İngiltere’de Başbakan Starmer’ın istifasının ardından liderlik yarışının en ciddi favorisi Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham. Daha önce iki kez liderlik yarışını kaybeden Burnham artık hem partisinin hem de ülkenin lideri olmaya çok yakın. New York Times, Burnham’ın hikayesini derledi
Stephen Castle / The New York Times
İngiltere’de iktidardaki İşçi Partisi’nin liderliği için daha önce iki kez yarışıp kaybeden Andy Burnham, ara seçimde elde ettiği net zafer sayesinde yalnızca bu hedefe değil, başbakan olarak Downing Street’e girme ihtimaline de her zamankinden daha yakın.
Akıcı konuşma tarzı, sıcak tavırları ve karizmasıyla tanınan Burnham, son dokuz yıldır Büyük Manchester Belediye Başkanı olarak görev yapıyor. Bu süreçte iyimserlik, aktivizm ve Kuzey İngiltere’ye özgü samimi, doğrudan konuşma tarzını yansıtan bir siyasi kimlik inşa etti.
Kuzeybatı İngiltere’deki Makerfield seçim bölgesini parlamentoda temsil edecek olan Burnham’ın, ülkenin popülerliği azalan başbakanı Keir Starmer’a karşı liderlik yarışına girebilmesi için İşçi Partisi’nden 80 milletvekilinin desteğini alması gerekiyor.
Destekçileri, COVID-19 salgını sırasında bölgesinin çıkarlarını savunması nedeniyle Manchester’da “Kuzey’in Kralı” lakabını alan Burnham’ı, Nigel Farage liderliğindeki sağ popülist Reform UK tehdidine karşı İşçi Partisi’nin potansiyel kurtarıcısı olarak görüyor.
Karşı çıkanlar ise Burnham’ı siyasi çizgisini sık sık değiştiren bir “bukalemun” olarak tanımlıyor ve Starmer hükümetini zorlayan ekonomik kısıtlarla aynı şekilde karşı karşıya kalacağını, ayrıca sabırsız ve huzursuz seçmeni memnun etmekte zorlanacağını savunuyor.
Her hâlükârda Burnham, yerini almak istediği liderden oldukça farklı bir siyasetçi profili çiziyor.
“İyimser, neşeli, keyif alıyor gibi görünüyor”
Eski Başbakan Tony Blair döneminde danışmanlık yapan ve Burnham’ı Güney Londra’da bir milletvekili araştırmacısı olduğu günlerden beri tanıyan John McTernan, “O iyimser, neşeli ve siyaset yapmaktan keyif alıyor gibi görünüyor” dedi.
McTernan, “Liderler ya size ilham verir ya da biraz moralinizi bozar. Son dönemde görev yapan bazı başbakanlar ise bu işi yapmaktan gerçekten keyif alıyormuş gibi görünmüyordu; buna Starmer da dahil” ifadelerini kullandı.
Burnham, 1970 yılında Liverpool’da doğdu. Babası telefon mühendisi, annesi ise bir doktor muayenehanesinde resepsiyon görevlisiydi. Cheshire bölgesindeki Culcheth köyünde büyüdü. İrlanda kökenli olan Burnham, devlet destekli Katolik okullarında eğitim gördü ve inancı hakkında sık sık konuştu. Bu kapsamda 2023 yılında Papa Francis ile de görüştü.
Burnham bu görüşmeyle ilgili olarak, “Annem de yanımdaydı ve kelimenin tam anlamıyla dindar bir Katolik olmasam da Vatikan’ın manyetik çekimini hissettim” dedi.
İnancını, çocukluğundan beri taraftarı olduğu Everton FC sevgisine benzeten Burnham, “Maçlara gitmeyi bıraksanız da hâlâ Everton taraftarısınız. Kiliseye gitmeyi bırakabilirsiniz ama yine de Katolik kalırsınız” ifadelerini kullandı.
Burnham, İngiliz Dili ve Edebiyatı okumak üzere Cambridge Ünivesitesi’ne kabul edildi. Mezuniyetinin ardından İngiliz siyasetinde sık rastlanan kariyer yolunu izledi; önce Güney Londra milletvekili Tessa Jowell’ın araştırmacısı olarak çalıştı, ardından dönemin Kültür Bakanı Chris Smith’in danışmanı oldu.
Blair ve Brown yönetimlerinde görev aldı
2001 yılında, büyüdüğü bölgeye yakın kuzey İngiltere seçim çevresi Leigh’den milletvekili seçilmesinin ardından Andy Burnham, Tony Blair liderliğindeki Yeni İşçi Partisi hükümetinde alt düzey bakan olarak göreve başladı. Daha sonra Gordon Brown döneminde Kabine’ye yükseldi; Hazine Baş Sekreterliği, Kültür, Medya ve Spor Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı görevlerinde bulundu.
2009 yılında Burnham, 97 Liverpool FC taraftarının stadyum izdihamında hayatını kaybettiği Hillsborough Faciası’nın 20. yıl anma töreninde protestolarla karşılaştı. Bu olay Burnham üzerinde derin bir etki bıraktı. Polis, soruşturmacılar ve bazı medya kuruluşlarının kurbanları holigan gibi göstermeye ve felaketin sorumluluğunu onlara yüklemeye çalışmasının ardından, Burnham ailelerin adaleti hak ettiğine inandı. Burnham’ın yürüttüğü baskı kampanyası, olayla ilgili ikinci bir soruşturmanın açılmasına katkı sağladı.
Parti liderliği yarışını iki kez kaybetti
İşçi Partisi’nin 2010 genel seçimlerini kaybetmesinin ardından Burnham parti liderliği için yarıştı ancak dördüncü sırada kaldı. 2015’te yeniden aday oldu ve başlangıçta yarışın favorisi olarak görülüyordu. Ancak seçimleri sol kanattan Jeremy Corbyn kazandı. Burnham daha sonra Corbyn’in ekibinde görev yaptı.
2017 yılında Burnham, siyasi geleceğinin Westminster dışında olduğuna karar vererek parlamentodan ayrıldı ve Büyük Manchester Belediye Başkanı seçildi.
Siyaset bilimi uzmanı Robert Ford, Burnham’ın görev süresinde bölgenin güçlü ekonomik performans gösterdiğini ve şehir otobüsleri üzerindeki kamu denetimini artırıp sektöre daha fazla düzenleme getirerek siyasi becerisini ortaya koyduğunu söyledi. Bu süreçte ulaşım şirketleriyle girdiği mücadeleyi de kazandığını belirtti.
Ford, “Bu politika aslında oldukça sıkıcı ve teknokratik bir düzenleme olarak kalabilirdi. İnan bana, Keir Starmer orada olsaydı muhtemelen öyle olurdu” dedi.
Ford sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burnham bunu Davut ile Golyat arasındaki bir mücadeleye dönüştürdü. En büyük gücü çok etkili bir iletişimci ve hikâye anlatıcısı olması. Seçmenlere kim olduğunu, kimi temsil ettiğini ve ne yapmaya çalıştığını anlatmakta son derece başarılı.”
En yaygın eleştiri: Fazla esnek, fazla değişken
Burnham’a yöneltilen en yaygın eleştirilerden biri, İşçi Partisi’nin birbirinden oldukça farklı üç lideri olan Tony Blair, Gordon Brown ve Jeremy Corbyn dönemlerinde görev yapmış olması nedeniyle, siyasi açıdan fazla esnek ve değişken bir isim olarak görülmesi.
2022 yılında, son Dünya Kupası’nın ardından, Başbakan Keir Starmer da eski çalışma arkadaşına bu özelliği üzerinden takılmıştı. Gazetecilere yaptığı konuşmada Burnham’ın “çocukluk takımı Arjantin’in Dünya Kupası’nı kazandığını gördüğünü” söyleyen Starmer, ardından esprili bir şekilde şunları ekledi:
“Ancak karışık duygular yaşamış olmalı; çünkü çocukluk takımı Fransa’nın finali kaybettiğini, çocukluk takımları Fas ve Hırvatistan’ın da yarı finalde elendiğini gördü.”
Eski Blair danışmanı John McTernan ise Burnham’ın “insanların kendisini sevmesini isteyen bir siyasetçi” olarak tanındığını kabul etmekle birlikte şu değerlendirmeyi yaptı:
“İnsanları memnun etmeye çalışan bir siyasetçi olmak, insanlardan nefret eden bir siyasetçi olmaktan çok daha iyidir.”
Londra merkezli siyasetin karşısında
Burnham’ın siyasi kariyeri boyunca öne çıkan temel temalardan biri ise İngiliz siyaseti ve medyasının aşırı derecede Londra merkezli olduğu görüşü oldu.
Burnham, bölgesel eşitsizliklerin ülkeye zarar verdiğini savunuyor. Bu görüşünü ilk kez 2001 yılında parlamentodaki ilk konuşmasında dile getirmişti.
Yakın zamanda verdiği bir röportajda ise Burnham, İngiltere’nin “40 yıldır yanlış bir yolda ilerlediğini” söyledi. Ona göre ülkenin ekonomik ve siyasi gücünün büyük ölçüde Londra’da toplanması, diğer bölgelerin geri kalmasına ve toplumsal eşitsizliklerin derinleşmesine yol açtı.
Burnham’ın Manchester’da sergilediği siyasi becerilerin, onu İngiliz siyasetinin en üst makamına ne ölçüde hazırladığı ise belirsizliğini koruyor.
Robert Ford bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı:
“10 Numara Downing Street’in fırtınasına doğru yol almak çok farklı bir şey. Orada her gün masanızda 150 ayrı mesele olur. Hangi konularda mücadele edeceğinizi seçme şansınız pek olmaz ve düşünmek için de zamanınız kalmaz.”
Bu sözlerle Ford, Burnham’ın Manchester’da belirli konulara odaklanarak siyasi başarı elde etmiş olmasına rağmen, başbakanlıkta gündemin lider tarafından değil olaylar tarafından belirlendiğine dikkat çekiyor.
Yerel düzeyde seçilmiş öncelikler üzerinden siyaset yapmak mümkünken, ulusal liderlikte ekonomik krizlerden dış politikaya, güvenlikten sağlık sistemine kadar onlarca sorun aynı anda yönetilmeyi bekliyor. Bu nedenle Burnham’ın belediye başkanlığındaki performansının ülke yönetimine doğrudan ne kadar aktarılabileceği henüz bilinmiyor.
