İHH, Cihannüma Derneği ve Dijital Hafıza Derneği’nin hazırladığı Suriye raporu, düzenlenen panelle kamuoyuna açıklandı. Raporda Suriye’deki problemlerin, güvenlik ve insani yardım başlıklarıyla sınırlı şekilde ele alınmasının kalıcı istikrar üretmeyeceği vurgulandı.
İHH İnsani Yardım Vakfı, Cihannüma Derneği ve Dijital Hafıza Derneği tarafından hazırlanan “Suriye Raporu: Öngörüler, Teklifler ve Çözümler” adlı rapor, dün (31 Ocak) Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Haliç Kampüsü’nde düzenlenen panelle açıklandı.
2011’de başlayan savaşın ve 2024 sonunda yaşanan siyasal kırılmanın ardından ülkenin geleceğine ilişkin kapsamlı değerlendirmeler sunulan raporda, Suriye’nin yalnızca güvenlik ya da insani yardım başlığıyla ele alınmasının kalıcı istikrar üretmeyeceği vurgulandı.
Tarihsel miras
Raporda, Fransız Mandası döneminden itibaren şekillenen askeri-siyasi ilişkilerin ve mezhepsel iktidar yapılarının Suriye’de kalıcı bir istikrarsızlık ürettiği belirtildi. Askeri gücün siyasal alan üzerindeki belirleyici etkisinin kurumsallaşmasının, sivil siyasetin zayıflamasına yol açtığı tespiti yapıldı.
1925’ten günümüze uzanan isyanlar, katliamlar ve savaş deneyimlerinin kolektif hafızada derin travmalar yarattığı, bu travmaların kuşaklar arası aktarım yoluyla toplumsal ve siyasal katılımı sınırladığı ifade edildi. Raporda ayrıca İngiltere, Fransa, Rusya, İran, ABD ve İsrail başta olmak üzere dış aktörlerin tarihsel ve güncel müdahalelerinin Suriye’yi kalıcı bir rekabet alanına dönüştürdüğü kaydedildi.
Kademeli politika önerileri
Raporda, geçiş sürecinde mezhepsel ve bölgesel dengeyi esas alan kapsayıcı kadro politikalarının hayata geçirilmesi gerektiği belirtildi. Devletin güvenlik, istihbarat ve ordu gibi stratejik kurumlarının tek bir toplumsal kesimin kontrolüne bırakılmaması gerektiği vurgulandı. Devlet şiddetiyle özdeşleşmiş sembol ve uygulamalardan açık bir kopuşun, toplumsal güvenin yeniden tesisinde belirleyici olacağı ifade edildi.
Orta vadede anayasal reformlar, güçlendirilmiş yerel yönetimler, denetlenebilir yürütme ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin hayata geçirilmesi önerildi. Eğitim müfredatlarında Suriye’nin yakın tarihini kapsayan çoğulcu ve eleştirel anlatıların geliştirilmesi ve bağımsız tarih ve hafıza enstitülerinin kurulması gerektiği kaydedildi.
Uzun vadede ise toplumsal birlik ve beraberliğin kalıcı hale getirilmesi, travmaların kuşaklar arası aktarımını azaltmaya yönelik psikososyal ve kültürel programların hayata geçirilmesi gerektiği belirtildi. Raporda, Suriye’nin dış politikasında bölgesel ve küresel güç dengelerini gözeten çok yönlü ve dengeleyici bir stratejik yaklaşım benimsemesi gerektiği ifade edildi.
Türkiye vurgusu
Raporda, Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerinin yalnızca güvenlik ve göç başlığına indirgenmemesi gerektiği vurgulandı. Türkiye’nin sahada edindiği deneyim ve kurumsal kapasitesiyle, Suriye’nin yeniden inşa sürecinde dengeleyici ve kolaylaştırıcı bir rol üstlenebileceği değerlendirmesi yapıldı.
Toplum dosyasında ise savaş sonrası dönemde Suriye toplumunun derin bir güven krizi, yaygın travma ve parçalanmış sosyal yapılarla karşı karşıya kaldığı belirtildi. Kalıcı istikrarın ancak adalet duygusunu güçlendiren ve toplumsal meşruiyet üreten bir yeniden inşa süreciyle mümkün olacağı vurgulandı.
