Menajer Ayşe Barım “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlamasıyla hapis cezasına çarptırıldı ancak hakkında tutuklama kararı verilmedi
Gezi Parkı eylemleriyle ilgili 12 yıl sonra başlatılan soruşturma kapsamında 27 Ocak’ta tutuklanan ve 248 gün cezaevinde kalan menajer Ayşe Barım hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlamasıyla 12 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Mahkeme başkanı Barım’ın hükmen tutuklanmasına karar vermedi. Ayşe Barım’ın yurt dışı çıkış yasağı ise devam edecek.
1 Ekim’de İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edilen ID İletişim’in sahibi Ayşe Barım hakkındaki davada bugün saat 10.00’da karar duruşması başladı. Ayşe Barım “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” ile suçlanan ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet istenmesinin ardından hakim karşısına çıktı. Barım savunmasında “2025 yılının ocak ayından bu yana anlamadığım bir süreç içerisindeyim. Hayatımda hiçbir zaman siyasi bir duruş sergilemedim. Ben sizlere çok teşekkür ederim, beni tahliye ettiniz ve sağlık hizmetlerine ulaşabildim. Bundan sonraki süreçte ameliyatlarımı gerçekleştirmek istiyorum” ifadelerini kullanırken savcı son mütaalasında ağırlaştırılmış müebbet istemini yineledi.
T24’ten Can Öztürk‘ün haberine göre, savcı, celse arasında verdiği esas hakkındaki mütalaasında Barım’ın eylemlerinin “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçunu oluşturduğunu belirterek, iddianamedeki “yardım” maddesini uygulamadı. Barım için ağırlaştırılmış müebbet istenmişti.
Savcı, celse arasında verdiği mütalaasını tekrar etti
Duruşma savcısı, celse arasında esas hakkında mütalaasını mahkemeye sundu. İddianamede Barım hakkında, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüse yardım etme” iddiasıyla ceza istenirken duruşma savcısı, Barım’ın “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs” suçundan cezalandırılmasını talep etti.
Barım: Bu süreçte hem fiziksel hem psikolojik sağlığım etkilendi
Savcılığın ağırlaştırılmış müebbet şeklindeki mütalaasına karşı savunma yapan Barım, şöyle dedi:
“2025 yılının ocak ayından bu yana anlamadığım bir süreç içerisindeyim.
Hayatımda hiçbir zaman siyasi bir duruş sergilemedim. Ben sizlere çok teşekkür ederim. Bundan sonraki süreçte ameliyatlarımı gerçekleştirmek istiyorum.
Dosyada hâlâ somut bir delil yokken daha ağır bir şekilde cezalandırılmam istenmiş.
Tanık beyanları lehimeyken, ortada hiçbir somut delil yokken bu mütalaanın verilmiş olmasını kabul etmiyorum. Ben suçsuzum.
Vatandaşlık görevini yerine getirmeye çalışan bir kadınım. Hayatım boyunca sadece çalıştım.”
Barım’ın avukatları, savcılığın esas hakkındaki mütalaasının yeniden değerlendirilmesini talep etti. Ancak duruşma savcısı, talebe “Mütalaamız aynen geçerlidir, herhangi bir değişiklik yoktur” yanıtını verdi.
Duruşmaya ara verilirken, ara sonrası kararın açıklanabileceği belirtiliyor.
Barım hakkındaki iddialar
ID İletişim Danışmanlık A.Ş.’nin sahibi Ayşe Barım hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 309. maddesi kapsamında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlamasıyla açılan davada savcılık, suçlamayı ağırlaştırdı.
Daha önce “yardım” suçlamasıyla 30 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Barım’ın, son mütalaada doğrudan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan cezalandırılması talep edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın esas hakkındaki mütalaasında, Barım’ın “sistemli ve planlı” şekilde, halk nezdinde tanınırlığı yüksek sanatçı ve oyuncular üzerinden sosyal medya ve sahada organizasyon yürüttüğü öne sürüldü.
Savcılık, bu faaliyetlerin Gezi Parkı protestolarının yayılmasına katkı sağladığını iddia etti.
Mütalaada, Barım’a bağlı sanatçılar aracılığıyla Twitter’da “#occupyturkey” ve “#DirenGeziParkı” etiketlerinin sistematik biçimde paylaşıldığı, bazı sanatçıların Gezi Parkı’nda bildiri okuduğu ve protestoların desteklenerek kitleselleşmesinin amaçlandığı belirtildi.
ID İletişim’in kurumsal hesapları ile şirkete bağlı sanatçıların sosyal medya faaliyetlerinin koordineli şekilde yürütüldüğü savunuldu.
Savcılık ayrıca, Gezi Parkı protestoları sırasında bazı “marjinal grupların” faaliyetlerine uygun zemin oluştuğunu ve toplumda “kaos ortamı” meydana geldiğini ileri sürdü. Barım’ın ana Gezi Davası sanıklarından Mehmet Ali Alabora ve hükümlü Çiğdem Mater Utku ile irtibatlı olduğu, sürece yön veren ve planlama yapan konumda bulunduğu iddia edildi.
Öte yandan, sanatçı ve oyuncuların duruşmalardaki ifadelerinde eylemlere kendi iradeleriyle katıldıklarını beyan ettikleri kaydedildi. Savunma tarafının, Barım’ın sanatçılar üzerinde hiyerarşik bir yetkisi bulunmadığını ve menajerlik faaliyetlerinin suç kapsamında değerlendirilemeyeceğini savunduğu belirtiliyor.
Davanın bir sonraki duruşmasında mahkemenin savcılığın ağırlaştırılmış suçlamasına ilişkin değerlendirmesi bekleniyor.
