Yunanistan, Türk balıkçıların Ege’deki faaliyetlerini “yasadışı” tanımlamasıyla AB gündemine taşırken Türkiye’nin Mavi Vatan doktrinini iç hukuka kazıyacak yasa taslağı bölgede gerginliği tırmandırıyor
Yunanistan, Türk balıkçı teknelerinin “yasadışı faaliyetlerde bulunduğu” ve deniz hukukunu ihlal ettiği gerekçesiyle Avrupa Birliği’nden müdahale talep etti. Atina’nın çıkışı, Ankara’nın deniz yetki alanlarına ilişkin mevcut tezlerini iç hukuka taşımayı amaçlayan kapsamlı bir yasa taslağı hazırladığı döneme denk geldi.
Politico tarafından aktarılan habere göre, Yunanistan Denizcilik Bakanı Vasilis Kikilias cuma günü Atina’da AB Balıkçılık ve Okyanuslar Komiseri Costas Kadis ile yaptığı görüşmede “AB’nin müdahalesini talep ediyoruz” dedi. Kikilias, “Deniz sınırlarımız aynı zamanda Avrupa sınırlarıdır ve deniz hukuku herkese uygulanır” ifadelerini kullandı.
Yunan bakan, Türkiye’yi “yasadışı balıkçılık”, “deniz hukukuna saygısızlık” ve “egemenlik haklarına itiraz” ile suçladı. Atina yönetimi, bazı Türk balıkçı teknelerinin Yunanistan’ın kendi karasuları olarak değerlendirdiği bölgelerde Türk sahil güvenlik unsurları eşliğinde faaliyet yürüttüğünü öne sürüyor.
NATO müttefiki olan Türkiye ve Yunanistan, deniz sınırları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge ve Kıbrıs başlıklarında onlarca yıldır anlaşmazlık yaşıyor. Türkiye, Yunanistan’ın Ege’de ilan ettiği bazı balıkçılık ve deniz yetki alanlarını tanımıyor.
Mavi Vatan nedir?
“Mavi Vatan” doktrini, 2006 yılında Cem Gürdeniz ve Cihat Yaycı gibi isimlerin geliştirdiği bir deniz stratejisi olarak öne çıktı. Doktrin, Türkiye’nin Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz’deki karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge tezlerini kapsıyor.
Türk yetkililere göre yaklaşık 462 bin kilometrekarelik alanı içeren doktrin, Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin tezlerini esas alıyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs ise bu yaklaşımın kendi ilan ettikleri münhasır ekonomik bölgelerle çakıştığını savunuyor.
Taslağa göre Türkiye’nin karasuları Karadeniz ve Akdeniz’de 12 deniz mili olarak kayıt altına alınacak. Ege Denizi’nde ise mevcut 6 deniz millik sınır korunacak. Ayrıca cumhurbaşkanına “özel statülü deniz alanları” ilan etme yetkisi verilmesi öngörülüyor.
Atina: Uluslararası hukuka aykırı
Yunanistan, söz konusu yasa taslağını ve Türkiye’nin deniz yetki alanı tezlerini uluslararası hukuka aykırı olarak değerlendiriyor. Atina yönetimi, Türkiye’nin taraf olmadığı Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) bağlılığını vurgulamayı sürdürüyor.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Yerapetritis, uluslararası hukukun dışında tek taraflı biçimde hayata geçirilmek istenen deniz yetki alanı taleplerinin “başarısızlığa mahkum” olduğunu söyledi.
İki ülke arasındaki temel anlaşmazlık; karasuları genişliği, kıta sahanlığı hakları ve Ege’deki Yunan adalarının deniz yetki alanı üretip üretemeyeceği konusunda yoğunlaşıyor. Yunanistan, adaların tam kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge hakkına sahip olduğunu savunurken Türkiye, özellikle Ege’de bunun hakkaniyet ilkesine aykırı olduğunu belirtiyor.
Kablo gemisi gerilimi
Gerilim son günlerde sahada da hissedildi. Yunan devlet televizyonu ERT’nin haberine göre, 12-13 Mayıs tarihlerinde Astipalea ile İstanköy arasında çalışma yürüten “Ocean Link” isimli kablo gemisi, bölgenin Türk yetki alanında bulunduğu gerekçesiyle bir Türk hücum botu tarafından telsizle uyarıldı.
Haberde, Yunan firkateyni “Adrias”ın bölgeye müdahale ederek çalışmaların sürdüğünü bildirdiği ve kablo döşeme faaliyetinin devam ettiği aktarıldı.
Öte yandan Türkiye, nisan ayında Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz’de yaklaşık 120 gemi, 50 uçak ve 15 bin personelin katıldığı “Mavi Vatan 2026” tatbikatını gerçekleştirdi.
“Casus belli” kararı hâlâ yürürlükte
Ankara ile Atina arasındaki deniz yetki alanı krizinin merkezinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1995 yılında aldığı karar da bulunuyor.
TBMM’nin kararında, Yunanistan’ın Ege’de karasularını 6 deniz milinin üzerine çıkarması halinde hükümetin “askeri tedbirler dahil gerekli tüm önlemleri” alma yetkisine sahip olduğu belirtiliyor. Uluslararası literatürde “casus belli” yani “savaş sebebi” olarak anılan karar yürürlükte kalmayı sürdürü
