New York Times | Referandumdan 10 yıl sonra Birleşik Krallık hâlâ Brexit’in maliyetini hesaplıyor

IMG_4757

The New York Times’ın analizine göre Brexit, 10 yıl içinde Birleşik Krallık ekonomisinde kalıcı hasarlar yarattı. Ülke ekonomisi, AB’de kalınsaydı ulaşacağı seviyenin yüzde 4 ila 6 altında. Ticaret ve yatırım kayıpları ise yeni anlaşmalarla bile telafi edilememiş durumda

Eshe Nelson / The New York Times

Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin kaderini belirleyen referandumdan hemen önce, dönemin hükümeti sert bir uyarıda bulunmuştu. Birlikten ayrılma yönünde verilecek oy, ekonomide “ani ve derin bir şoka” yol açacaktı.

Kamuoyu, küçük bir farkla da olsa buna rağmen ayrılıktan yana oy kullandı.

Ekonomiye ilişkin uyarılar yanlıştı; ancak yalnızca zamanlama açısından.

Ekonomistlere göre Brexit, Birleşik Krallık ekonomisine zarar verdi ve maliyetler son 10 yılda düzenli biçimde birikti. Bu maliyetler, elde edilen olası faydaların çok üzerine çıktı. Daha görünür biçimde ise Brexit, siyasi istikrarsızlık dalgasını tetikledi. Keir Starmer’ın pazartesi günü istifasını açıklamasının ardından ülke, 23 Haziran 2016’daki referandumdan bu yana yedinci başbakanına hazırlanıyor.

Bu çalkantı, kamuoyunda pişmanlık duygusunu da artırdı. Son bir ankette Birleşik Krallık vatandaşlarının neredeyse yarısı Brexit’in beklenenden daha kötü gittiğini söyledi; bu oran beş yıl öncesine göre belirgin şekilde yükseldi.

Bir başka ankette ise katılımcıların yarısından biraz fazlası Avrupa Birliği’ne yeniden katılmayı destekleyeceğini belirtti.

Referandumdan bu yana Britanya ekonomisinin karşı karşıya kaldığı diğer darbeler düşünüldüğünde Brexit’in maliyetini kesin biçimde hesaplamak zor.

COVID-19 pandemisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın tarifeleri ve Ukrayna ile İran’daki savaşlar bu tabloyu karmaşıklaştıran başlıklar arasında. Yine de son dönemde yayımlanan çeşitli raporlara göre ekonomik etkiye ilişkin bilinmesi gerekenler şöyle:

Ekonomi, olabileceğinden daha küçük

2016’da Birleşik Krallık hükümeti, ayrılık yönünde çıkacak bir sonucun ülkenin Avrupa Birliği’nin diğer 27 üyesiyle olan ticari bağlarında ani bir kopuş yaratacağını varsayıyordu. Bunun yerine yıllar süren müzakereler yaşandı. Britanya, birlikten resmen ancak Ocak 2020 sonunda ayrıldı; bunun ardından da 11 aylık bir geçiş süreci başladı. Bu durum ekonomik etkileri perdeledi, çünkü ticaret kuralları referandumdan dört buçuk yıl sonra, 2021’e kadar temelden değişmedi.

COVID pandemisi, enerji krizi ve diğer gelişmeler, ekonomistler için Brexit’in ekonomi üzerindeki etkisini ayrıştırmayı zorlaştırdı. Ancak pek çok ekonomist bunu hesaplamaya çalıştı. Stanford profesörü Nicholas Bloom’un öncülük ettiği ve sıkça referans gösterilen bir çalışma, Brexit’in Birleşik Krallık’ın gayrisafi yurt içi hasılasını yüzde 8’e kadar azalttığını, “etkinin zaman içinde kademeli olarak biriktiğini” tahmin etti.

Bazı ekonomistler bu çalışmanın metodolojisine itiraz etse de genel kanaat, Birleşik Krallık ekonomisinin Avrupa Birliği’nde kalmış olması halinde olacağından yüzde 4 ila yüzde 6 daha küçük olduğu yönünde. Bu, ciddi bir üretim kaybı anlamına geliyor. Aynı zamanda kamu harcamalarını finanse edecek daha düşük vergi gelirleri ve insanların yaşam standartlarında daha yavaş bir iyileşme demek.

Birleşik Krallık’ın bağımsız mali denetim kurumu Bütçe Sorumluluğu Ofisi, Brexit’in ülkenin uzun vadeli verimliliğini yüzde 4 azaltacağını düşünüyor. Britanya’nın verimliliği, küresel finans krizinden bu yana diğer büyük ekonomilerin gerisinde kalmış durumda.

Yeni ticaret anlaşmaları Brexit kayıplarını telafi etmedi

Ekonomik maliyetin büyük bölümü, Birleşik Krallık’ın hemen yanı başındaki 450 milyon kişilik Avrupa Birliği pazarıyla ticarete yeni sürtünmeler eklenmesinden kaynaklandı.

2021’de yapılan ticaret anlaşması tarifeleri büyük ölçüde sıfırda tuttu.

Ancak ek evrak işleri, sınır kontrolleri ve yeni düzenlemelerle ticaretin önüne başka engeller koydu. Araştırma kuruluşu Centre for European Reform’a göre Brexit, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’ne mal ve hizmet ihracatını yaklaşık yüzde 12, birlikten ithalatını ise yaklaşık yüzde 16 azalttı.

CER’in bulgularına göre Birleşik Krallık’ın tarım ve gıda ihracatı özellikle sert darbe aldı; bu alandaki düşüş yüzde 30’a yaklaştı. Kabuklu deniz ürünü yetiştiricileri gibi bazı üreticiler için ek sınır kontrolleri ihracatı sürdürülemez hale getirdi. Özellikle birçok küçük işletme, artan zaman ve maliyet nedeniyle Avrupalı müşterilere ulaşma çabalarını azalttı.

Birleşik Krallık’ın hizmet ticareti daha iyi performans gösterdi. Ancak ekonomistlerin çoğu bunu pandemiye bağlıyor. Pandemi döneminde, özellikle çevrimiçi sunulan hizmetlere talep arttı.

Danışmanlık ve hukuk şirketleri dahil Birleşik Krallık’ın köklü hizmet sağlayıcıları da bundan fayda sağladı.

Brexit, Birleşik Krallık’a Avrupa Birliği tarafından belirlenen anlaşmaların yerine kendi ticaret anlaşmalarını imzalama özgürlüğü verdi. Ancak Britanya o tarihten bu yana 72 ülkeyi kapsayan 39 ticaret anlaşması imzalamış olsa da bu anlaşmalar, Avrupa Birliği ile kaybedilen ticareti telafi etmedi.

Brexit’in getirdiği ek maliyet ve engellere rağmen Avrupa, hâlâ açık ara Birleşik Krallık’ın en büyük ticaret ortağı. Avrupa’nın Birleşik Krallık ticaretindeki payı yüzde 40’ın üzerinde; bu oran referandum öncesine kıyasla yalnızca sınırlı ölçüde daha düşük. Bütçe Sorumluluğu Ofisi, Britanya ekonomisine ilişkin düzenli tahminlerinde Avrupa Birliği dışındaki ülkelerle yapılacak yeni anlaşmaların “kayda değer bir etkisi olmayacağını” varsayıyor.

Birleşik Krallık merkezli şirketler hâlâ acıyı hissediyor

Brexit oylamasının ilk ve en büyük ekonomik etkilerinden biri, iş dünyası yatırımlarının donması oldu. Şirketler, uzun süren ticaret müzakereleri ve siyasi istikrarsızlığın yarattığı belirsizlik döneminde geri çekildi.

Zamanla iş yatırımları yeniden büyüdü; ancak ekonomistlere göre normalde olabileceği kadar güçlü bir toparlanma yaşanmadı. Bağımsız düşünce kuruluşu National Institute of Economic and Social Research, yakın tarihli değerlendirmesinde Brexit kaynaklı belirsizliğin uzun vadeli iş yatırımlarını yaklaşık yüzde 4 azalttığını belirtti.

Peki bu süreçten kazançlı çıkan oldu mu? Centre for European Reform’dan kıdemli araştırmacı Anton Spisak, “Fayda sağlayan meslekler ve sektörler danışmanlar, avukatlar ve muhtemelen gümrük komisyoncuları” dedi. Ancak genel olarak Brexit’in ekonomi üzerinde “çok olumsuz bir etkisi” olduğunu ekledi.

En büyük etkilerden biri göç alanında yaşandı. Brexit destekçilerinin çoğunun öne sürdüğünün aksine göç azalmak yerine, Avrupa Birliği dışı ülkelerden büyük bir insan akışı gerçekleşti. Bu kişiler farklı vize şartlarına tabi ve farklı becerilerle geliyor; bu da iş gücü piyasasını yeniden şekillendiriyor.

Konaklama, gıda işleme, sağlık ve sosyal bakım gibi birçok sektör, geleneksel iş gücü tabanını kaybettikten sonra ek maliyetler ve aksaklıklarla mücadele ediyor.

Cambridge Üniversitesi’nde ekonomik coğrafyacı ve U.K. in a Changing Europe adlı düşünce kuruluşunun direktör yardımcısı Sarah Hall, “Brexit sonrası Britanya’nın göç kalıplarındaki bu çok derin değişimin nasıl sonuçlanacağını anlamanın henüz gerçekten erken aşamalarındayız” dedi.

Londra, Avrupa’nın finans merkezi konumunu korudu

2016’da finansal hizmetler sektörü Brexit’e yüksek sesle karşı çıkmıştı.

Çünkü Brexit, Londra’nın Avrupa’ya açılan kapı rolünü tehdit ediyordu. Aradan geçen 10 yılın ardından Londra, Avrupa’nın en büyük finans merkezi konumunu korudu.
Hall’a göre başka hiçbir Avrupa şehri, finans sektörü için tercih edilen ana merkez haline gelemedi. Ancak Londra yine de iş hacminin önemli bölümlerini kaybetti; bazı hisse işlemleri Amsterdam’a, varlık yönetiminin bir kısmı Dublin’e kaydı.

Hall, süreci “yavaş inen bir lastik” gibi tanımladı. Ani bir geçiş yerine, “bir dizi taşınma ve artık giderek artan biçimde Londra’da açılmayan yeni iş pozisyonları” yaşandı.

Peki önümüzdeki 10 yılda ne olacak?

Birleşik Krallık ekonomisi inatçı enflasyon, ağır borç yükü ve yüksek borçlanma maliyetleri altında zorlanırken, Brexit’in bazı etkilerini tersine çevirme fikri daha cazip hale geldi. Bir sonraki başbakanlık için öne çıkan aday Andy Burnham, Brexit’i “zarar verici” olarak nitelendirdi.

Geçen yıl Starmer hükümeti, Avrupa liderleriyle ilişkileri “sıfırlamak” amacıyla bir zirve düzenledi. Ancak aradan bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen ilerleme sınırlı kaldı. Gelecek ay yapılması planlanan bir başka zirve ise Starmer’ın istifasının ardından Avrupalılar tarafından ertelendi.

İşçi Partisi daha yakın bir ilişki hedeflese de Avrupa’nın tek pazarına ve gümrük birliğine geri dönmeyi ya da sınırlar arasında serbest dolaşıma izin vermeyi dışlıyor. Analistler ayrıca Brüksel’de Birleşik Krallık ile kapsamlı bir yeniden müzakere yürütme isteğinin sınırlı olduğunu söylüyor.

Centre for European Reform’dan Spisak, “Önümüzdeki 10 yılda değişebilecek oldukça fazla şey var” dedi. Ancak bir sonraki genel seçime kadar geçecek iki ya da üç yıl içinde büyük değişiklikler beklemiyor.

Bu nedenle maliyetler birikmeye devam edecek. Spisak’a göre en büyük maliyet ise ölçülmesi en zor olanı:

“Brexit’in daha önemli maliyeti fırsat maliyetidir. Yani Brexit nedeniyle gerçekleşmeyen her şey.”

Exit mobile version