Kremlin, Suriye’den Venezüella’ya, İran’dan Orta Doğu’ya kadar pro-Rus liderlerin karşı karşıya olduğu krizlerde askeri müdahaleden kaçındı. ABD’nin operasyonları ve protestolar karşısında Moskova yalnız diplomatik açıklamalarla yetinirken, bu durum Rusya’nın küresel güç imajına darbe vurmuş oldu.
Geçen yıl Suriye’de muhalifler Şam’a girdiğinde, Rusya uzun süreli müttefiki Beşar Esad’ın hızla iktidardan uzaklaştırılmasına kayıtsız kaldı. Esad ise daha sonra Moskova’ya kaçtı. Benzer şekilde, bu ay ABD Başkanı Donald Trump’ın Nicolas Maduro’yu yakalamak için Venezuela’ya seçkin ABD birlikleri konuşlandırmasına Moskova yalnızca “neokolonyalizm ve emperyalizm” eleştirisi ile yanıt verdi.
Şimdi İran rejimi protestolar ve olası ABD hava saldırıları altında baskı altındayken, Moskova hala Orta Doğu’daki en büyük müttefiki için anlamlı bir destek vermeye niyetli görünmüyor. Kremlin’in bu tutumu, hem Rusya’nın küresel güç imajına hem de Batı karşıtı bir ülke ittifakı kurma çabalarına darbe olarak değerlendiriliyor.
Maduro’nun kaçırılması
ABD’nin Venezuela operasyonu, Moskova tarafından sağlanan S-300 ve Buk-M2 hava savunma sistemlerinin başarısızlığıyla daha da dikkat çekici hale geldi. Meduza’ya konuşan Kremlin’e yakın bir kaynak, “Müttefikler artık Rusya’yı güvenilir bir ortak ve koruyucu olarak görmeyecek. Bu, yalnızca Venezuela’nın kaynaklarıyla ilgili değil, yönetim biçimiyle ilgili bir imaj kaybı” değerlendirmesinde bulundu.
The Times’ın haberine göre Rusya’nın müttefiklerini savunamaması kısmen kaynak eksikliğine bağlanıyor. Putin’in ordusu Ukrayna’da yoğun çatışmalarla meşgul ve Moskova, kazanabileceği çatışmalar ile ABD ile doğrudan çatışmaya girebilecekleri arasında seçim yapmak zorunda. Eski Kremlin konuşma yazarı Abbas Gallyamov, “Putin, uluslararası arenada giderek bir ‘kağıttan kaplan’ rolü oynuyor. Büyük hayalleri var ama bunları destekleyecek kaynakları sınırlı” yorumunu yaptı.
İran konusu
Rusya ve İran, geçen yıl stratejik bir ortaklık anlaşması imzalamış olsa da bu anlaşma karşılıklı savunma maddesi içermiyor. Geçen Haziran’da İsrail’in Tahran’a saldırısı ve ABD füzelerinin İran’ın nükleer tesislerini hedef alması sırasında Moskova tamamen tarafsız kaldı. Uzmanlar, Kremlin’in bu tavrının soğukkanlı bir hesaplamaya dayandığını belirtiyor.
Trump ve Kremlin’in arası nasıl?
Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna dönmesi, Moskova’da ABD’ye serbest hareket etme umudu yaratsa da, Kremlin hala Trump’ın “America First” politikalarını anlamakta zorlanıyor. Analistler, Moskova’nın Ukrayna’daki savaşın stratejik öncelik olduğunu ve bu nedenle diğer müttefikleri riske atabileceğini belirtiyor.
