ABD’nin desteğini çekmesiyle manevra alanı daralan SDG, Şam’la askeri ve idari entegrasyonu öngören kapsamlı bir anlaşmaya imza attı. Washington’un “tek bir kurşun bile atmayacağız” mesajı sürecin seyrini değiştirirken, 30 Ocak’ta duyurulan mutabakat SDG’nin özerk yapı iddiasını fiilen sona erdirdi.
ABD’nin askeri ve siyasi desteğini çektiğini açıkça ilan etmesiyle Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam karşısında hızla manevra alanını kaybetti.
Independent Türkçe’nin haberine göre Al Majalla dergisi, SDG ile Suriye hükümeti arasında 30 Ocak’ta duyurulan kapsamlı anlaşmaya giden sürecin perde arkasını, ABD’nin rolünü ve sahadaki güç dengelerinin nasıl değiştiğini ayrıntılarıyla yayımladı.
Habere göre, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi liderliğinde ve ABD’nin yakın gözetimi altında yürütülen müzakereler, 18 Ocak’ta varılan mutabakatın ardından hızlandı ve 30 Ocak’ta askeri, güvenlik ve idari entegrasyonu kapsayan nihai anlaşmayla sonuçlandı.
Anlaşmanın çerçevesi: Aşamalı entegrasyon
Anlaşma, kalıcı ateşkesi sağlamayı ve SDG’nin askeri ve sivil yapılarının aşamalı biçimde Suriye devletine entegre edilmesini öngörüyor. Bu kapsamda:
SDG’ye bağlı üç tugaydan oluşan bir askeri tümen kurulacak,
Ayn el-Arab (Kobani) merkezli ek bir tugay, Halep Komutanlığı’na bağlanacak,
Haseke ve Kamışlı’ya İçişleri Bakanlığı’na bağlı güvenlik birimleri konuşlandırılacak,
Ordu birlikleri şehir merkezlerinin 5–10 kilometre dışına çekilecek,
Kürt nüfusun yoğun olduğu kent ve kasabalarda yerel polis varlığı korunacak.
Anlaşma, daha önce gündeme gelen ve Özerk Yönetim için üç tam tümen ve iki bağımsız tugay içeren daha geniş özerklik taslaklarının rafa kaldırıldığını da ortaya koyuyor.
ABD’nin tutumu değişti, denge bozuldu
Al Majalla’ya konuşan müzakere sürecine yakın kaynaklara göre, görüşmelerin yönü 2025 yılı boyunca köklü biçimde değişti.
Başlangıçta SDG, Suriye’nin geleceğini şekillendirmede siyasi rol ve anayasal güvence talep ederken; süreç ilerledikçe talepler yerel güvenlik düzenlemeleri ve Kürt çoğunluklu bölgelerin statüsüne indirgenmek zorunda kaldı.
Bu değişimde belirleyici unsur, Washington’un Şam’la ilişkilerinde yaşanan normalleşme oldu. ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile kurduğu doğrudan temas, Suriye’nin uluslararası izolasyondan çıkması ve yaptırımların kaldırılmasıyla sonuçlandı.
Washington, Şam’ı artık tercih edilen muhatap olarak görmeye başladı. Bu süreçte ABD elçisi Tom Barrack’ın rolü belirgin biçimde arttı; Barrack hem Şam’da hem Erbil’de kritik görüşmelere doğrudan katıldı.
Kırılma anı: Sizin için tek bir kurşun bile atmayacağız
Habere göre, sürecin dönüm noktası 17 Ocak’ta Erbil’de yaşandı. Barrack’ın, Mazlum Abdi ve Kürt siyasi aktörlere verdiği mesaj son derece netti:
Sizin için tek bir kurşun bile atmayacağız.
Washington, SDG adına Türkiye ya da Suriye ile bir çatışmayı desteklemeyeceğini açıkça ifade etti. ABD’ye göre SDG, IŞİD’le mücadelede artık vazgeçilmez bir güç değildi ve ayrı bir askeri yapı olarak varlığını sürdürmesinin stratejik bir karşılığı kalmamıştı.
Bu mesaj, SDG liderliği açısından ABD’ye güvenen tüm senaryoların çöktüğünü gösterdi.
Sahadaki baskı ve askeri gerçeklik
Aynı dönemde sahadaki dengeler de hızla değişti. Suriye ordusu Halep’in doğusundan Fırat’a doğru ilerlerken, Arap aşiretlerin önemli bir kısmı SDG’den uzaklaştı.
SDG’nin savaşçı gücünün yaklaşık yüzde 70’ini Arap unsurların oluşturması, bu kopuşu daha da kritik hale getirdi.
Suriye ordusunun Haseke çevresine kadar ilerlemesi, ikmal hatlarını kesmesi ve SDG mevzilerini kuşatması, askeri baskıyı belirgin biçimde artırdı. Çatışmaların şiddetlenmesi üzerine Rus güçleri Kamışlı Havalimanı’ndan çekildi.
18 Ocak mutabakatı ve geri dönüşü olmayan süreç
Bu tablo içinde 18 Ocak’ta Şam ile SDG arasında kapsamlı bir mutabakat açıklandı. Mutabakata göre:
Deyrizor ve Rakka idari ve askeri olarak tamamen Şam’a devredildi,
Petrol ve doğal gaz sahaları devlet kontrolüne geçti,
SDG’ye bağlı tüm askeri ve güvenlik personelinin bireysel olarak Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına entegre edilmesi kabul edildi,
Suriyeli olmayan tüm PKK mensuplarının ülkeyi terk etmesi taahhüt edildi.
“Hizmetlerinize artık ihtiyaç duyulmuyor”
20 Ocak’ta Barrack’ın yaptığı açıklama, Washington’un tutumunu resmen ilan etti. ABD, uzun vadeli askeri varlığın stratejik değer taşımadığını, federal ya da ayrılıkçı modelleri desteklemediğini ve SDG’nin Suriye devletine tam entegrasyonunun tek seçenek olduğunu duyurdu.
Bu açıklama, ABD’nin yıllardır sürdürdüğü “stratejik belirsizliği” sona erdirirken, SDG’nin pazarlık gücünü de fiilen bitirdi.
Kürt hakları ve anayasa tartışması
Anlaşmayla eş zamanlı olarak Şam yönetimi, Kürt vatandaşların haklarını güvence altına alan 13 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni yürürlüğe koydu. Kararname:
Kürtlerin Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu teyit ediyor,
Kürtçenin belirli bölgelerde eğitim dili olarak kullanılmasına izin veriyor,
Vatansız Kürtlere vatandaşlık yolunu açıyor.
SDG ise bu düzenlemelerin anayasal güvenceye kavuşturulmasını talep etmeyi sürdürüyor. Ancak Şam, anayasa değişikliği için Halk Meclisi’nin kurulmasını şart koşuyor.
Özerklik dönemi kapandı mı?
30 Ocak’ta duyurulan anlaşma, SDG’nin özerk siyasi ve askeri yapı olma iddiasının fiilen sona erdiğine işaret ediyor. ABD’nin “tek bir kurşun bile atmayacağız” mesajı, süreci geri dönülmez hale getirdi.
Buna karşın sahadaki uygulamanın nasıl işleyeceği ve entegrasyonun kalıcı bir istikrar mı yoksa geçici bir denge mi yaratacağı, önümüzdeki aylarda netleşecek.
