1979’dan bu yana ağır ABD yaptırımlarıyla yaşayan İran, Trump yönetiminin yeni ekonomik tehditlerine rağmen geri adım atmıyor. Tahran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü en güçlü pazarlık kozu olarak görürken, uzmanlar rejimin teslim olmadan önce gerilimi tırmandırabileceğini düşünüyor
Steven Erlanger / New York Times
İran İslam Devrimi’nden bu yana geçen 47 yılda ABD, ülkeyi tecrit etmek için adım üstüne adım attı. Bu süreçte yalnızca 2015’te imzalanan İran nükleer anlaşmasının ardından kısa süreli bir rahatlama yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump ise sert biçimde eleştirdiği bu anlaşmadan 2018’de çekildi.
Trump o dönemde “azami baskı” sözü vermişti. Şimdi ise askeri seçeneklerin sınırlı olduğu bir ortamda daha da ağır önlemlerle tehdit ediyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen hafta “daha önce hiç görülmemiş” önlemler konusunda uyarıda bulundu. Analistlere göre bunlar, İran petrolü satın alan Çin gibi ülkelere yönelik ikincil yaptırımları veya finansal işlemlere dönük daha fazla kısıtlamayı içerebilir.
Analistler, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünden vazgeçmektense Basra Körfezi’ndeki ABD müttefiklerine yönelik saldırılarını artırmasının daha olası olduğunu belirtiyor.
İsrailli İran uzmanı Danny Citrinowicz, “İran ekonomisi ciddi sıkıntı içinde ancak çökmüyor” dedi. Citrinowicz, “Daha da önemlisi, rejimin teslim olmadan önce gerilimi tırmandırması muhtemel” ifadelerini kullandı.
ABD ve uluslararası yaptırımlar ile ekonomik baskı, 2015’teki nükleer anlaşmanın önünü açan etkenler arasında yer almıştı. Dönemin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, İran’ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve yaptırımların hafifletilmesini öngören müzakerelere izin vermişti.
Trump’ın anlaşmadan çekilmesinin ve yeni yaptırımlar uygulamasının ardından İran, yüksek düzeydeki ekonomik bozulmaya uyum sağladı. Ülke, özellikle petrol ticaretinde kaçakçılık rotaları ve yeni pazarlar oluşturdu. İran şimdilik boğaz üzerindeki fiili kontrolünü sürdürmekte ısrar ederken, ABD Donanması da ablukaya devam ediyor. Az sayıda gemi geçiş yapabilse de trafik, savaş öncesindeki seviyelere kıyasla yüzde 90’dan fazla azalmış durumda.
İran ekonomisi ağır hasar gördü ve bunun bedelini sıradan insanlar ödüyor. Ancak ülke liderleri, protestolara ve muhalefete yönelik sert baskılarıyla kamuoyunun tepkisini görece az önemsediklerini gösterdi.
Bir zamanlar korktuğu İsrail-ABD savaşını atlatan İran İslam Cumhuriyeti, artık daha askeri ve otoriter bir yapıya bürünerek tutumunu daha da sertleştirdi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü yaptığı açıklamada, yeni önlemlerin “İran’ın tutumu üzerinde hiçbir etkisi olmayacağını” söyledi.
Petrol ekonomisi
İran ekonomisinin sıkıntı içinde olduğuna kuşku yok. Ancak ekonomik bozulma kademeli biçimde ilerlerken rejim, halk protestoları üzerindeki sıkı kontrolünü sürdürüyor.
Londra merkezli araştırma kuruluşu Bourse & Bazaar Foundation’ın CEO’su Esfandyar Batmanghelidj’e göre savaşın şubat ayında ciddi biçimde başlamasından bu yana İran ekonomisi ile sanayi sektörü sekiz yıldır ilk kez eş zamanlı olarak daralıyor.
Batmanghelidj, İran’ın daha yüksek enflasyondan iş gücü piyasasındaki zayıflığa kadar daha fazla sorunla karşılaşacağını söyledi.
Ancak Batmanghelidj, “Bu, farklı bir siyasi sonuca yol açmayacak” dedi.
İranlı bazı liderler ekonomik felaketten ciddi biçimde endişe ediyor ve Washington ile daha hızlı bir diplomatik anlaşmaya varılmasını destekliyor. Ancak yönetim, Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili kontrolün korunması konusunda birlik içinde görünüyor. Tahran yönetimi bunu hem en güçlü pazarlık kozu hem de yeni bir savaşa karşı en önemli caydırıcı unsur olarak değerlendiriyor.
İran, Rusya ve Çin ile bağlarını güçlendirerek ABD ve uluslararası yaptırımlara uyum sağladı. Petrolünün büyük bölümünü indirimli fiyatlarla Çin’e satıyor. Pekin ise İran petrolünün satın alınmasına yönelik uluslararası yaptırımları görmezden geliyor. İran ayrıca ABD yaptırımlarına daha az maruz kalan ve “teapot” olarak bilinen küçük, bağımsız Çin rafinerilerini kullanıyor.
İran kaçakçılık ağları ve bir “gölge filo” da geliştirdi. Petrolünü, kaynağını kolaylıkla gizleyebilecek başka gemilere aktarıyor. Bunun yanı sıra sanayi sektörünü geliştirdi, ithalatı ve dolar kullanımını önemli ölçüde azalttı; yabancı bankaları kullanmaya ve petrolü mal karşılığında takas etmeye yöneldi.
Savaşın ve ABD ablukasının başlamasından bu yana İran petrolünü karada ve çeşitli eski tankerlerde depolarken, bir bölümünü kara ve demir yoluyla taşıyor ve bazı kuyulardaki üretimi azaltıyor.
ABD ile haziran ayında mutabakat zaptı imzalanıp ABD ablukası geçici olarak kaldırıldığında İran, ortaya çıkan sakin dönemi yoğun biçimde değerlendirdi.
Obsidian Risk Advisors’dan Brett Erickson’a göre İran’ın abluka öncesinde Hürmüz Boğazı dışında satılmaya hazır petrolü zaten bulunuyordu. Anlaşmanın başlangıcında İran, Washington’un yaptırımları ve ablukayı yeniden uygulamaya koymadan önce 80 milyon varil daha petrol ihraç ederek depolama üzerindeki baskıyı azalttı.
Savaştan önce İran günde yaklaşık 1,8 milyon varil petrol ihraç ediyordu. Erickson’a göre çatışmalar nedeniyle petrol fiyatlarının yükselmesi sayesinde İran, bu yıl için petrol satışlarından elde etmeyi planladığı gelirin üzerinde bulunuyor.
Ekonomik iradelerin savaşı
İran, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının Trump üzerinde daha fazla baskı yaratacağına ve ABD Başkanı’nı ilk geri adım atan taraf olmaya zorlayarak Tahran’ın kabul edebileceği bir anlaşma için müzakere masasına döndüreceğine güveniyor.
İran ayrıca ABD’nin müttefiklerinde artan ekonomik kaygıların Trump’ı yeniden müzakere masasına iteceğini hesaplıyor.
Küresel ekonomi her gün milyonlarca varil petrolden mahrum kalırken, Avrupa ve ABD dahil olmak üzere stratejik petrol rezervleri ciddi biçimde azalmış durumda. Ukrayna’nın Rus rafinerilerine yönelik saldırıları da sürüyor ve bu durum piyasadaki petrol miktarını daha da azaltıyor.
Bölgesel olarak Katar, Bahreyn, Irak ve Kuveyt gibi önemli enerji üreticileri boğazın kapanmasından ağır biçimde etkileniyor. Suudi Arabistan, Katar ve Umman ise İran’ın kendi enerji altyapılarını vurma kapasitesini gerekçe göstererek Washington’da daha fazla askeri tırmanışa karşı görüş bildiriyor.
Maloney, “Ekonomik iradelerin savaşında Batı’nın kazanacağı son derece belirsiz” dedi.
Trump, savaşı İran’ın hiçbir zaman nükleer silah geliştirememesini sağlamak için gerekli olduğu gerekçesiyle savunuyor. Ancak Trump’ın 2015 nükleer anlaşmasından çekilmesinin ardından İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak dünyaya baskı yapmaya çalıştı. Bu süreç İran’ı nükleer silah geliştirebilecek askeri kapasitenin eşiğine taşırken Tahran, hiçbir zaman nükleer bomba peşinde olmadığını savunmaya devam etti.
Ancak eski dini liderin ölümüyle bu güvence de ortadan kalktı. Onun oğlu ve halefi Ayetullah Mücteba Hamaney, ABD ile süresiz bir çatışmaya hazır görünüyor ve ABD istihbaratı tarafından nükleer silah geliştirme konusunda daha esnek bir isim olarak değerlendiriliyor.
Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu profesörü ve İran uzmanı Vali Nasr’a göre İran’da Trump’a duyulan güven son derece düşük.
Trump şimdi Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması karşılığında İran’a çok az şey teklif ediyor. ABD, İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması veya yaptırımların kaldırılması konusunda herhangi bir taahhütte bulunmuyor.
Nasr, “Masada İran açısından makul bir anlaşma yok” dedi.
Nasr sözlerini şöyle sürdürdü:
“Seçim, tamamen teslim olmak ile sonuna kadar savaşmak arasında. Onlar da daha iyi bir anlaşma elde etmenin tek yolunun şimdi maliyetleri göze almak, küresel ekonomi ve Trump üzerindeki baskıyı sonuna kadar artırmak olduğuna bahse girdiler”
