İranlı Profesör Naghibzadeh Euronews’e konuştu: Açık bir fırtına geliyor, her şeyi süpürecek bir fırtına

IMG_6958

Tahran Üniversitesi’nin emekli siyaset bilimi profesörü, İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını, askeri komutanların hedef alınmasını, ülkenin bölgesel konumunun daha da zayıflamasını ve hükümetin iç huzursuzluklara saplanmasını öngörmüştü ki bu gelişmelerin büyük bölümü fiilen gerçekleşti.

Yaklaşık dokuz ay sonra, Euronews, Sciences Po’da eski bölüm direktörü olan yazar ve çevirmen Ahmad Naghibzadeh ile bir kez daha konuştu.

Röportajda Naghibzadeh, İran’ın mevcut durumunu 19. yüzyıl Sicilya’sına benzetti; kendi ifadeleriyle mafyanın şehri kontrol ettiği bir döneme. Ona göre Hamaney’in iktidarda kalabilmesi için elinde kalan tek şans, etrafındaki “yalakalardan” kurtulmak ve yerlerine yetkin, vatansever figürler getirmek.

Aksi halde, İran’ın sonunun kaçınılmaz olduğunu düşünüyor; zira insanlar, mevcut rejimin gitmesinin ardından koşulların hemen düzelmeyeceğini biliyorlar, ancak başka alternatif görmüyorlar.

Prof. ayrıca, muhalefet gruplarının birleşmemesi ve siyasi rekabetin üzerinde mutabık kalınmış kurallarına saygı göstermemesi halinde İran’ın bugünkünden de kötü olabilecek çalkantılı bir gelecekle karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu.

Buna ek olarak, Nevruz’dan yani 20 Mart 2026’dan önce İsrail’in ABD ile koordine biçimde İran’a bir saldırı daha düzenleyeceğini öngördü; bu saldırının ardından, kendi sözleriyle “tünelin sonu daha görünür hale gelecek”.

Aşağıda Euronews’in Profesör Naghibzadeh ile yaptığı tam röportaj yer alıyor:

Euronews: Yaklaşık dokuz ay önce yaptığınız röportajda İran’ın geleceğine dair bir tablo sundunuz ve şaşırtıcı bir şekilde bunun neredeyse tamamı gerçekleşti. Bugün neredeyiz ve İslam Cumhuriyeti’nin hem iç hem de dış alanda karşı karşıya olduğu zorluklar göz önüne alındığında ileriye dönük beklentiler nedir?

Ahmad Naghibzadeh: Temelde, üçüncü dünya ülkelerinde ki biz (İran) de bunlardan biriyiz 20. yüzyılın başlarından itibaren iç gelişmeler ve uluslararası baskılar kesiştiğinde tek bir kritik noktaya ulaşılır. Reform yolu kapandığında devrim kapıları açılır.

2005’te (eski Cumhurbaşkanı) Mahmud Ahmedinejad iktidara geldiğinde, iş başındakiler memnundu ve kendilerini galip hissediyorlardı.

Dört yıl sonra, Yeşil Hareket bastırıldığında bunu meşruiyetlerinin daha da kanıtlandığı şeklinde yorumladılar. Fakat biz onların çıkmaz yola girdiklerini biliyorduk. O aşamada uluslararası toplum henüz bu rejimle nasıl başa çıkacağına karar vermemişti.

Zamanla, biriken iç hoşnutsuzluk ile dış politika kaynaklı zorluklar kesişti. İç memnuniyetsizlik zirveye ulaşırken uluslararası toplum da bu rejimle çalışılamayacağı sonucuna vardı.

Şimdi, bir kıvılcımın ateşi tutuşturacağı bir ana yaklaşıyoruz. O ateşten sonra ne olacağını kimse bilmiyor fakat iktidar yapısının bugün bulunduğu pozisyon, Şah (Muhammed Rıza Pehlevi) yönetiminin son günlerine benziyor.

Daha yakından bakarsak, Şah’ın popüler olmayan ve liyakatsiz bir isim olan Şerif İmami’yi başbakan olarak atadığı dönemi kıyas olarak almamız gerekir.

Şah’ın o dönemde bazı tavsiyeleri dikkate alıp durumu iyileştirebilecek birini seçme, serbest seçimlerin yapılacağını duyurma ve kendi yetkilerinin bir kısmını devretme fırsatı vardı; fakat bunu yapmadı ve gerçek değişime ancak çok geç kaldıktan sonra razı oldu.

Bugün de aynı koşullar söz konusu; 12 günlük savaştan sonra durumu iyileştirmek için halka yönelmek yerine, beyefendiler popüler olmayan isimler atayarak ve fabrika ayarlarına dönerek demir yumruklarını gösterdiler.

Euronews: Yani İslam Cumhuriyeti’nin artık bittiğini ve bu krizlerden sağ çıkma ihtimalinin kalmadığını mı düşünüyorsunuz?

Naghibzadeh: Mümkün olan tek çözüm eğer varsa Hamaney’in etrafındaki dalkavukları temizlemesi, onları Lut çölüne göndermesi ve yerlerine yetkin, İran’ı seven kişileri getirmesidir.

Tüm siyasi akımlar ve partilerin katılımıyla gelecek yıl Haziran’da serbest seçimler yapılacağını ilan etmeleri gerekir. Atmosferi değiştirebilecek tek yol budur.

Bu, Şah’ın da yaptığı hataydı. Eğer Eylül 1978’de serbest seçimleri ve siyasi özgürlükleri ilan etseydi ülke kaosa sürüklenmezdi. Ama çok geç kaldı.

‘Her şeyi süpürecek bir fırtına geliyor’
İslam Cumhuriyeti’nde iktidardakiler kendi ateşlerini körükleyen adımlar atıyorlar. Savaşın ardından yaygın biçimde nefret edilen isimleri görevlendirdiler. Hırsızları tutuklamak ve yargılamak yerine hastaneleri hedef alıyorlar.

Dolayısıyla bu gidişatın sonucu tamamen açık: bir fırtına geliyor birçok şeyi süpürecek bir fırtına. Bu fırtına aynı zamanda İran’da Safeviciliğin sonunu da işaretleyecek. Sonunda din-devlet çatışmasını devlet lehine çözen Avrupa modeli tekrar edilecek.

Bu süreç Şah Rıza döneminde başladı ancak tamamlanmadı. Bu kez ise nihai sonuca ulaşacak ve ülkenin gençleri İran’da Safeviciliğin sonunu ilan edecek.

Euronews: Sistem içinden bir dönüşüm örneğin bir askeri darbe ya da silahlı kuvvetlerden “Napolyonvari” bir figürün yükselmesi ne kadar olası?

Naghibzadeh: Böyle bir senaryonun olasılığı son derece düşük. Böyle kapasitede hiç kimse bırakmadılar ve böyle bir irade zaten yok. Daha önemlisi halk böyle bir figürü kabul etmez; denklemin bir tarafı da halktır ve onu kabul etmek zorundadır. Peki kimi öne sürecekler? Bu tarz rejimlerin çevresinde sadece yalakalar bulunur.

Bu yüzden diyorum ki lider bir kova ve süpürge almalı, etrafında topladığı tüm çerçeve adamları çöpe atmalı ve onları Lut çölüne fırlatmalıdır.

İran’ı, İslam’ı ve hatta bu sistemi gerçekten önemseyen biri olsaydı ya hemen görevden alınırdı ya da kenara itilip görev yapması engellenirdi. Böylece onların çevresinde yetkin kimse bırakılmadı.

EuroNews: Eski cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 12 günlük savaştan sonra daha sesli bir figüre dönüştü. Kilit bir anda devreye girebilecek makul bir isim olabilir mi?
Naghibzadeh: Öne çıkarsa güvenlik güçleri onu ilk hafta içinde öldürür. “Sistem” diyorum ama gerçekte ortada tutarlı bir sistem yok. Sertlik yanlıları Ruhani’yi anında ortadan kaldırır.

Bu kabadayılar lider öldükten sonra ülkede darbe yapmak için yabancıları ülkeye getirip silahlandıran tipler. Ruhani’nin gelmesine izin vermezler ve daha ilk gün onu ortadan kaldırırlar.

Euronews’e konuşan Tahran Üniversitesi’nin emekli siyaset bilimi profesörü Ahmad Naghibzadeh, İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının, komutan suikastlarının ve iç huzursuzlukların dokuz ay önce öngördüğü şekilde gerçekleştiğini belirti. Naghibzadeh’e göre ülkede rejim değişikliği an meselesi

Olası rejim değişikliğinde neler yaşanabilir?

Euronews: Yurtdışındaki muhalefet figürleri? Kimileri Rıza Pehlevi’yi alternatif olarak görüyor, kimileri ise ciddi şüpheler taşıyor.

Naghibzadeh: Evet, birlik eksikliği net bir gelecek vizyonunun olmayışını gösteriyor. Liderlik genellikle mücadele sırasında ortaya çıkar.

Lider kampanya sahasında şekillenir. Tek bir kişi olmak zorunda değil, kolektif bir liderlik olabilir, partiler kurabilir ve yönetişimi ilerletebilir.

Euronews: Uluslararası toplum bu gelişmeleri nasıl görüyor? Uluslararası toplumun İslam Cumhuriyeti ile çalışmanın imkansız olduğu sonucuna vardığını söylemiştiniz.

Naghibzadeh: Umarım uluslararası toplum ve büyük güçler İran’ın geleceği hakkında tehlikeli kararlar almamıştır. İranlılar üç bin yıldır kendi işlerini nasıl yöneteceklerini biliyorlar.

Ancak, Allah korusun, uluslararası toplum İran’ın parçalanmasına, iç savaş veya kaosa yönelirse bu son derece korkutucu olur. Böyle bir senaryoyu hayal etmek bile tüyleri diken diken ediyor ve uykularımızı kaçırıyor.

Afganistan’da olduğu gibi terk edilip gidilmesi bile böyle bir sonucu mümkün kılar.

Ancak tekrar etmek gerekir ki tüm bunların sorumluluğu doğru zamanda doğru kararları verme fırsatı olduğu halde vermeyenlerin omuzlarındadır. Bu sonuçların nihai sorumluluğu İslam Cumhuriyeti’ne ait olacaktır.

Euronews: 12 günlük çatışma İslam Cumhuriyeti’nin yaklaşımını değiştirdi mi? Başta biraz alan açılıyormuş gibi görünse de ekonomik sorunlar ve siyasi-sivil alandaki tıkanmalar yeniden ortaya çıktı.
Naghibzadeh: Bu beyefendiler inat ve dik başlılıkla ülkeye zarar veriyorlar. Bu inanılmaz.

12 günlük savaşta ağır darbeler aldıkları herkesçe bilinirken hala “tokat attık” ve galip çıktık diye iddia ettiler. Cüretkarlığın bile bir sınırı vardır. Dünya gerçekte kimin kazandığını biliyor. Halkı ne sanıyorlar?

Tarihte büyük güçleri tehdit ederek sonuç alan kimse yoktur. Bu şekilde başarıya ulaşan bir örnek görmedik.

ABD Başkanı Donald Trump detayı

İslam Cumhuriyeti’nden çok daha büyük güçler bile bu türden yüzleşmelerden galip çıkamadı. Napolyon ve Hitler bile sonunda çöktüler. Çünkü temelde böyle bir şey mümkün değildir.

Üstelik karşınızda Birleşmiş Milletler’i, NATO’yu, Kongre’yi veya herhangi bir kurumsal sınırı umursamayan bir Donald Trump var.

Gerçekten olağanüstü bir hamleyle güç gönderip bir ülkenin cumhurbaşkanını kendi evinden alıkoyuyor ve yargılıyor.

Euronews: Nicolas Maduro’nun tutuklanmasının ardından bazıları sıranın Ali Hamaney’e gelebileceğini söyledi.

Naghibzadeh: İran’da benzer bir tutuklamanın yaşanacağını sanmıyorum. İran ve Venezuela’nın durumu farklıdır, ancak herkes bu rejimin sonuna yaklaştığını görüyor.

Euronews: İslam Cumhuriyeti bu noktaya nasıl geldi? Bugün herkesin hükümetin sona yaklaştığını konuştuğu bu duruma hangi süreçlerle gelindi?

Naghibzadeh: Kendini beğenmiş bu din adamları, yenilgiyi tasavvur bile edemeyen tipler, sanki Tanrı onlara ebedi bir zafer garantisi vermiş gibi davrandılar. Ülkeyi bugünkü hale getiren tam olarak bu kıyametçi inançlardır.

Bu tamamen önlenebilirdi. Sistemin çöküşünü tetiklemeden iktidarlarını sürdürebilirlerdi.

(Eski Cumhurbaşkanı) Haşimi Rafsancani döneminde ciddi siyasi ve sivil kısıtlamalar insan hakları ihlalleri, siyasi cinayetler ve mahkumlar için ağır koşullar vardı; ancak en azından yeniden yapılanma vardı ve ülke bir şekilde ilerliyor gibi hissediliyordu.

Ama zamanla İranlıların tüm çıkış noktalarını kapattılar. Hiçbir alan bırakmadılar. Servetin en küçük kaynağı nerede varsa kendileri için tahsis ettiler.

Skandallar inkar edilemez durumda’

Ülke mafyavari bir sisteme dönüştürüldü; sigaradan süte, yoğurttan temel süt ürünlerine kadar her şey rant ve tekel mekanizmalarıyla işliyor.

Bu halk aynı zamanda sekiz yıllık Irak savaşına geniş çaplı protestolar olmadan, büyük zorluklara rağmen dayanmış bir halktır. Peki bugün neden tolerans yok? Çünkü hırsızlık görünür hale geldi ve skandallar artık inkar edilemez durumda.
Euronews: İslam Cumhuriyeti’nden sonra koşullar iyileşecek mi? Sonrasına dair net bir resim var mı?

Naghibzadeh: Hayır, herkes zorlukların geleceğini biliyor; peki insanlar ne yapacak? Ne bekleyecekler? Açlıktan ölmek için mi? Satın alma güçleri her gün azalıp yavaş bir ölüm mü yaşayacaklar?
Halk mevcut hükümet gidince işlerin kolay olmayacağını ve birçok sorunun geleceğini gayet iyi biliyor, ancak başka seçenekleri yok. Ayrıca naif değiller; İslam Cumhuriyeti’nden sonra her şeyin güllük gülistanlık olacağına inanmıyorlar.

Euronews: Bu geçiş döneminin yükünü azaltmak için muhalefet grupları ne yapabilir?

Naghibzadeh: Yapabilecekleri tek şey birbirleriyle birleşmektir. Oyunun kurallarını kabul etmeli ve şunu baştan ilan etmelidirler: halkın yeni hükümete ve anayasaya dair vereceği oyu kabul ediyoruz. Yoksa iç savaş ve kaos olur, ülke bugün görülen koşullardan bile daha karanlık hale gelir.

Tekrarlıyorum: tüm bunlar nihayetinde İslam Cumhuriyeti’ne atfedilecektir; tıpkı 1979 devriminin nihayetinde Şah’a atfedildiği gibi.

Euronews: Venezuela’da yaşananların ardından bazıları Irak ve Afganistan tecrübeleri nedeniyle rejim değişikliğinin maliyetinden çekinen ABD’nin, sistemin başına aynı yapıdan birini geçirip yaklaşımı değiştirtmeye çalışabileceği ihtimalini konuşuyor. Bu İran için ne kadar olası?

‘Hamaney ortadan kaybolursa birbirlerini parçalarlar’

Naghibzadeh: Kesinlikle değil. Hamaney ortadan kaybolur kaybolmaz birbirlerini parçalarlar.

O, onları bir arada tutan çengel, çengel kırıldığında iç çatışma patlayacaktır. İran bugün 19. yüzyıl Sicilya’sına benziyor, mafya ağlarıyla çevrili bir yapı.

Venezuela’da bunun böyle olduğunu düşünmüyorum ve ülkede mafya çetelerinin iktidarı elinde tuttuğu tuhaf bir durum oluşmuş durumda. Ülkede ne hükümet var denebilir ne de yok denebilir.

Euronews: Şu anda muhtemel bir İsrail saldırısı hakkında haberler artıyor. İsrail’in İran’a tekrar saldırmak için bir nedeni var mı, yoksa kenara çekilip İslam Cumhuriyeti’nin kendi kendini yok etmesini mi izler?

Naghibzadeh: Öncelikle, ABD ve İsrail ayrı aktörler değildir. Bana göre İran Nowruz’dan önce yeniden saldırıya uğrayacak. O zamana kadar birçok şey daha netleşecek ve tünelin sonu görünür hale gelecektir.

Yeni bir saldırının olacağına inanıyorum. Bu saldırı İsrail tarafından tehdit olarak görülen unsurları ortadan kaldırmayı ve aynı zamanda siyasi geçişi hızlandırmayı hedefleyecektir.

Euronews: Hamaney’in bizzat hedef alınması mümkün mü?

Prof: Doğrudan hedef alınsa bile maddi bir fark yaratmaz. O ölümsüz değil ve sesi zaten ciddi şekilde hasta birine benziyor. Yine de hedef alınma ihtimalini tamamen dışlamıyorum.

Euronews: Bu saldırıdan sonra İran’ın geleceğinin büyük bölümünün dünya güçlerinin kararlarına bağlı olacağını düşünüyor musunuz?

Naghibzadeh: Kesinlikle öyle. Dahası, biz İranlılar bunun belirleyici bir gösterge olduğunu fark etmeliyiz.

Düşünün: dünya liderleri Guadeloupe Konferansı’nda Şah’ın gitmesi ve Bay Hümeyni’nin iktidara gelmesi gerektiğine karar vermeseydi bu geçiş yaşanır mıydı? Kesinlikle yaşanmazdı.

Tahran için en kritik konulardan biri ne?
Yanlış yorumlara düşmemeliyiz. İranlılar özellikle bu aşamadan sonra küresel güçlerle yakın ilişkilerin hayati olduğunu fark etmelidir.

ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya müdahale etmedi mi? Batı Almanya kuruldu ve ülke sonunda Almanlara geri verildi.

EuroNews: Bir önceki röportajımızda Rusya’nın rolüne değinmiştiniz ve Moskova’nın İran üzerinde önemli bir nüfuzu olduğunu, burayı kolayca terk etmeyeceğini söylemiştiniz. İran’da büyük bir dönüşüm gerçekleşirse Rusya buna kolayca izin verir mi? Ayrıca bazı İranlı yetkililer, Çin ve Rusya’nın desteğiyle “stratejik sabır” izleyerek Trump’ın üç yılını atlatabileceklerini düşünüyor. Bu ne kadar gerçekçi?

Prof: Birincisi, üç yılı daha çıkartabilecekleri varsayımı temelsiz bir iyimserliktir. İkincisi, bana göre Rusya meselesi en üst düzeyde çözülecektir.
Yani ABD, Rusya’nın İran’dan çekilmesi karşılığında Ruslara taviz verecektir. O noktada Rusya’nın rolü büyük ölçüde etkisiz hale gelir ve bu değişimler gerçekleşebilir.

Bununla birlikte Rusya hiçbir zaman İran’ı tamamen terk etmez ve daha sonra başka kanallarla geri girmeye çalışacaktır. Ancak bu gelişmeler sırasında Amerikalıların önce Rusları bilgilendirip ardından somut adımlar atacağı kanaatindeyim.

Exit mobile version