Tuncer Bakırhan: Bugün CHP’ye giden kolluk, yarın AKP’ye gider

IMG_3757

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM grup toplantısında ekonomik kriz, yoksulluk ve yargı-siyaset ilişkisini eleştirdi. “Mutlak butlan” gündemine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan “Hukuksuzluk adrese teslim başlar ama hiçbir zaman yerinde kalmaz” ifadelerini kullandı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM’deki grup toplantısında hem ekonomik kriz hem de yargı ve siyaset ilişkisine dair değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmanın ana eksenini, Türkiye’de demokratik meşruiyetin zayıfladığı, yargı kararlarının siyasal alanı belirleme aracı hâline geldiği ve ekonomik yoksulluğun derinleştiği ifadeleri oluşturdu.
CHP’nin 38. Olağan Kongresi’ne yönelik “mutlak butlan” kararına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan “İstisnanın kural hâline geldiği bir düzende tek pusula demokratik meşruiyettir.

Sandığın iradesini yargı kararnamesiyle iptal eden, hukukun maskesini kullanır” ifadelerini kullandı.

Bakırhan’ın grup konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

‘Açlık insanlığın en büyük ayıbı’
“Haziran ayının ilk haftası, Dünya Açlıkla Mücadele Haftası’dır. Bu kapitalist modernite toplumu doyuramadı, açlığı gideremedi. Açlık, insanlığın en büyük ayıbıdır.

Türkiye’de de milyonlarca insanımız açlıkla mücadele ediyor. Türkiye’de açlık sadece bir haftanın konusu değil; 365 gün süren bir yaşam mücadelesinin adıdır.

Geçtiğimiz hafta Kurban Bayramı’na tarihin en derin yoksulluğunun gölgesinde girdik. Kimileri evine bir kilo tatlı alamadı. Kimileri bayram vesilesiyle çocuklarına, torunlarına bir harçlık bile uzatamadı.

Dünya tarihinin en zor ekonomik krizinin tam ortasındayız. İktidarın tüm planları, projeleri, programları birer birer çöküyor. Her defasında pembe tablo çiziyorlar ancak maalesef bugüne kadar gerçekleşmedi.

Açlıkla Mücadele Haftası’nda bir kez daha gördük ki toplum, iktidarın insafına bırakılamaz. Her birimiz yalnızca kendi soframızda kaynayanla değil, kapı komşumuzun sofrasıyla da sorumluyuz.

Bu vesileyle tüm halkımıza dayanışma çağrısı yapıyoruz. Bereket paylaştıkça çoğalır; paylaşmak, bu toprakların kadim gerçeğidir.”

‘Butlan kararı, hukuki bir meselenin çok ötesinde’

CHP’ye yönelik mutlak butlan kararını da değerlendiren Bakırhan şöyle devam etti:
“Ana muhalefet partisi CHP’ye karşı istinaf mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararı ve genel merkezin kolluk şiddetiyle basılması, bu krizin en çıplak yüzü oldu.
Butlan kararı, salt hukuki bir meselenin çok ötesindedir. Bu karar, demokratik siyaseti dışarıdan zorla şekillendirme girişimidir. Kimse bize başka hikâye anlatmasın.

Siyaseti yargı kararnamesiyle şekillendirmek, demokrasiyi prosedürün arkasına saklayarak etkisizleştirmektir.
Öte yandan kimse, “Bu bir yargı kararıdır” diyerek 86 milyona cambaza bak oyunu oynamasın.”

‘Bu kararla siyasi partilerin ve sivil toplumun tek bir güvencesi kalmamıştır’
“Türkiye’de bu rejimin en yakın tanığı da sanığı da şahidi de biziz. Hiçbir zaman cambaza bakmadık, bundan böyle de bakmayacağız.

İstisnanın kural hâline geldiği bir düzende tek pusula demokratik meşruiyettir. Sandığın iradesini yargı kararnamesiyle iptal eden, hukukun maskesini kullanır.

Çok net söylüyoruz: Bizler açısından Türkiye siyasetinin anahtar kavramı demokratik meşruiyettir.

Bu sebeple şunu açıkça ilan ediyoruz: İstinaf mahkemesinin verdiği bu karar, yalnızca bir siyasi partiyi değil; tüm siyaset ve sivil toplum alanını, örgütlenme hakkını, demokratik yaşamı derinden tehdit etmektedir.

Bu kararla siyasi partilerin ve sivil toplumun tek bir güvencesi kalmamıştır. Yargıtay derhal toplanarak bu garabete son vermeli; Türkiye’de demokratik ve sivil yaşamın önünü açmalıdır.

Hukuksuzluk adrese teslim ile başlar ama hiçbir zaman yerinde kalmaz. Bugün bir partinin kapısını kıran anlayış, yarın bütün siyasetin kapısına dayanır.

Bugün CHP’ye giden kolluk, yarın AKP’ye gider. Öbür gün MHP’ye, DEVA’ya, Gelecek Partisi’ne gider. Bize zaten hep geldi.
O hâlde bugünün faili, yarının mağduru olmak istemiyorsa rota demokrasi, pusula siyaset, teminat hukuk olmak zorundadır.”

‘Bugün rakibine yapıştırdığın etiket, yarın senin yakanı tutacak elin provasıdır’

“Fakat şunu da açıkça söylemek zorundayız: Siyasi rekabet, başkalarının sözlüğüyle yapılmaz.

İftiralar, damgalamalar, etiketler, ahlaki mahkûmiyet hükümleri; bunlar operasyonun siyasi tarafını perdelemenin en kestirme yoludur.

Özellikle vurguluyoruz: Türkiye’nin siyasi tarihinde bazı etiketler, başka hiçbir suçlamayla kıyaslanamayacak bir yıkım gücü taşır. Hangi niyetle söylenirse söylensin, bu tür ithamlar siyasi operasyonlara kapı aralar.

Bu yüzden CHP içindeki her aktörü, söylediği her sözün sonuçlarını düşünmeye davet ediyoruz.

Onun için samimiyetle uyarıyoruz: Bugün rakibine yapıştırdığın etiket, yarın senin yakanı tutacak elin provasıdır.

Siyaset, bugünün öfkesiyle değil, yarının yüzleşmesiyle yapılır.

Unutmayalım ki bir partinin kapısı kırıldığında, aslında siyasetin kapısı kırılır ve toplumun siyaset kurumuna dair umut ve güveni aşınır.

Tarafların buna uygun hareket etmelerini bekliyoruz. CHP’nin bu fırtınadan bütünlüklü çıkarak gemiyi limana yanaştırmasını temenni ediyoruz.”

‘Bugün yaşananlar ne bir tesadüftür ne de yalnızca tek bir partinin meselesidir’

“Kimseyi tahkir etmeden, üçüncü sınıf polemiklere paye vermeden söyleyelim: Bugün yaşananlar ne bir tesadüftür ne de yalnızca tek bir partinin meselesidir.

Cumhuriyet, yönetimi hanedandan alıp halka verme iddiasıyla büyük bir tarihsel kapı açtı. Ancak o kapıdan toplumun bütün renkleri, bütün dilleri, bütün inançları ve bütün kimlikleri eşit biçimde geçirilemedi.

Cumhuriyetin tarihi bize şunu gösterdi: Bu ülke, her kritik eşikte demokrasiyi büyütmek yerine çoğu zaman siyaseti daraltan yolları tercih etti.

1925’te demokrasi yerine Takrir-i Sükûn tercih edildi. 1960’ta sandığın krizine çözüm olarak darbe görüldü. 1980’de toplumsal taleplere cevap olarak tanklar, işkencehaneler ve yasaklar devreye sokuldu. 1990’larda Kürt meselesinde çözüm arayışları yerine inkâr, güvenlik siyaseti ve şiddet tercih edildi. 28 Şubat’ta toplumun inancı, yaşam tarzı ve kamusal varlığı devlet sopasıyla hizaya sokulmak istendi. 2007’de 367 kararıyla siyaset yine yargı eliyle daraltıldı.

2016’dan sonra ise darbe girişimine karşı daha fazla demokrasi denilmesi gerekirken, OHAL rejimi kalıcı bir yönetim biçimine dönüştürüldü. 4 Kasım 2016’da bu ülkenin demokratik temsil iradesi hedef alındı; arkadaşlarımız cezaevine konularak siyaset halktan, Meclis’ten ve sandıktan koparılmak istendi. 19 Mart’ta ise aynı çizgi ana muhalefete ve İstanbul’un seçilmiş iradesine yöneldi.”

Exit mobile version