ABD-İsrail saldırılarıyla başlayan bölgesel savaşta İran’ın üst düzey komuta kademesi ağır kayıplar verdi. IRGC’nin başına getirilen Interpol kırmızı bültenli Ahmed Vahidi, hem dış baskı hem iç kriz ortamında en kritik dönemde görevi devraldı.
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik eşgüdümlü askeri saldırıları kısa sürede bütün bölgeyi etkisi altına aldı. Tahran kanadı saldırılara yanıt olarak çevre ülkeleri bombalamaya başlarken Washington ve Tel Aviv kanadı da saldırıların şiddetini artırdı. Bu süreçte İran’ın dini lideri Hamaney dahil birçok üst lideri de öldürüldü.
1 Mart’ta Ahmed Vahidi, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) yeni Başkomutanı olarak atandı. Vahidi, görevi İsrail’in cumartesi günü düzenlediği saldırılarda öldürülen Muhammed Pakpur’dan devraldı. Pakpur, bu görevde bir yıldan kısa süre kalmıştı.
İranwire’ın haberine göre ocak ayı başında IRGC Başkomutan Yardımcılığı’na getirilen Vahidi, o dönemde yaptığı son açıklamada “Düşmanlar hesaplarını defalarca gözden geçirmeli; bir yanlış hesaplama kendileri için büyük bedel doğurur” ifadelerini kullanmıştı. Batılı donanma unsurlarının bölgedeki varlığını ise “psikolojik harp” olarak nitelendirerek küçümsemişti.
Uluslararası Polis Teşkilatı Interpol açısından Vahidi, “Kırmızı Bülten” ile aranan bir firari. Arjantin yargısına göre ise “Yahudi halkına karşı işlenmiş bir suçun” planlayıcısı. Tahran’da ise kriz dönemlerinde geri adım atmayan, sert bir güvenlik figürü olarak görülüyor.
Haziran 2025 ve Mart 2026’daki ABD-İsrail saldırılarının ardından IRGC’nin en kritik döneminde komutayı devralan Vahidi, son derece kırılgan bir pozisyona oturdu.
İsrail’in hedef listesinde olduğu değerlendirilen Vahidi’nin güvenliği de soru işareti olarak görülüyor.
Bastırmadan zirveye: Güvenlik bürokrasisinde yükseliş
1958’de Şiraz’da, Vahid Şahçeraghi adıyla doğan Ahmed Vahidi, genç yaşta Devrim Muhafızları’na katıldı. 1980’de IRGC saflarına giren Vahidi, sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı boyunca sahada görev yaptı ve saha komutanlığına kadar yükseldi.
1988’de IRGC’nin yurt dışı operasyon birimi olan Kudüs Gücü’nün ilk komutanı oldu ve bu görevi 1997’ye kadar sürdürdü. Bu dönem, İran’ın sınır ötesi asimetrik operasyon kapasitesinin şekillendiği yıllar olarak değerlendiriliyor.
Vahidi daha sonra Mahmud Ahmedinejad döneminde Savunma Bakanı olarak görev yaptı. 2006 yılında, yani kabineye girmesinden üç yıl önce, Interpol tarafından Kırmızı Bülten listesine alındı. Bakanlık görevinin ardından Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyeliğine getirildi.
2022 protestoları ve iç güvenlik politikaları
Vahidi’nin adı, 2022’de ülke genelinde patlak veren protestoların sert biçimde bastırılmasıyla da anıldı. O dönemde güvenlik güçlerinin göstericilere yönelik ölümcül müdahaleleri uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.
Zorunlu başörtüsü uygulamasının güçlü savunucularından olan Vahidi, Ocak 2023’te yaptığı açıklamada, “Anormal ve uygunsuz kıyafet giyenler ya da başörtüsü takmayanlar uyarılacaktır; zorunlu başörtüsü yasasına uymak vatandaşlık hakkının gereğidir” demişti.
Mart 2023’te kız öğrencileri hedef alan gizemli zehirlenme vakalarına ilişkin olarak ise “Şüpheli örnekler saygın laboratuvarlarda inceleniyor, sonuçlar yakında açıklanacak” ifadelerini kullanmış; ancak kamuoyunu tatmin eden bir açıklama yapılmamıştı.
İçişleri Bakanlığı ve siyasi krizler
Vahidi, İbrahim Reisi hükümetinde İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Görev süresi çeşitli tartışmalarla geçti. Haziran 2023’te seçim yılı kapsamında valiler ile milletvekilleri arasındaki temasları sınırlayan bir genelge büyük tepki çekti.
Bir milletvekili Meclis kürsüsünden “Bu genelge fiilen milletvekilliği süresini üç yıla indiriyor, Meclis’e hakarettir” ifadelerini kullandı.
100’ü aşkın milletvekilinin azil girişimine rağmen Vahidi görevde kalmayı başardı.
2025-2026: Zirveye giden yol
Haziran 2025’te düzenlenen büyük bir İsrail saldırısında IRGC Başkomutanı Hüseyin Selami öldürüldü. Yerine Muhammed Pakpur atandı. 31 Aralık 2025’te Vahidi, Başkomutan Yardımcısı oldu. Bu atama, 8-9 Ocak 2026’da patlak veren ve IRGC’nin başrol oynadığı kanlı protesto dalgasıyla aynı döneme denk geldi.
Mart 2026’da Pakpur’un ve İran Dini Lideri’nin ABD-İsrail ortak saldırılarında hayatını kaybetmesinin ardından Vahidi IRGC Başkomutanlığı’na getirildi.
Kamuoyunda Kasım Süleymani gibi ön planda bir figür olmaktan ziyade perde arkasında etkili bir isim olarak tanınan Vahidi’nin bazı aile üyelerinin ABD ve Kanada’da yaşadığı iddiaları ise İran içinde tartışma konusu oldu.
AMIA saldırısı ve “insanlığa karşı suç” iddiası
Vahidi’nin uluslararası alandaki en ağır suçlaması, 1994’te Arjantin’in başkenti Buenos Aires’teki AMIA Yahudi Kültür Merkezi’ne düzenlenen bombalı saldırıyla bağlantılı. 85 kişinin hayatını kaybettiği saldırı, 20. yüzyılın en kanlı çözülememiş terör eylemlerinden biri olarak kayda geçti.
Arjantinli savcılar, o dönemde Kudüs Gücü Komutanı olan Vahidi’nin operasyonun koordinasyonunda merkezi rol oynadığını öne sürüyor.
Temmuz 2024’te Arjantin, Vahidi’nin Pakistan ve Sri Lanka ziyaretleri sırasında Interpol ve ilgili ülkelere tutuklama çağrısında bulundu. Arjantin Ceza Yüksek Mahkemesi, İran’ı saldırıdan doğrudan sorumlu tutan ve eylemi “insanlığa karşı suç” olarak nitelendiren emsal bir karar aldı.
Bu adımlar, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin AMIA dosyasında 30 yıllık tıkanıklığı aşma stratejisinin parçası olarak değerlendiriliyor. Milei, saldırının 30. yılında İran yönetimini “terörist” olarak nitelendirmiş ve Vahidi ile birlikte Muhsin Rızai ve Ali Ekber Velayeti gibi isimlerin gıyabında yargılanmasını önermişti.
Güç ve yalnızlık arasında
İran İslam Cumhuriyeti suçlamaları reddediyor ve yetkililerini iade etmeyi kabul etmiyor. Vahidi’nin ülke içinde en üst düzey askeri görevlerden birine getirilmiş olması ile yurt dışında “aranan kişi” statüsünde bulunması arasındaki çelişki, onu hem en güçlü hem de en diplomatik açıdan en yalnız İranlı figürlerden biri haline getirdi.
Yeni görevinde Vahidi, hem dış cephede artan askeri baskılarla hem de içerde derinleşen toplumsal huzursuzlukla aynı anda baş etmek zorunda kalacak. IRGC’nin geleceği ve rejimin kriz yönetimi kapasitesi, büyük ölçüde onun liderliğine bağlı olacak.
