İran’ı “taş devrine döndürmekle” tehdit eden Trump, Hürmüz Boğazı’nın açılması karşılığında geri adım attı. Analistler, Trump’ın bu öngörülemez tavrını Richard Nixon’ın “Madman Theory” (Deli Adam Teorisi) stratejisine bağlıyor
ABD Başkanı Donald Trump, hiçbir zaman eski başkanlardan Richard Nixon’a olan hayranlığını gizlemedi. Son İran krizi, bu hayranlığın sadece kişisel bir sempati değil, nükleer butonun ucunda yürütülen tehlikeli bir dış politika stratejisi olduğunu da ortaya koyuyor.
İran medeniyetini yeryüzünden silmekle tehdit eden Trump, Tahran rejiminin Hürmüz Boğazı’nı gemi başına 2 milyon dolar gibi fahiş bir bedelle açmayı kabul etmesi üzerine bir anda barış güvercinine dönüştü.
The Guardian‘da yayınlanan analize göre bu manevranın arkasındaki şablon ise çok tanıdık: “Deli Adam Teorisi”.
Nixon’dan miras
1968 yılında Eski ABD Başkanı Richard Nixon tarafından formüle edilen bu teori, düşmanı liderin zihinsel dengesinin bozuk olduğuna inandırarak geri adım attırmaya dayanır. Nixon, danışmanı Bob Haldeman’a bu stratejiyi şöyle açıklamıştı:
“Hanoi’dekilerin (Vietnam) savaşı durdurmak için her şeyi yapabilecek bir noktaya geldiğime inanmalarını istiyorum. Onlara ‘Nixon komünizm takıntılı, sinirlendiğinde onu dizginleyemiyoruz ve eli nükleer butonun üzerinde’ dedirtin. Göreceksiniz, Ho Chi Minh iki hafta içinde Paris’e gelip barış için yalvaracak.”
Bugün Trump’ın İran’a karşı kullandığı “medeniyetlerini sonlandırırım” ve “elektrik santrallerini yerle bir ederim” tehditleri, Nixon’ın Vietnam’da uyguladığı bu psikolojik harp yönteminin modern bir kopyası olarak görülüyor.
Taviz mi yoksa gerçekten kazanç mı?
ABD Başkanı Trump, Hürmüz Boğazı’nın açılmasını büyük bir zafer olarak pazarlasa da, gerçek tablo oldukça tartışmalı.
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in saldırıları başlamadan önce zaten açık olan Boğaz, şimdi İran’ın gemi başına 2 milyon dolar haraç aldığı bir gelir kapısına dönüştü.
Uluslararası Kriz Grubu İran Direktörü Ali Vaez’e göre, Trump net bir askeri zafer elde edemediği için eleştirileri savuşturacak “ustaca bir hamle” arayışındaydı. Vaez, “Trump, zafer anlatısında delik açılmasını engellemek için kıyamet senaryoları ve tehditlerle bir çıkış yolu bulmaya çalıştı” sözlerini kullandı.
Karadaki bataklıktan kaçış
Trump’ın bu sert üslubu, aynı zamanda onu en çok korktuğu senaryodan, yani “karada topyekün işgalden” kurtarıyor.
İran’ın uranyum stoklarını ele geçirmek için yapılacak bir kara operasyonunun “inanılmaz maliyetli ve karmaşık” olacağını bilen Trump, sözlü saldırganlığı bir baskı aracı olarak kullanarak masadaki elini güçlendirmeye çalışıyor.
Akıl sağlığı tartışmaları…
Bu taktik şimdilik silahların susmasını sağlamış olsa da, ABD’nin “medeni değerlerin savunucusu” olma iddiasına büyük zarar veriyor.
Tıpkı 1970’lerde Nixon’ın psikiyatristinin “nükleer tetikte parmağı olması gereken doğru kişi olmayabilir” endişesi gibi, bugün de dünya kamuoyunda Trump’ın öngörülemezliği ve görev uygunluğu yeniden sorgulanıyor.
Nixon’ın kaderi, “deli adam” rolüyle o kadar bütünleşmişti ki, sonunda bu kimlik onun sonunu hazırlayan karışıklığın bir parçası oldu.
Trump’ın, kendi yarattığı krizlerden kaçmak için bu tehlikeli oyunu daha ne kadar sürdürebileceği ise merak konusu.
