ABD Başkanı Trump’ın İran savaşını bir anlaşma olmaksızın bitirme sinyali, Tahran’ı enerji yollarının tek hakimi yapma riski taşıyor. Lider kadrosuna yönelik saldırılara rağmen direncini koruyan İran, savaştan yenilmeden çıkarsa Körfez ve küresel ekonomi için eskisinden daha tehlikeli olabilir
Donald Trump, Reuters’a verdiği özel röportajda ve ardından yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, İran’la devam eden savaşı “oldukça hızlı” bir şekilde bitirebileceğini, hatta bir anlaşma olmasa bile geri çekilebileceğini işaret etti.
Bu hamle, İran’ın teokratik rejimini çökertmek yerine; haftalarca süren ABD-İsrail saldırılarından sağ çıkan, Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatarak küresel piyasaları sarsan bir Tahran’ı eskisinden daha güçlü kılabilir.
Arap ülkelerinin en büyük korkusu ne?
Körfez ülkeleri için savaşın net güvenlik garantileri olmadan sona ermesi, İran’ın avantajına bir tabloyu kabullenmek anlamına geliyor. Dubai merkezli B’huth Araştırma Merkezi Direktörü Muhammed Baharoon, “Asıl mesele savaşın gerçek bir sonuç alınmadan durdurulmasıdır” diyerek ekliyor:
“Trump savaşı durdurabilir ama bu İran’ın duracağı anlamına gelmez.”
Bölgedeki asimetrik denge Körfez’in endişelerinin merkezinde yer alıyor: İran savaştan yenilmeden çıkarsa; nakliye hatlarını, enerji akışını ve bölgesel istikrarı tehdit etme kapasitesini korumuş olacak.
Hürmüz kartı ve küresel ekonomi
Baharoon’a göre İran, Hürmüz Boğazı’nda “karasuları kartını” oynamaya başlayarak kuralları tek başına belirleyebilir.
Tahran’ın küresel ekonominin can damarı üzerindeki bu baskısı, gelecekte İran’a saldırmayı düşünecek her güce verilmiş sert bir mesaj niteliği taşıyor.
Bu stratejik risk, Sünni-Şii çatışmasına dönüşme korkusuyla birleşince, Körfez devletlerinin neden bu savaşın dışında kalmaya özen gösterdiğini de açıklıyor.
‘Temel bir hesaplama hatası’
Siyasi analistler, ABD ve İsrail’in İran liderliğine yönelik suikastların rejimi çökerteceği yönündeki varsayımını “temel bir hesap hatası” olarak nitelendiriyor. Dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesi sistemi parçalamak yerine, yerine geçen oğlu Mücteba Hamaney liderliğinde rejimi daha da radikalleştirdi.
Ortadoğu uzmanı Fawaz Gerges, “Trump ve Netanyahu, jeopolitik bir çatışmayı dini ve medeniyetler arası bir savaşa dönüştürdü. Hamaney’i tartışmalı bir liderden bir şehide yükselttiler,” diyerek durumun vahametini özetliyor.
Analistler, İran’ın sekiz yıllık Irak savaşı ve on yıllardır süren yaptırımlarla pişen “paralel güç yapılarını” hafife almanın bedelinin, daha öfkeli ve meydan okuyan bir Tahran olduğunu belirtiyor.
Tahran’ın petrol silahı
İran, hava savaşını kazanmak zorunda olmadığını, sadece “bedel ödetmesi” gerektiğini biliyor. Füze rampaları veya komuta merkezleri yok edilse de Tahran, enerji altyapısına saldırarak ve Hürmüz’ü tehdit ederek petrol fiyatlarını yukarı çekiyor, küresel enflasyonu körüklüyor.
Analistler, Tahran’ın amacının sahada askeri zafer değil, ekonomik tükenişi zorlamak olduğunu vurguluyor. Eğer savaş ekonomik olarak katlanılamaz hale gelirse, İran için sadece “hayatta kalmak” bile bir zafer sayılacak.
Bu bağlamda ABD’nin İsrail’e verdiği yoğun desteği çekmesi veya bölgeden çıkması durumunda, teokratik sistem sarsılmamış olacak. Bölgesel uzmanlara göre sonuç; güç dengesinin değişmediği, aksine İran’ın eskisinden çok daha tehlikeli ve agresif bir figür olarak tescillendiği bir Ortadoğu olacak.
