Fransa’daki öğrenci protestolarının başlıca nedenlerinden biri, ülkenin üniversiteye yerleştirme platformu Parcoursup’a duyulan tepki. Şeffaflıktan uzak ve adaletsiz olmakla eleştirilen bu platform, otomatik karar alma sistemlerinin eşitsizliği derinleştirdiği konusunda tepkiye sebep oluyor
Gabriela Ramos | Project Syndicate
Yüz binlerce genç, Fransa’daki eğitim sisteminin durumunu protesto etmek için sokaklara çıktı. 17 Ekim’de patlak veren şiddet olayları, gençlerin kaygılarını gölgede bırakmamalı. Bu kaygılar son derece meşru: Fransa’daki birçok okulda binaların bakımsızlığı, öğretmen eksikliği, aşırı kalabalık sınıflar ve uzun okul günleri gibi son derece kötü koşullar söz konusu. Öğrenciler ayrıca, şikâyetlerinin odağı haline gelen ülkenin üniversiteye yerleştirme platformu Parcoursup’a da güçlü biçimde karşı çıkıyor. Platformu şeffaflıktan uzak, stresli ve adaletsiz olmakla suçluyorlar.
Ülkenin eğitim sisteminde giderek büyüyen eşitsizliği azaltmak yerine Parcoursup’un öğrenci yerleştirme algoritması bu eşitsizliği daha da derinleştiriyor.
Fransa’da akademik başarı üzerinde son derece belirleyici olan sosyoekonomik arka plan, eşitsiz sonuçları pekiştiren bir girdiye dönüşüyor. Akademik başarı sayesinde toplumsal hareketlilik sağlamayı uman düşük gelirli ailelerin çocukları da bu sistemde daha fazla dezavantajla karşılaşıyor.
Fransa’da öğrencilerin eğitim sonuçları, büyük ölçüde nerede yaşadıklarına bağlı.
Ülkeye taşındığımda bana, iyi bir okula yerleşebilmek için iyi bir mahallede yaşamam gerektiği söylenmişti. Sonuçları belirleyen diğer etkenler arasında ebeveyn desteği, ailelerin eğitim düzeyi ve maddi imkânları da bulunuyor. Bunlar çoğu zaman ders dışı etkinliklere ve özel derslere erişimle kendini gösteriyor.
Bazı ülkeler, sosyoekonomik koşulların eğitim sonuçları üzerindeki etkisini sınırlama konusunda diğerlerinden çok daha başarılı. Ancak Fransa bu ülkeler arasında değil. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PISA) en son sonuçlarına göre Fransa, sosyoekonomik açıdan en avantajlı ve en dezavantajlı öğrenciler arasındaki fen bilimleri başarı farkının en yüksek olduğu ülkelerden biri.
Bu fark 100 puan. Başka bir deyişle, yaklaşık beş yıllık öğrenme kazanımına denk geliyor. OECD ortalaması ise 85 puan.
Fransa’daki yükseköğretim kurumlarından kabul alma olasılığı, öğrencilerin elde ettiği lise bitirme diplomasının türüne de bağlı. Bu diplomalar arasındaki ayrım, sınıfsal farklılıklarla örtüşme eğiliminde. Genellikle daha varlıklı ailelerden gelen genel lise diploması mezunlarının yüzde 97,2’si 2025’te ana yerleştirme aşamasında bir kabul teklifi aldı. Mesleki lise mezunlarında bu oran yüzde 82,9’da kaldı. Aynı aşamada mesleki lise mezunlarının yüzde 17,1’i hiçbir teklif alamazken genel lise mezunlarında bu oran yüzde 2,8 oldu.
Bunun nedenlerinden biri, Fransa’nın kaynaklarını hangi alanlara yönlendirdiği. Ülke, kapsayıcılık ve temsil konularına çok az önem vererek yüksek nitelikli bir seçkinler sınıfı yetiştirmeye odaklandı.
Sonuç olarak Fransa’nın en seçici yükseköğretim kurumları olan grandes écoles’lerdeki öğrencilerin üçte ikisi sosyoekonomik açıdan son derece avantajlı ailelerden geliyor. Dezavantajlı öğrencilerin payı ise 2006 ile 2016 arasında yalnızca yüzde 7’den yüzde 8’e yükseldi.
Fransa’da Ulusal İdare Okulu’ndan (École nationale d’administration) mezun olanların — kurumun adı artık Ulusal Kamu Hizmeti Enstitüsü (Institut national du service public) — kamu görevlerinde kariyer yapmaları neredeyse garanti. Buna karşılık, düşük gelirli ailelerden gelen öğrencilerin çoğu güvencesiz bir iş piyasasıyla karşı karşıya kalıyor. Bu durum yalnızca ahlaki açıdan kabul edilemez değil, toplumsal açıdan da sürdürülemez.
Parcoursup, sosyoekonomik faktörleri dikkate almadan eğitim fırsatlarını dağıtarak bu önyargılı sistemi meşrulaştırıyor ve görünmez kılıyor.
Öğrencilerin başarılarını öne çıkarırken bu başarıya ulaşmalarını sağlayan destek sistemlerini görmezden geliyor. Pierre Bourdieu ve Jean-Claude Passeron, Fransa’daki eğitim fırsatları arasındaki eşitsizliğin kaynaklarını uzun zaman önce ortaya koymuştu. Ancak Parcoursup, sıralama ölçütlerini gizli tutarak adaletsizlik algısını daha da güçlendirdi.
17 Ekim’in ardından Parcoursup’ta hızla reform yapmak, görece kolaylıkla atılabilecek bir adım olur ve doğru yönde bir mesaj verirdi. Bunun için adayların kimlik bilgilerinin anonimleştirilmesi ve mezun oldukları okulların başvurularda dikkate alınmaması gerekiyor. Bu öneriler, 2026 tarihli bir parlamento raporunda da yer aldı.
Sistemin doğasında bulunan önyargıları düzeltmenin bir başka yolu da burslu öğrencilerin reddettiği kabul tekliflerini, listedeki bir sonraki adaya vermek yerine başka burslu öğrencilere yönlendirmek olabilir. Bu değişiklik, kabul teklifi alan burslu öğrenci sayısını yaklaşık 10 bin artırabilir.
Ancak Fransa’daki eğitim sisteminde daha geniş kapsamlı eşitsizlikleri gidermek için köklü yapısal reformlara ve farklı bir bakış açısına ihtiyaç var. Fransız hükümeti, bu krizi gerçek bir değişim fırsatına dönüştürerek eğitimde geride kalan öğrencilere ve güvencesiz koşullarda yaşayan ailelerden gelen gençlere daha fazla odaklanmalı.
PISA verilerine göre, sosyoekonomik arka planın eğitim sonuçları üzerindeki etkisini daha başarılı biçimde sınırlayan Finlandiya, Japonya, Kanada ve Güney Kore gibi ülkeler, en nitelikli ve deneyimli öğretmenleri eğitim açısından en zorlu koşullara sahip okullara gönderiyor.
Fransa da bu ülkeleri örnek almalı.
Bunların yanı sıra, aşırı yük altındaki ve giderek gerileyen öğretmen kadrosuna daha fazla kaynak ve destek sağlamak, yükseköğretimdeki kontenjanları artırmak ve grandes écoles ile diğer üniversiteler arasındaki farkı, mezunların iş bulma olanakları da dahil olmak üzere, azaltmak önemli olacak. Bu adımlar, protestocu öğrencilerin taleplerinin bir bölümünü karşılamakla kalmayacak; Fransa’nın daha üretken ve kapsayıcı bir ülke olmasına da katkıda bulunacak.
Gençlerin hayatlarını şekillendiren kararlar söz konusu olduğunda şeffaflık ve hesap verebilirlik vazgeçilmez olmalı.
Yükseköğretime kabul edilmeyen ya da kendileri için daha az uygun seçeneklerle yetinmek zorunda kalan öğrenciler bir açıklamayı ve her şeyden önce desteği hak ediyor. Politika yapıcılar, Parcoursup’un karmaşık algoritmasının arkasına saklanamaz. Adalet meselesi teknolojik değil, toplumsal bir tartışmanın konusu.
Fransa’daki durum, karar alma süreçlerinde yapay zeka kullanımına ilişkin tartışmalar açısından da önemli sonuçlar taşıyor.
Hükümetler eğitim ve diğer temel hizmetlerde yapay zekâ kullanırken bu sistemlerin dayandığı varsayımları ve gerçekte kimin yararına çalıştıklarını sorgulamaz, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmaları oluşturmazsa teknoloji, ülkelerin içinde ve arasında zaten yüksek olan eşitsizlikleri ciddi biçimde artıracaktır.
Böyle bir durumda sonuçlar kurumların sınırları içinde kalmayacak. Fransa’da olduğu gibi sınıflardan sokaklara taşacak ve siyasi sistemler açısından ağır sonuçlar doğuracak.
