Reuters 27 Ekim tarihinde gerçekleşecek olan İsrail seçimlerine dair bir analiz yayınladı. Analizde Netanyahu’nun olası zaferi sonrası bölgedeki politikalara dair değerlendirmelerde bulunuldu.
Reuters’ın haberine göre gelecek hafta İsrail’de yapılacak seçimlerin ülkenin liderini değiştirebileceğini ancak izlediği stratejiyi değiştirmesinin beklenmediğini belirtiyor.
Buna göre İran, İsrail’in başlıca düşmanı olmaya devam edecek, askeri güç kullanımı tercih edilen araç olmayı sürdürecek ve Filistin devletinin kurulması uzak bir ihtimal olarak kalacak.
Analistlere göre İsrail, güvenlik politikasını daha da sertleştirebilir.
Aşırı sağcı koalisyon ortaklarının desteğiyle Başbakan Binyamin Netanyahu’nun seçimleri kazanması, İran’a karşı savaşı yoğunlaştırması, işgal altındaki Batı Şeria üzerindeki kontrolünü sıkılaştırması ve diplomasiyi daha da geri plana itmesi konusunda kendisini cesaretlendirebilir.
Bu bağlamda İsrail’in güvenlik doktrini artık üç temel üzerine kuruluyor:
İran’ı etkisiz hale getirmek, sınırlarının ötesinde tampon bölgeleri elinde tutmak ve düşmanlarını caydırmak için askeri güç kullanmak.
Analistlere göre asıl ayrım, izlenen politikanın yönünden çok ne ölçüde sert uygulanacağı konusunda ortaya çıkıyor.
İsrail’in savaşlarını ne kadar agresif biçimde yürüteceği, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerini ne ölçüde genişleteceği ve herhangi bir liderin diplomasiye yönelip yönelmeyeceği belirleyici olacak.
Tahran’dan Riyad’a kadar uzanan bölgede salı günkü seçimler, olası bir dönüm noktası olarak görülmüyor. Bunun yerine seçimler, Orta Doğu’nun temel çatışmaların çözüme kavuşmadığı, savaşların şiddetlenip yatıştığı uzun süreli bir karşı karşıya geliş dönemine girip girmediğinin sınanması olarak değerlendiriliyor.
Netanyahu’nun eski danışmanlarından Aviv Bushinsky, “Netanyahu seçilirse yapmak istediğini düşündüğü her şeyi yapacaktır. Yerleşimlerin genişletilmesi devam edecek. İran’a, Hamas’a ve Hizbullah’a karşı savaşlar sürecek” dedi.
Bushinsky ayrıca “Şu anda ne görüyorsanız seçimden sonra da onu göreceksiniz, hatta belki daha agresif biçimde. İran bu durumdayken Filistin hakkında konuşmak zaman kaybı” ifadelerini kullandı.
Netanyahu, pazar günü yaptığı açıklamada, İsrail’in “çevreleme ve savunma yerine önleme ve saldırıya” öncelik vermesi gerektiğini söyledi. Netanyahu, ortaya çıkan tehditleri engellemek amacıyla önleyici saldırılar düzenlenmesini, İsrail’in bölgesel bir güç haline gelmesini ve silahlanma konusunda bağımsızlığının mümkün olan en üst düzeye çıkarılmasını da bu yaklaşımın parçaları olarak sıraladı.
İsrail’in politikalarını değiştirmesi neden beklenmiyor?
Seçimlerde Netanyahu’nun sağcı Likud partisi ve aşırı milliyetçi müttefikleri, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un liderliğindeki Yashar partisinin öncülük ettiği muhalefetle yarışacak.
Filistinli analist Ghassan el-Hatib, İsrail’in Filistinlilere yönelik politikasında köklü bir değişiklik yaşanmasını beklemiyor. El-Hatib’e göre kamuoyu giderek daha fazla sağa kayarken siyasi partiler de daha sert tutumlar sergilemek için birbiriyle yarışıyor.
El-Hatib, “Politikanın özü aynı kalıyor:
Filistin devletine hayır, yerleşimlerin daha da genişletilmesine evet. Bu konuda hepsi aynı görüşte” dedi.
Netanyahu’nun rakiplerinin liderliğindeki bir hükümet, bazı yerleşimci şiddeti olaylarını sınırlayarak veya yerleşimlerin genişletilmesini daha az dikkat çekici biçimde sürdürerek İsrail’in uluslararası itibarını onarmaya çalışabilir. Ancak el-Hatib’e göre bu tür değişiklikler, politikanın özünde değil, yalnızca uygulanış biçiminde farklılık yaratır.
Reuters’ın İran ve Batı Şeria hakkındaki sorularını yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Washington’ın Tahran üzerindeki baskıyı sürdüreceğini belirtti.
Sözcü, “İran, enerji gelirlerini müttefiklerimize yönelik saldırıları finanse etmek, dünya genelinde terörizmi desteklemek ve istikrarsızlaştırıcı diğer eylemleri sürdürmek için kullandığı sürece rejimi sorumlu tutmak amacıyla elimizdeki tüm araçları kullanacağız” değerlendirmesini yaptı.
Sözcü ayrıca ABD’nin İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmesini desteklemediğini söyledi.
Açıklamada, “İstikrarlı bir Batı Şeria, İsrail’in güvenliğini sağlar ve bu yönetimin bölgede barışı sağlama hedefiyle örtüşür” ifadeleri kullanıldı.
Carnegie Orta Doğu Merkezi’nden Michael Young, İsrail’in güvenlik kurumları ile siyasi sınıfının büyük bölümünün ortak bir stratejik bakış açısını paylaştığını belirtti. Young’a göre bu yaklaşım, İran’la mücadeleye, “ileri savunma” stratejisinin sürdürülmesine ve askeri caydırıcılığın korunmasına dayanıyor. Bu ortak yaklaşım, politikada köklü değişiklikler yapılması ihtimalini azaltıyor.
Uluslararası Kriz Grubu’ndan Joost Hiltermann ise Batı Şeria’da yürüttüğü araştırmalara dayanarak, yerleşimci şiddetinin artmasının, Filistinlilerin öfkesinin büyümesinin ve bir “siyasi ufkun” bulunmamasının son derece tehlikeli koşullar yarattığını söyledi.
Hiltermann’a göre küçük bir kıvılcım bile daha geniş çaplı bir ayaklanmayı tetikleyebilir.
