İran’daki protestolar rejimi şimdiye kadarki en kırılgan anlarından birine sürüklüyor. Ekonomik çöküş, dış tehditler ve sert baskı tabloyu ağırlaştırırken, güvenlik aygıtında henüz bir çözülme yok. Soru ise şu: Değişim kapıda mı, yoksa bu da geçici bir protesto dalgası mı?
Bu protestolar öncekilerden farklı mı?
Bu soru, kitlesel protesto hareketlerinin çoğunun satır aralarında hep dolaşır. Gerçek bir değişim mi yaşanacak? Yoksa protestolar sadece kamusal öfkenin geçici bir dışavurumu mu?
Çoğu zaman ikincisi olur. Ancak bazen, 2011’de Mısır, 2014’te Ukrayna, 2019’da Sudan ve 2022’de Sri Lanka’da olduğu gibi o “büyük olan” gerçekten gelir. Rejimler çöker, liderler kaçar ve her zaman daha iyi olmasa da yeni bir dönem başlar.
Bu elbette İran’da aralık ayının sonlarında başlayan yoğun protestolar için de sorulan temel soru. Şu an için bu sorunun yanıtı yok: Büyük olanın gelip gelmediği ancak geriye dönüp bakıldığında anlaşılabilir.
Ancak buna bağlı başka bir soruya yanıt vermek mümkün: Burada yeni olan ne? İran’da daha önceki toplumsal huzursuzluk dalgalarında, örneğin 2022’de genç bir kadının polis nezaretinde dövülerek öldürülmesinin ardından patlak veren kitlesel ayaklanmada olmayan ama bugün geçerli olan ne?
Ne değişti?
Rejim o dönemi atlatmayı başarmıştı. Peki ya şimdi?
Bu protestolarda yeni olan ne?
2022’den bu yana İran’da bazı önemli şeyler değişti.
Ekonomi daha kötü durumda ve kontrolden çıkan enflasyon, nüfusun geniş kesimlerine ağır yükler bindirdi. İran hükümeti, vatandaşlarının gerçek şikayetleri olduğunun farkında görünüyor ve ekonomik sıkıntıyı hafifletmek için halka ödeme yapılacağını vaat etti. Ancak miktar o kadar küçüktü ki (ayda yaklaşık 7 dolar) bu adım öfkeyi dindirmek yerine daha da artırmış gibi göründü.
İran aynı zamanda dışarıdan çok daha büyük tehditlerle karşı karşıya. Bir zamanlar saldırıları caydıran müttefikler ve vekil milislerden oluşan “Direniş Ekseni”, Lübnan ve Suriye’de çöktü. Geçen yaz İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalayan ABD Başkanı Donald Trump, yeni askeri saldırılarla tehdit ediyor.
Bu hafta İran, ABD’nin askeri müdahalesinden duyulan korkular nedeniyle, protestocuları idam etme yönündeki önceki tehditlerinden geri adım atmış gibi göründü. Buna karşın gösterilere yönelik sert baskısını sürdürdü.
İran’ın bölgesel caydırıcılık stratejisini inceleyen Kudüs İbrani Üniversitesi öğretim üyesi Daniel Sobelman, “Tüm bu unsurlar bir arada ele alındığında, son derece kırılgan bir rejime işaret ediyor” ifadelerini kullandı.
İran interneti kapattığı için can kaybı sayısını doğrulamak zor. Ancak dışarıya sızabilen raporlarda, görgü tanıkları hükümet güçlerinin silahsız protestoculara ateş açtığını söylüyor. İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir İran Sağlık Bakanlığı yetkilisi, protestoların başlamasından bu yana ülke genelinde yaklaşık 3 bin kişinin öldürüldüğünü söyledi.
Ne değişmedi?
Rejimler genellikle yıkılmadan önce içeriden çatlar. Güvenlik servisleri gibi iç güç odakları bir anda hükümeti terk edebilir. Hayati desteklerini kaybeden iktidar çöker ve yerini başka bir yapı alır.
İran’da ise şu ana kadar böyle bir iç çözülmeye dair çok az işaret var.
“Bu benim için kilit soru oldu” diyen Stanford Üniversitesi’nden araştırmacı Mona Tajali, “İktidar tarafında henüz çok net bir bölünme görmüyoruz” dedi.
Tajali, hükümete bağlı Besic milisleri içinde bazı alt düzey unsurların protestoculara ateş etmeyi reddettiğini gösteren birkaç video gördüğünü söyledi. Ancak bunların şu ana kadar “sınırlı” kaldığını, rejimden üst düzey bir kopuşa ya da ayrışmaya işaret etmediğini belirtti.
Üstelik protestoculara ateş etme emri bazen güvenlik güçlerinin saf değiştirmesine yol açabilse de, kitlesel katliamlar gerçekleştirildiğinde, bu durum sonrasında rejime sadık kalmak için güçlü bir teşvik de yaratabilir. Çünkü rejim devrilirse, yeni yönetim protestocuları öldürenleri yargılayabilir ya da onları linç adaletine açık hale getirebilir.
“Toplu ateş açma görüntüleri görüyoruz” diyen Tajali şöyle devam etti:
“Dolayısıyla hâlâ ‘teokrasiyle birlikte kalmalıyız, en iyi seçenek bu’ diye düşünen büyük ve hatırı sayılır bir grup var”
Şu ana kadar protestocuların, otoriter bir rejimi büyük tavizler vermeye ya da iktidarı bırakmaya zorlayacak türden bir ekonomik baskı gücü oluşturabildiğine dair de bir kanıt yok.
Örneğin Güney Afrika’da bir hareket, siyah emeğine bağımlı olan ekonomik elitlere grevler yoluyla baskı uygulamayı başarmıştı. Yale Üniversitesi siyaset bilimcisi Elisabeth Wood, “Forging Democracy from Below: Insurgent Transitions in South Africa and El Salvador” adlı çalışmasında, bunun Afrikaner elitini siyasi iktidarı elinde tutanlardan değişim talep etmeye ittiğini yazıyor.
İran’da ise son protestoların merkezinde çarşı esnafı yer alıyor. Görünür bir ekonomik kesim olmaları ve 1979 İslam Devrimi’ndeki tarihsel rolleri, varlıklarını son derece sembolik kılıyor. Ancak ekonomik baskı güçleri, şu ana kadar protestolardan etkilenmiş görünmeyen petrol ve doğal gaz sektörüyle kıyaslandığında sınırlı kalıyor.
Sonuç olarak, İran’daki kitlesel protestolar ani siyasi değişimlere yol açabilir. Ancak daha büyük soru, orta ve uzun vadede ne olacağı. Rejimin uyguladığı sert baskı, gösterilerin arkasındaki temel şikayetleri ortadan kaldırmayacak. Ülkenin bölgesel kırılganlıkları devam ediyor. Ve er ya da geç yeni bir tetikleyici, yeni bir huzursuzluk dalgasını başlatacak.
Amanda Taub / New York Times
