Meta’nın gençleri bağımlılık yaratan ve zararlı içeriklerle hedeflediği iddiasıyla açılan davalarda 17,1 milyar dolarlık uzlaşmaya gitmesi, tarihi bir anlaşmayı hatırlattı. Ancak tarihçilere göre 1998’deki tütün uzlaşması bile şirketleri bir gecede değiştirmedi
Facebook ve Instagram’ın çatı şirketi Meta, birkaç hafta önce ABD federal mahkemesinde yargılanmaya başladı.
Yaklaşık 47 eyalet tarafından açılan davada Meta gençlere bağımlılık yapıcı ve zararlı ürünler pazarlamakla suçlandı.
Dava, sosyal medya devine yönelik geniş kapsamlı bir hukuki taarruzdu. 1,47 trilyon dolar değerindeki Meta, 1,4 trilyon dolarlık bir tazminat yükümlülüğüyle karşı karşıya kaldı.
Bu miktar, Silikon Vadisi için bile ciddi bir rakamı işaret ediyor. Meta bu yıl zaten birkaç sosyal medya davasını kaybettiği veya uzlaşmaya vardığı için, eleştirmenler ve yorumcular şu soruyu sormaya başladı: Bu durum; bir zamanların popüler eğlencesinin düzenleyiciler, mahkemeler ve aktivistlerin ortak kararlarıyla kenara itildiği tarihi bir kırılma noktası, yani sosyal medyanın “Büyük Tütün” (Big Tobacco) anı mıydı?
Çarşamba günü Meta, eyaletlerle uzlaşmaya vardı. Şirket, on yıl içinde 17,1 milyar dolara kadar ödeme yapmayı ve sosyal medya platformlarını gençlerde daha az bağımlılık yaratacak şekilde değiştirmeyi kabul etti.
17,1 milyar dolarlık tutar, 1 trilyon dolar karşısında oldukça küçük bir rakam.
Sosyal medyanın bildiğimiz şekliyle sonunun gelmesini ve Meta’nın CEO’su Mark Zuckerberg’in çöküşünü umanlar, hayal kırıklıklarını yüksek sesle dile getirdiler. Tüketici hakları grubu Public Citizen, Bluesky’da “Meta’nın arkasındaki zenginlik ve gücü düşündüğünüzde bu ceza devede kulak kalıyor” diyerek tepki gösterdi.
“Büyük Tütün” anı nedir?
Tarihçiler, sosyal medya eleştirmenleri aradıkları “Büyük Tütün” anını elde edemedilerse, bunun sebebinin bir mitin peşinden koşmaları olabileceğini söylüyor. Çünkü Büyük Tütün anı hiçbir zaman zannedildiği kadar büyük olmamıştı.
1998 yılında eyalet yetkilileri, en büyük dört tütün şirketiyle bir anlaşma masasına oturdu. Tütün Anlaşması (Master Settlement Agreement) olarak bilnen bu uzlaşmada şirketler; önümüzdeki çeyrek asır boyunca 200 milyar dolardan fazla (bugünün parasıyla 400 milyar doları aşkın) ödeme yapmayı, gençlere yönelik pazarlamayı durdurmayı ve başka düzenlemeler yapmayı kabul etti.
Bu, tarih boyunca yapılmış en büyük tüketici uzlaşmasıydı. O zamandan beri sigara kullanımı istikrarlı bir düşüşte.
Otuz yıl önce gençlerin sigara içmesi sıradan, hatta bazen havalı bir şeydi; gençlerin üçte birinden fazlası bu alışkanlığa sahipti. Şimdilerde liselerdeki sigara içme alanları; kara tahtalar ve tepegöz arabaları gibi tarihe karıştı.
1999’da anlaşmanın mirasını perçinleyen büyük bir Hollywood filmi çekildi. Russell Crowe’un köşeye sıkışmış bir sigara şirketi ifşacısını oynadığı “Köstebek” (The Insider) filmi, tütüne karşı mücadeleyi son derece dramatik bir dille yansıttı. Film geniş çapta övgü topladı ve hâlâ bir klasik olarak anılıyor.
Ancak tütün tarihçilerine göre, sigaraya karşı verilen mücadele genel olarak o kadar da sinematik değildi.
Middle Tennessee Eyalet Üniversitesi Albert Gore Araştırma Merkezi Direktörü Louis Kyriakoudes, “Tütün Anlaşması esasen tütün şirketlerinin çıkarınaydı,” diyor. “Ödedikleri parayla kendilerini ciddi davalardan kurtardılar ve ticaret yapmaya devam etme hakkı kazandılar.”
Stanford Üniversitesi Profesörü ve “Golden Holocaust: Origins of the Cigarette Catastrophe and the Case for Abolition” kitabının yazarı Robert Proctor ise daha eleştirel bir yaklaşıma sahip:
“1998 yılı Büyük Tütün’ün sonunun başlangıcı ne kadar olduysa, bugün de sosyal medya için sonun başlangıcı değildir,” diyor Proctor. “Amerikalılar hâlâ her yıl 170 milyardan fazla sigara tüketiyor ve elektronik türevlerden tonlarca ek nikotin soluyor. Ne kadar da çabuk unutuyoruz!”
Proctor bu demeçi, uzman tanık olarak görev yapacağı bir tütün davasına katılmak üzere uçakta kalkış beklediği sırada verdi. Davaların hiçbir zaman durmadığını belirtiyor.
“The Cigarette: A Political History” kitabının yazarı Sarah Milov, Büyük Tütün’ün bir gerileme süreci yaşandıysa bile bunun onlarca yıla yayıldığını ifade ediyor.
Milov bir e-postasında, “2026’nın Meta’sı, 1998’in Büyük Tütün’ünden çok daha iyi durumda,” diye yazdı. “1998’e gelindiğinde tütün —ve özellikle kamusal alanda sigara içmek— çeyrek asırdan fazla bir süredir toplumsal ve hukuki baskı altındaydı.
Tütün Anlaşması onlar için ani bir uyanış olmadı. Aktivistler onlarca yıldır sigara içmeyi ve bir dereceye kadar sigara içenleri toplumsal olarak kabul edilemez kılmak için mücadele ediyordu.”
Aktivistlerin baskısıyla belediyelerin önce kamusal alanlarda sigara içilmesini sınırlandırdığını, ardından tamamen yasakladığını belirten Milov, iş dünyasının da bu sürece katıldığını ekliyor: Sigara içen çalışanlar zamanla verimsiz olarak görülmeye başlandı; hastalanıyor, ekipmanlara zarar veriyor ve çok fazla mola veriyorlardı.
Sosyal medyaya karşı yürütülen kampanya ise henüz bu kadar yaygın veya başarılı bir seviyede değil.
Yine de Milov, “Amerikalıların en temel konularda bile uzlaşamadığı bir dönemde, Meta’yı denetleme konusunda ortak bir paydada buluşabilmelerini anlamlı buluyorum,” diye yazıyor. “Bu durum belki de Kongre’nin sosyal medyanın zararlarını önleme konusundaki yetersizliği hususunda toplumun hemfikir olduğunu gösteriyor.”
Sigara tarihi üzerine çalışan Kyriakoudes, eyaletlerin Meta ile yaptığı anlaşmanın büyük ölçüde sembolik bir zafer olabileceğini, ancak sembollerin de güç taşıdığını belirtiyor:
“Amerikan tarihinde periyodik olarak tekrarlanan olgulardan biri, denetlenemeyen veya duyarsız görünen devasa güç odaklarına karşı gelişen derin tepkidir. Bu durum zamanında sigara şirketlerinin başına geldi, şimdi de sosyal medya şirketlerinin başına geliyor gibi görünüyor.”
Bütün olarak değerlendirildiğinde, mahkemelerdeki bu son yenilgiler silsilesi; federal bir hakimin 2000 yılında Microsoft’un antitröst ihlalleri nedeniyle bölünmesine karar vermesinden bu yana Büyük Teknoloji (Big Tech) sektörünün aldığı en ağır hukuki darbelerden biri.
Microsoft’un bölünmesi nihayetinde gerçekleşmedi, ancak bu süreç şirkette uzun yıllar süren derin izler bıraktı.
Tartışmayı Meta körükledi
Meta, geçen ay sunduğu bir mahkeme dilekçesinde, tüm şirket değerine yakın olan 1,4 trilyon dolarlık bir tazminatla karşı karşıya kalabileceğini belirterek Büyük Tütün karşılaştırmasını bizzat körükledi. Meta bu astronomik rakama, milyonlarca kullanıcıyı kullanım başına ihlallerle çarparak ulaştı.
Şirket dilekçesinde, “Bu büyüklükteki bir cezanın tüketiciyi koruma hukuku tarihinde hiçbir emsali yoktur,” diyerek duruma tepki gösterdi.
Tek bir şirketle yapılan en büyük uzlaşmalardan biri olsa da 17,1 milyar dolar, geçen yıl 60 milyar dolar net kâr açıklayan bir dev için küçük bir sıyrıktan ibaret. Teknoloji girişimcisi ve eleştirmeni Anil Dash, Bluesky’da “Meta mahkemede savaşmak yerine her zaman ödemeyi seçecektir; çünkü ödeme yaptığında yapısını değiştirmek zorunda kalmaz,” diye yazdı. Yatırımcıların kararın ardından Meta hisselerini hızla yükseltmesi de uzun vadeli bir risk görmediklerinin kanıtı niteliğindeydi.
Ancak sürecin uzun vadeli etkilerini kestirmek zor. Tütün anlaşması, şirketleri zora sokan dâhili belgelerin kamuoyuna açıklanmasını zorunlu kılmış; bu durum siyasi desteği eritirken yeni davaların önünü açmıştı.
Meta’nın 2026 uzlaşmasında böyle bir zorunluluk yer almıyor; ancak davalar şimdiden çarpıcı dâhili yazışmaları ortaya çıkardı. Sosyal medyanın en azından gençler nezdinde tıpkı sigara gibi toplum dışı görülmeye başlanmasının bir nedeni de Meta çalışanlarının şirket içinde bu iki ürünü açıkça bir tutmuş olması.
Dava dosyalarına giren bir belgede bir Meta çalışanının, “Harika, şimdi de 13 yaş altının mı peşine düşüyoruz?” diye yazdığı görüldü. Aynı çalışan şu ifadeleri eklemişti: “11 yaşındakileri hedeflemek bana birkaç on yıl önceki tütün şirketlerini hatırlatıyor. Bayağı bayağı ‘Onları küçük yaşta bağımlı yapmalıyız’ mantığıyla hareket ediyoruz.”
Sosyal medya şirketleri, davaların zorlaması olmadan da kabuk değiştiriyor.
Meta birkaç yıl öncesine kadar bir sanal gerçeklik şirketi olmaya çalışıyordu; şimdiyse bir yapay zeka devine dönüşmek istiyor. Bu dönüşümün tam olarak ne getireceğini Meta bile kestiremiyor, ancak süreç baş döndürücü bir hızla ilerliyor.
Proje yönetimi ve organizasyon uzmanı Antonio Nieto-Rodriguez, sosyal medya şirketlerinin bu davalardan çıkarılması gereken asıl dersi kaçırmalarından endişe ettiğini söylüyor: Ürünlerinin tam da tasarladıkları gibi çalıştığı gerçeğini.
Şirketler ürünün o kadar cezbedici olmasını istiyor ki, kullanım bir süre sonra dürtüsel bir bağımlılığa dönüşüyor.
Asıl sorun, bu durumun artık hukuki ve toplumsal bir riske dönüşmüş olması. Yapay zeka ile birlikte aynı riskler katlanarak büyüyor ve henüz kimse bu teknolojinin uzun vadeli etkilerini öngöremiyor.
Nieto-Rodriguez bu hafta LinkedIn’de yayımladığı “Sosyal Medya Tütün Anını Henüz Yaşadı. Yapay Zeka 15 Yıl Beklemeyecek” başlıklı yazısında şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zeka; ürünlere, kararlara ve insan hayatına tarihteki her teknolojiden daha hızlı entegre ediliyor. Strateji yine aynı: Hıza odaklan, önce piyasaya sür, düzenlemeyi sonraya bırak, ölçmesi kolay olanı ölç. Şu anda, gelecekte bir gün bir mahkeme salonunda birilerinin yüksek sesle okuyacağı dâhili belgeleri yazıyoruz.”
