Barselona’da eğitim hakkı için yapılan protesto çağrıları, TikTok’tan yayılan yağma ve şiddet mesajlarına dönüştü. 130 kişinin gözaltına alındığı olayların ardından benzer çağrıların dokuz Avrupa ülkesine yayıldığı belirlendi. Peki, bu protestoların arkasında kim var?
İspanya’nın Barselona kentinde 24 Ekim’de düzenlenen ve başlangıçta eğitim hakkı için yapılan bir öğrenci eylemi olarak duyurulan protesto, yağma ve şiddet olaylarıyla sonuçlandı. Yaklaşık 600 gencin katıldığı gösterinin ardından 130 kişi gözaltına alındı, 14 polis memuru yaralandı ve çok sayıda iş yeri zarar gördü.
Ancak olayların ardından yapılan araştırmalar, protestonun kendiliğinden gelişen bir öğrenci hareketinden farklı biçimde örgütlenmiş olabileceğini ortaya koydu. TikTok’taki anonim hesaplar üzerinden yayılan çağrılar, kullanıcıları özel mesajlaşma gruplarına yönlendiriyor; bu gruplarda ise eğitim hakkı yerine mağazaların yağmalanması konuşuluyordu.
The Conversation’ın 28 Ekim tarihli analizinde, Barselona’daki olayların sosyal medyada nasıl organize edildiği, şiddet eylemlerine dönüşen gösterilerin siyasi yankıları ve organizasyonun arkasındaki isimlere ilişkin belirsizlikler ele alındı.
TikTok’ta eğitim protestosu, özel gruplarda yağma çağrısı
Analize göre Barselona’daki olaylardan önce TikTok’ta “Blocus” adıyla bağlantılı yaklaşık 20 anonim hesap üzerinden protesto çağrıları yayımlandı. Bu hesaplar, Fransa’da haftalardır devam eden öğrenci protestolarından esinlendiklerini öne sürerek İspanya’nın farklı kentlerindeki gençleri sokaklara davet etti.
Paylaşımlarda kamu eğitiminin iyileştirilmesi gibi talepler öne çıkarılırken kullanıcılar QR kodlar aracılığıyla WhatsApp ve Telegram gibi uygulamalardaki kapalı gruplara yönlendirildi. Ancak bu gruplarda yapılan paylaşımların bir bölümünde protesto düzenlemekten çok mağazaların yağmalanması ve şiddet eylemleri konuşuluyordu.
Barselona’daki buluşma noktası, kent merkezindeki Plaça Catalunya olarak belirlendi. Aynı bölgede konut hakkı savunucularının kampı da bulunuyordu.
Ancak iki hareket arasında örgütsel bir bağ tespit edilemedi.
Barselona Belediye Başkanı Jaume Collboni de yaşanan olayların konut hakkı için düzenlenen protestolarla bağlantılı olduğuna ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını açıkladı.
130 gözaltı, 76’sı çocuk
24 Ekim akşamı Plaça Catalunya’da toplanan gençlerden bazıları yüzlerini kapatarak çevredeki mağazalara ve polis ekiplerine saldırdı. Gösteriler sırasında mağazaların vitrinleri kırıldı, iş yerleri yağmalandı, çöp konteynerleri ateşe verildi ve polisle çatışmalar yaşandı.
İspanyol kamu yayıncısı RTVE’nin aktardığı bilgilere göre olayların ardından 130 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların 76’sının 18 yaşından küçük olduğu bildirildi. Olaylarda 14 polis memuru yaralandı. Kentte çok sayıda iş yeri ve kamuya ait alan zarar gördü.
Polis, gösterinin örgütlenmesinde rol oynayan sosyal medya hesaplarını ve kapalı mesajlaşma gruplarını incelemeye aldı.
Yapay zekayla hazırlanan protesto afişleri
The Conversation’ın analizine göre Blocus bağlantılı hesapların kullandığı görseller ve mesajlar da dikkat çekici benzerlikler taşıyor.
Farklı ülkelerde yayımlanan afişlerde yapay zekayla oluşturulmuş, yanan sokakları ve karanlık şehir manzaralarını gösteren görseller kullanılıyor.
Bu paylaşımlarda birbirine benzeyen sloganlar, protesto çağrıları ve ulusal bayraklar öne çıkıyor. İspanya’daki bazı görsellerde İspanyol bayrağının yanı sıra Katalonya ve Bask bölgesinin bayrakları da kullanıldı.
The Conversation, bu görsel dilin İspanya’da daha önce göç karşıtı aşırı sağcı hareketlerin kullandığı bazı yöntemlerle benzerlik taşıdığına dikkat çekiyor. Ancak benzer görsellerin ve sloganların kullanılması, bütün çağrıların tek bir merkezden yönetildiğini kanıtlamıyor.
Araştırmacılar, bunun ortak bir organizasyonun faaliyeti mi yoksa birbirini taklit eden sosyal medya hesaplarının oluşturduğu daha geniş bir dijital hareket mi olduğunu henüz belirleyemedi.
Barselona’daki protestoları duyuran bazı TikTok hesaplarının olaylardan sonra silinmesi de örgütlenmenin kaynağına ilişkin soru işaretlerini artırdı.
Yeni hedef 31 Ekim: Çağrılar dokuz Avrupa ülkesine yayıldı
Barselona’daki olayların ardından sosyal medya üzerinden yeni protesto çağrıları yapılmaya başlandı. İspanyol doğrulama platformu Maldita’nın araştırmasına göre 31 Ekim için en az dokuz Avrupa ülkesindeki 46 şehirde benzer çağrılar tespit edildi.
İspanya’nın yanı sıra Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa, İtalya, Hollanda, Portekiz ve İsviçre’de de gösteri düzenlenmesine yönelik paylaşımlar yapıldı. Bazı hesaplar barışçıl protestolar çağrısında bulunurken diğerleri açıkça yağmayı ve şiddeti teşvik etti.
Paylaşımların bir bölümünde, her türlü suçun belirli bir süreliğine serbest bırakıldığı 2013 yapımı korku filmi The Purge’e göndermeler yapıldı.
Maldita’nın araştırmasına göre Almanya’da “Gen Z regelt” adıyla faaliyet gösteren bir grup, 23 şehirde eğitim, sağlık, iklim politikaları ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için protesto çağrısı yaptı. Bu grubun kamuya açık taleplerinde yağma çağrısı bulunmuyor. Buna karşılık İspanya ve Portekiz’deki bazı sosyal medya paylaşımlarında mağazalara ve alışveriş merkezlerine yönelik saldırı çağrıları tespit edildi.
Araştırmacılar, bu farklı çağrıların aynı çatı altında değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.
İspanya’da siyasi tartışma başladı
Barselona’daki olaylar kısa sürede İspanya siyasetinin gündemine taşındı. Muhafazakâr Halk Partisi lideri Alberto Núñez Feijóo, yaşanan şiddet olaylarından Başbakan Pedro Sánchez yönetimini sorumlu tuttu. Feijóo, hükümetin iktidarı bırakmamak için toplumsal gerilimden yararlandığını öne sürdü.
Aşırı sağcı Vox partisi de olayların arkasında Sánchez’i destekleyen gruplar bulunduğunu iddia etti. Parti, yağma ve şiddet olaylarını göçmenlerle ilişkilendiren açıklamalar yaptı.
Hükümet Sözcüsü Elma Saiz ise olayları kınayarak şiddetin arkasındaki isimlerin araştırılması gerektiğini söyledi. Saiz ve bazı sol görüşlü siyasetçiler, yaşananların aşırı sağın siyasi söylemine hizmet ettiğini savundu.
Katalan siyasetçi Gabriel Rufián ise şiddet olaylarının aşırı sağcı gruplar tarafından organize edilmiş olabileceğini öne sürdü. Ancak bu iddiaları doğrulayan kesin bir bulgu kamuoyuyla paylaşılmadı.
Rusya ve İsrail müdahalesi iddiaları
Olayların ardından Barselona’daki şiddetin yabancı aktörler tarafından organize edilmiş olabileceği de tartışılmaya başlandı. Bazı siyasi açıklamalarda ve basın haberlerinde Rusya veya İsrail bağlantılı yapıların sosyal medya üzerinden olayları körüklemiş olabileceği iddiaları gündeme geldi.
İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares ise 26 Ekim’de yaptığı açıklamada, Barselona’daki olaylara Rusya’nın müdahale ettiğine ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını söyledi.
The Conversation, bu tartışmayı Avrupa’da son dönemde artan hibrit tehditler ve yabancı kaynaklı bilgi manipülasyonu endişeleriyle birlikte ele aldı.
Avrupa Birliği, mart ayında yayımladığı değerlendirmede siber saldırılar, yabancı kaynaklı dezenformasyon faaliyetleri ve seçimlere müdahale girişimlerine karşı mücadele kapasitesinin artırılması gerektiğini vurgulamıştı.
Fransa’daki ekim protestolarını inceleyen bağımsız bir araştırma da şiddet olaylarını yabancı aktörlerin başlattığına ilişkin kanıt bulamamış, ancak Rusya bağlantılı ağların mevcut toplumsal öfkeyi büyüten paylaşımlar yaptığını ortaya koymuştu.
İtalya’da da Savunma Bakanı Guido Crosetto, Milano başta olmak üzere bazı kentlerdeki şiddet olaylarını “hibrit savaş” kapsamında değerlendirdi. Buna karşılık İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi, gençlerin yabancı aktörler tarafından yönlendirildiğini gösteren bir kanıt bulunmadığını söyledi.
Dolayısıyla Barselona’daki olayların arkasında yabancı bir devletin bulunduğu iddiaları henüz doğrulanmış değil.
Gerçek protestolar şiddet görüntülerinin gölgesinde kalıyor
The Conversation‘ın analizinde öne çıkan temel mesele, sosyal medyada protesto görüntüsü altında örgütlenen şiddet eylemlerinin yalnızca sokaklarda yarattığı yıkım değil, sonrasında ortaya çıkan siyasi anlatılar.
Barselona’dan yayılan yağma ve çatışma görüntüleri, farklı siyasi gruplar tarafından birbirinden farklı iddiaları desteklemek amacıyla kullanıldı.
Kimi siyasetçiler olayları göç ve güvenlik politikalarındaki sorunların kanıtı olarak sunarken kimileri hükümetin başarısızlığına, kimileri de aşırı sağcı grupların olası manipülasyonlarına işaret etti.
Bu tartışmalar sırasında eğitim hakkı, barınma krizi ve yaşam maliyetleri gibi gerçek protestoların temelini oluşturan taleplerin kamuoyunun gündeminde geri plana düştüğü belirtiliyor.
Analize göre internet üzerinden yayılan bir protesto çağrısının şiddet eylemlerine dönüşmesi, yalnızca fiziksel zarar yaratmıyor. Olayların görüntüleri sosyal medyada dolaşıma girdikçe toplumdaki güvensizlik ve korkuyu da artırabiliyor.
İspanya’da genel seçimlere yaklaşık beş hafta kala yaşanan olaylar, sosyal medyanın protestoları örgütleme gücünün yanı sıra bu eylemler etrafındaki siyasi algıyı nasıl şekillendirebildiğini de yeniden gündeme taşıdı.
