New York Times | Fransız aşırı sağı gösterilerden seçim kampanyası çıkardı

IMG_0459

Fransa’da hafta sonu yaşanan şiddet olayları, cumhurbaşkanlığı seçimlerine altı ay kala aşırı sağcı Ulusal Birlik için siyasi fırsata dönüştü. New York Times, Marine Le Pen ve partisinin ülkedeki kaos ve güvensizlik ortamını seçim kampanyasında nasıl kullandığını yazdı

Catherine Porter / The New York Times

Hafta sonu Fransa’nın dört bir yanındaki kentlerde şiddet olayları yaşanırken merkezdeki hükümet, olayları kışkırttığını öne sürdüğü ülkenin en büyük aşırı sol partisini suçladı. Aşırı sol ise halkın öfkesini yıllardır süren kötü yönetimi ve polisin sert müdahaleleriyle körüklediğini savunarak hükümeti sorumlu tuttu.

Peki, ülkenin en büyük aşırı sağ partisi ne yaptı? Her iki tarafı da suçlayıp seçim kampanyasına başladı.

Aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi’nin lideri Jordan Bardella, pazar günü Paris’in merkezindeki bir polis karakolunu ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada, “Suç karşısında onlarca yıldır sergilenen hoşgörünün, otorite eksikliğinin ve iç güvenlik güçlerimizin manevi, psikolojik ve maddi açıdan güçsüz bırakılmasının bedelini ödüyoruz” dedi. Bardella, karakola polis memurlarına destek vermek için gittiğini söyledi.

Ardından, bir önceki gece yaşanan olaylarda vitrinleri parçalanan, işyerleri ateşe verilen ve gördükleri manzara karşısında sarsılan Fransa’nın “dürüst vatandaşlarına” seslendi. Ülkede istikrarın yeniden sağlanmasında önemli bir rol oynayabileceklerini söyledi. Bunun için yapmaları gereken ise yaklaşan seçimlerde partisine oy vermekti.

Bardella, “Artık insanların gözlerini açması gerekiyor” dedi. “Doğru siyasi tercihleri yapmaları gerekiyor. Biz her koşulda ülkede düzeni yeniden sağlamaya hazırız.”

Pazar günü Fransa’da yas, şaşkınlık ve karşılıklı suçlamalar hâkimdi. Bir gün önce, eğitim koşullarının iyileştirilmesi ve artan yaşam maliyetlerinin protesto edilmesi amacıyla düzenlenen, geniş katılımlı barışçıl gösteriler şiddet olaylarının gölgesinde kaldı. Hangi gruplarla bağlantılı oldukları bilinmeyen, siyah kıyafetli ve çoğu maskeli kişiler ülke genelinde kamu binalarına ve mağazalara saldırdı. Bazı saldırganlar şarap ve elektronik eşya da çaldı.

Kendisini hukuk ve düzenin savunucusu olarak tanıtan, ülkede yasa dışı bulunan göçmenlerin sınır dışı edilmesini isteyen Ulusal Birlik için pazar günü aynı zamanda siyasi bir fırsattı. Partinin adayı Marine Le Pen’in favori gösterildiği cumhurbaşkanlığı seçimlerine yalnızca altı ay kalmıştı.

Paris’teki Sciences Po Üniversitesi’nden siyaset bilimci Bruno Cautrès, “Bütün bu yıkımın ardından Fransa’da bu sabah ortaya çıkan manzara tam da onların işine yarıyor” dedi. “Ulusal Birlik’in bu gelişmelerden zararlı çıkmadığı açıkça görülüyor.”

Le Pen, ırkçı, homofobik ve antisemitik açıklamalarıyla tanınan babası, partinin kurucusu Jean-Marie Le Pen’i ihraç ederek Ulusal Birlik’in aşırılıkçı imajından kurtulmasını sağlamaya çalıştı. Ancak parti, kurucusunun siyasi mirasıyla bağlarını hiçbir zaman tamamen koparmadı.

Adaylarının birçoğu ırkçı veya antisemitik açıklamalarda bulundu. Fransa’nın en yüksek yargı mercileri de partinin resmî olarak aşırı sağ kategorisinde değerlendirilmesini uygun buldu.

Ulusal Birlik’in şiddet olayları karşısında benimsediği yaklaşım, Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin farklı toplumsal sorunlar ve yönetim krizleri karşısında kendilerini çözüm olarak sunma stratejisini yansıtıyor. Temmuz ayında İspanya hükümeti, Kuzey Afrika’daki İspanyol toprağının sınırlarında kontrolü kısa süreliğine kaybetti. Bunun sonucunda bölgeye çok sayıda göçmen geçerken İspanya’nın aşırı sağ partisi Vox da seçim kampanyasında kullanabileceği yeni bir gündem kazandı. Almanya’da ise aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, kısmen ülkenin ulusal kimliğine ilişkin kaygılardan yararlanarak kamuoyu yoklamalarında ilk sıraya yükseldi.

Fransa’da bu hafta Bardella hükümetin güvenlik politikalarını eleştirirken Le Pen de cumhurbaşkanlığı seçimindeki başlıca rakiplerinden biri olan, ülkenin en büyük aşırı sol partisi Boyun Eğmeyen Fransa’nın lideri Jean-Luc Mélenchon’u hedef aldı. Le Pen, “meşru toplumsal taleplerin”, “aşırı sol tarafından, Jean-Luc Mélenchon ve arkadaşlarının söylemleriyle” başka amaçlara alet edildiğini savundu. Mélenchon ve partisindeki diğer siyasetçileri “şiddeti meşrulaştırarak” kaosu körüklemekle suçladı. Parti ise suçlamaları reddetti.

Şiddet olayları Fransa’nın son derece hassas bir dönemine denk geldi. Ülke zaten ağır bir bütçe açığıyla ve hiçbir partinin çoğunluğu sağlayamadığı, siyasi çıkmaza sürüklenmiş bir parlamentoyla karşı karşıyaydı.

Pazar sabahı Paris’in merkezinde motosikletini durdurup kırılmış mağaza vitrinlerinin ve duvarlara yazılan sloganların fotoğraflarını çeken 53 yaşındaki sinemacı Alexis Veller, “Aşırı sağ bundan mutlaka kazançlı çıkacak” dedi.

Veller, “Toplum olarak çok derin biçimde bölünmüş durumdayız. Durum çok ama çok endişe verici” diye konuştu.

Siyaset uzmanları ise seçimlere kalan altı ayın siyasette çok uzun bir süre olduğuna dikkat çekti. Seçmenlerin tercihlerini belirleyen etkenlerin karmaşık olduğunu, insanların oy verirken nadiren yalnızca tek bir meseleye odaklandığını hatırlattılar.

Yine de Nice Côte d’Azur Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü Vincent Martigny’ye göre yaşanan şiddet olayları, Ulusal Birlik’in yıllardır seçmenlere sunduğu Fransa tablosuyla birebir örtüşüyordu: İkiye bölünmüş, varlığını sürdürmek için mücadele eden bir ülke.

Martigny, partinin Fransa’yı iki ayrı kesimden oluşuyormuş gibi anlattığını söyledi. Bir tarafta, partinin söyleminde “woke” olarak nitelendirilen öğrencilerin ve şiddet olaylarına karışan göstericilerin bulunduğu kent merkezleri vardı. Diğer tarafta ise sakin kırsal bölgelerde yaşayanların oluşturduğu “iyi Fransa” bulunuyordu.

Martigny, “Bu iki Fransa’yı karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Bunun çok açık bir nedeni var. Çünkü seçmenleri ne kent merkezlerinde ne de banliyölerde yaşıyor.

Seçmen tabanları açıkça diğer Fransa’da bulunuyor” dedi. Bunun toplumdaki “çöküş ve gerileme duygusunu beslediğini” de sözlerine ekledi.

Martigny’ye göre olayların Ulusal Birlik’e uzun vadede siyasi destek sağlayıp sağlamayacağı, bir ölçüde protestoların devam edip etmeyeceğine bağlı.

Pazar akşamı Le Pen, yayımladığı video mesajında tam da böyle, ikiye bölünmüş bir Fransa tablosu çizdi. Arkasında Fransız bayrağı bulunan ahşap bir masada, ellerini birbirine kenetlemiş şekilde oturuyordu. Görüntüsü, cumhurbaşkanlığına hazırlanan bir lideri andırıyordu.

Le Pen, “Bu öfkenin, Fransa’nın kentlerinde kaos yaratan zorba gruplar tarafından kendi amaçları doğrultusunda kullanılmasını kınıyorum” dedi.

“Altı ay sonra Fransız halkı başka bir yol seçebilecek: Otoritenin ve güvenliğin yeniden sağlandığı bir yol.”

Ulusal Birlik, polis teşkilatının genişletilmesini ve daha güçlü hâle getirilmesini savunuyor. Parti, 2024’teki parlamento seçimlerinde suçlar için zorunlu asgari cezalar getirilmesini, ceza indirimlerinin kaldırılmasını ve daha fazla cezaevi inşa edilmesini vadetti.

Ayrıca sanıkların yetişkin olarak yargılanabileceği yaş sınırını iki yıl düşürerek 16’ya indirme ve suça karışan çocukların ebeveynlerine verilen devlet yardımlarını kesme sözü verdi.

Son protesto dalgasının işçi sınıfının yaşadığı banliyölerdeki liselerde başlamasından bu yana Bardella, okullara zarar veren öğrencileri kınadı ve göstericilerle yaşanan çatışmalarda yaralanan polislere desteğini açıkladı.

Atlantik’in diğer yakasında, geçmişte Le Pen’e desteklerini açıklayan ABD Başkanı Donald Trump ile Başkan Yardımcısı JD Vance de olaylara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Her ikisinin açıklamaları da Ulusal Birlik’in eleştirilerini güçlendirecek nitelikteydi.

Siyah kıyafetli ve maskeli saldırganların kimlikleri büyük ölçüde bilinmemesine rağmen Amerikalı liderler, şiddet olaylarından göçmenleri sorumlu tuttu.

Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Fransa yanıyor!” dedi.

“Tamamen farklı bir dünyadan gelen, içleri nefret dolu insanların göç etmesi, bir zamanlar büyük bir ülke olan Fransa’yı paramparça etti. Çok geç olmadan sınırlarınızı kapatın ve kontrolü ele alın!”

Vance ise şiddet olaylarının sorumluluğunu, “çeşitlilik ve merhamet adına üçüncü dünyadan insanları Fransa’ya ve diğer ülkelere getiren” “Batılı liberallere” yükledi. Vance, “Topluma uyum sağlama ve kültürel bağdaşma konusundaki temel soruları görmezden geldiler” dedi.

Ardından şöyle devam etti: “Umarım Amerikalılar olup bitenlere dikkat ediyordur. Kongre’deki Demokratların ülkeniz için istediği gelecek işte bu.”

Trump yönetiminin Fransa’da son derece düşük bir popülerliğe sahip olduğu düşünüldüğünde, bu açıklamaların Ulusal Birlik’e yarar mı sağlayacağı yoksa zarar mı vereceği belirsiz.

Exit mobile version