri tarafından tamamlanmasını hedefliyor.

Wall Street Journal‘in haberine göre yetkililer, NATO çevresinde yapılan gayriresmi görüşmeler ve akşam yemeklerinde şekillenen bu planların mevcut ittifaka rakip olmayı amaçlamadığını belirtiyor.

Avrupalı yetkililer, Washington’un Avrupa’daki askerlerini çekmesi ya da ABD Başkanı Donald Trump’ın daha önce tehdit ettiği gibi Avrupa’nın savunmasına destek vermemesi durumunda, Rusya’ya karşı caydırıcılığı, operasyonel sürekliliği ve nükleer güvenilirliği korumayı hedefliyor.

Trump etkisi: Grönland ve İran krizi süreci hızlandırdı

İlk olarak geçen yıl gündeme gelen planlar, Avrupa’nın ABD’ye duyduğu güven konusundaki derin endişeleri ortaya koyuyor.

Süreç, Trump’ın NATO üyesi Danimarka’dan Grönland’ı alma tehdidinde bulunmasının ardından hız kazandı. Avrupa’nın ABD’nin İran’a yönelik savaş politikasına destek vermemesi nedeniyle yaşanan gerilim ise planlara yeni bir aciliyet kazandırdı.

Berlin’de tarihi kırılma

Planın ivme kazanmasında en kritik unsur Berlin’deki politika değişikliği oldu.
Almanya, onlarca yıl boyunca Fransa’nın öncülük ettiği Avrupa’nın savunma alanında daha bağımsız olması yönündeki çağrılara karşı çıkmış ve ABD’yi Avrupa güvenliğinin nihai garantörü olarak görmüştü.

Ancak Almanya Başbakanı Friedrich Merz döneminde bu yaklaşım değişmeye başladı.

Konuya yakın kaynaklara göre Merz, Trump döneminde ve sonrasında ABD’nin müttefik olarak güvenilirliğine ilişkin ciddi endişeler taşıyor.

NATO tamamen ABD merkezli…

Bu planın hayata geçirilmesinin önünde büyük engeller bulunuyor. NATO’nun yapısı lojistikten istihbarata, en üst düzey askeri komutadan operasyonel planlamaya kadar neredeyse tamamen ABD liderliği üzerine kurulu.

Avrupa ülkeleri, Trump’ın uzun süredir talep ettiği şekilde bu yükün daha fazlasını üstlenmeye çalışıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de ittifakın “daha fazla Avrupa liderliğinde” olacağını ifade etti.

Avrupa kendi inisiyatifini alıyor

Mevcut süreçteki fark, Avrupa’nın bu adımları ABD’nin baskısıyla değil, Trump’ın giderek artan sert tutumu nedeniyle kendi inisiyatifiyle atıyor olması.

Trump son günlerde Avrupalı müttefikleri “korkak” olarak nitelendirmiş ve NATO’yu “kağıttan kaplan” olarak tanımlamıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e atıfla “Putin de bunu biliyor” ifadesini kullanmıştı.

Planın içinde yer alan liderlerden Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, yükün ABD’den Avrupa’ya kaymasının halihazırda başladığını ve bunun süreceğini söyledi.

Stubb, bunun ABD’nin savunma ve ulusal güvenlik stratejisinin bir parçası olduğunu belirtti.

Bir röportajında, sürecin kontrollü ve yönetilebilir şekilde ilerlemesinin önemine dikkat çeken Stubb, “En önemli şey bunun gerçekleştiğini anlamak ve ABD’nin ani bir şekilde çekilmesi yerine süreci yönetilebilir kılmaktır” dedi.

Stubb, Trump ile yakın ilişki kurabilen az sayıda Avrupalı liderden biri olarak öne çıkıyor. Finlandiya, kıtanın en güçlü ordularından birine sahip ve Rusya ile en uzun sınırı paylaşan ülkelerden biri konumunda bulunuyor.

Almanların endişesi ne?

Berlin’deki değişim Avrupa için belirleyici oldu. Almanya, ABD’nin nükleer silahlarına ev sahipliği yapıyor ve uzun yıllar boyunca ABD’nin rolünü sorgulamaktan kaçındı.

Avrupalı ülkeler, NATO içinde Avrupa liderliğinin artırılmasının ABD’ye geri çekilmek için bir gerekçe sunmasından endişe ediyordu.

Kaynaklara göre Merz, geçen yılın sonlarında Trump’ın Ukrayna’yı terk etmeye hazır olduğu sonucuna vardı ve bu yaklaşımını yeniden değerlendirmeye başladı.

Merz’in, Trump’ın savaşta mağdur ile saldırganı karıştırdığını düşündüğü ve NATO içinde artık net değerlerin bulunmadığına inandığı ifade edildi.

“ABD kalsın ama yük Avrupa’da olsun”

Buna rağmen Merz’in NATO’yu açık şekilde sorgulamak istemediği, bunun tehlikeli olacağını düşündüğü belirtiliyor.

Avrupalı ülkelerin daha fazla sorumluluk alması gerektiği vurgulanırken, ideal senaryonun ABD’nin ittifakta kalması ancak savunma yükünün büyük kısmının Avrupa tarafından üstlenilmesi olduğu ifade ediliyor.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, NATO içindeki görüşmelerin zor geçtiğini ancak sonuç alınması halinde bunun Avrupa için fırsat yaratacağını söyledi.

Pistorius, “NATO hem Avrupa hem ABD için vazgeçilmezdir. Ancak Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği de açıktır” dedi.

Almanya’nın tutum değişikliği, İngiltere, Fransa, Polonya, İskandinav ülkeleri ve Kanada’nın da dahil olduğu daha geniş bir mutabakatın önünü açtı.

Yetkililere göre plan, NATO içinde “gönüllüler koalisyonu” şeklinde ilerliyor.

İsveç’in Almanya Büyükelçisi Veronika Wand-Danielsson, benzer görüşteki ülkelerle temas halinde olduklarını ve gerektiğinde NATO içindeki boşluğu dolduracaklarını söyledi.

Kritik sorular: Komuta ve lojistik

Almanya’nın pozisyon değişikliğinin ardından planlama süreci somut askeri sorulara odaklandı.

Bu sorular arasında NATO’nun hava ve füze savunmasını kimin yöneteceği, Polonya ve Baltık ülkelerine uzanan askeri sevkiyat koridorlarının nasıl işletileceği, lojistik ağların nasıl sürdürüleceği ve büyük bölgesel tatbikatların kim tarafından yönetileceği yer alıyor.

Yetkililere göre bu başlıklar planın en zorlu kısmını oluşturuyor.

Zorunlu askerlik gündemde

Planın başarısı için zorunlu askerliğin yeniden uygulanması da kritik bir unsur olarak değerlendiriliyor.

Soğuk Savaş sonrası birçok Avrupa ülkesi bu uygulamayı kaldırmıştı. Stubb, zorunlu askerliğin sivil eğitim, ulusal kimlik ve birlik açısından önemli olduğunu belirtti. Finlandiya ise zorunlu askerlik uygulamasını sürdürüyor.

Plan kapsamında Avrupa’nın, ABD’ye kıyasla geri kaldığı alanlarda üretimini artırması hedefleniyor.

Bu alanlar arasında denizaltı savunma harbi, uzay ve keşif teknolojileri, havada yakıt ikmali ve hava taşımacılığı bulunuyor. Yetkililer, Almanya ve İngiltere’nin geçen ay açıkladığı gizli seyir füzeleri ve hipersonik silah geliştirme projesini bu yeni yaklaşımın örneği olarak gösteriyor.

Nükleer kapasite en büyük sorun

Avrupa’nın önündeki en büyük engellerden biri nükleer caydırıcılık.

NATO’nun temelini oluşturan kıta çapındaki nükleer şemsiye yalnızca ABD tarafından sağlanabiliyor.

Bu nedenle Fransa ve İngiltere’nin nükleer ve stratejik istihbarat kapasitelerini genişletmesi yönünde baskı artıyor.

Almanya’daki değişim, Avrupa savunmasının en hassas konularından biri olan ABD’nin nükleer şemsiyesinin yerine geçecek alternatifleri gündeme taşıdı.

Trump’ın Grönland tehdidinin ardından Merz ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransız nükleer caydırıcılığının Almanya dahil diğer Avrupa ülkelerini kapsayacak şekilde genişletilip genişletilemeyeceğini görüşmeye başladı.

Trump: Her şey Grönland ile başladı

Trump ise NATO’dan ayrılma tehdidinin dönüm noktasının Grönland olduğunu dile getirdi.

Trump, “Gerçeği bilmek istiyorsanız her şey Grönland ile başladı. Biz Grönland’ı istiyoruz. Onlar vermek istemiyor ve ben de ‘O zaman hoşça kal’ dedim” ifadelerini kullandı.

En büyük sorun istihbarat

Avrupalı yetkililer, ABD’nin uydu, gözetleme ve füze erken uyarı sistemlerinin kısa vadede yerinin doldurulmasının mümkün olmadığını belirtiyor.

Bu durum, NATO’nun güvenilirliğinin temel unsurlarından biri olan istihbarat ve nükleer caydırıcılık alanında ciddi bir boşluk yaratıyor.

Exit mobile version