Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki genel başkanlık görevi mahkeme kararıyla tedbiren durdurulan Özgür Özel, “Ekrem Bey’i cezaevinde ziyaret ettiler. Ekrem Bey’e defalarca ‘Birlikte olalım. Özgür Bey’i dışlayalım. Biz bir olalım. Özgür Bey’i indirelim’ dediler” diye konuştu
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında çıkan mutlak butlan kararı ardından partideki gerilim devam ederken CHP lideri Özgür Özel, gündeme dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Mahkeme kararıyla partiye Genel Başkan olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşme ihtimaline ilişkin soruyu Özel, “Parti yararına olursa neden görüşülmesin ama aracılar üzerinden, tarafsız. Bizim beklentimiz kurultay. Ben kurultaydan vazgeçtim desem, öfke bana yönelir. Olacak iş değil bu” ifadeleriyle yanıtladı.
Özel, önümüzdeki hafta Ferdi Zeyrek’in ölüm yıldönümü olması nedeniyle grup toplantısı yapılmayacağını açıkladı. Yeni parti kurulup kurulmayacağına ilişkin de konuşan Özel, “Zaten yeni bir parti var, olacak, olmalı ama bu, felaket senaryosu için düşündük. Butlan yaptı, baskın seçim yapıyor veya partinin kongre yapmamasını seçime girme yeterliliğinin kaybı olarak nitelendiriyor. O zaman yeni partiniz yoksa büyük bir şok yaşarsınız. Hazırda bir şeyin olması lazım. O tamam” ifadelerini kullandı. CHP’nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun partiden ihraç edilme ihtimalini de değerlendiren Özel, “Ekrem Bey’i cezaevinde ziyaret ettiler. Ekrem Bey’e defalarca ‘Birlikte olalım. Özgür Bey’i dışlayalım. Biz bir olalım. Özgür Bey’i indirelim’ dediler. Ekrem Bey’e cezaevindeyken genel başkanlık teklif ettiler” açıklamasını yaptı.
CHP lideri Özgür Özel, TBMM’de basın mensuplarıyla bir araya geldi. Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Adalet Bakanı Akın Gürlek ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile yaptığı görüşmenin sorulması üzerine şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bizim kata gelmişler oradan biliyorum. Daha önce de bizim baba ocağına gelmişlerdi pazar sabahın köründe. Ümit ediyorum, Devlet Bey bu meseleden duyduğu rahatsızlığı ifade etmiştir. Çünkü Devlet Bey’in değerlendirmelerini önemli buluyorum. Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı aynı gün değişmişlerdi ve eş zamanlı göreve başladılar. Sonra yaşadığımız sürece bakınca o kabine değişikliğinin bize özel olduğunu anladık. Ümit ediyorum, Devlet Bey ile yaptıkları görüşmeden sonra, bu devletin geleneklerinde olmayan bu tip işler; yani yürütmenin doğrudan yargıya karışması, yani Adalet Bakanı Cumhuriyet tarihinde ve bence dünya hukuk tarihinde bir mahkeme kararı açıklandıktan dakikalar sonra yürütmenin bir üyesi olarak çıkıp da kendince bunun demokrasi tarihi açısından önemli bir karar olduğu gibi, karar güzellemesi yapması, değerlendirme yapması bu büyük hukuksuzluğun neresinde olduğunu tam olarak söylüyor. Aslında bu korkunç sürece imzasını atmış oldu. Tarihe o yönüyle geçti. Türkiye’de de dünyada da örneği yoktur. Kuvvetler ayrılığının kuvvetler hiyerarşisine, kuvvetler birliğine dönüştüğü noktada imza eseridir o gün yaptığı basın toplantısı.”
Dokunulmazlığın kaldırılması
Özel, “Dokunulmazlığınızın kaldırılmasına ilişkin endişe taşıyor musunuz” sorusuna, “Ben yıllardır Meclis’teyim. Bazı gerilimli dönemler olur. O dönemlerde hep dokunulmazlıklar konuşulur. Meclis’in bayatlamayan haberi ‘fezleke geldi’ haberidir. Her zaman son dakikadır. O yüzden bir endişem yok. Zaten kendisiyle ilgili endişe duyan CHP gibi bir partinin genel başkanlığına soyunmaz. O yüzden kendimle ilgili herhangi bir endişem yok ama Türkiye’de çok partili siyasal yaşamın geleceği açısından endişem var. Kamu düzeni açısından. Dünya kadar kamu hukukçusu takip ediyorsunuz, açıklamalar yapıyorlar. Bunların hepsi CHP’li olamaz. Hepsi diyor ki ‘Bu sökük, bu yırtık hemen kapanmadığı takdirde kamu düzeni ortadan kalkar. Sabah erken kalkanın seçilmişlere müdahale edebildiği bir düzen bu ve bunu bir asliye hukuk hakimi ya da o kabul etmezse bir istinaf mahkemesi heyetini ayarlayan istediği seçilmişi ve istediği seçimi yok hükmünde sayabilir.’ Çünkü biliyorsunuz ceza davasını beklemediler. Hukuk davasının ceza davasını beklememesi ve onun önünden, onun bir kararı varmış gibi karar vermesi hukuksuzluk. Ama endişem Türkiye demokrasisi açısından, kendim açısından bir şey yok. Onu içeriden de izlesem dışarıdan da izlesem zaten gönlüm katlanmaz” dedi.
Kurultay krizi
Özel, Müslim Sarı’nın “Kurultay yapılması mümkün değil” ifadelerinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Partinin butlan yönetimi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve Adalet Bakanlığı ile tandem oynuyorlar. Yani bir oyun planı içinde tandem oynuyorlar. Birinin sıkıştığı yere öbürü yetişmeye çalışıyor. Bu kurultayla ilgili kurultayın delegelerle yapılamayacağı kadar bir durum ortaya çıkmaksızın butlan kararı vermişsin. Sonra bu bin delege, harekete geçiyor ve notere gidiyor. Öğle saatlerine geldiğimizde 550’yi geçmişti. Hatta ‘550’yi geçti’ haberini doğrularken 600’lere yaklaşmıştı. Şu anda herhalde 804 net gelmiş, ulaşmış, ıslak imzalı delege imzası var. 900’e bine doğru gidiyor. Tabii karşımızda meşru siyasi rakiplerimiz yok. O yüzden tüm değerlendirmelerini doğru bir ciddiyetle yanıtlamak zor. ‘Karar kesinleşmediği için kurultay yapamayız’ diyorlar. Kardeşim kararın kesinleşmesi Yargıtay başvurusuna bağlı. Bizim avukata azledip dünün davacısı, bugünün davalısına dönmüş. Davalı hak arasın diye verilen bir yolu, kendi kullanıyor. O zaman avukatın bize sorsun. Yargıtay’daki başvuruyu çeksin. Karar kesinleşti işte. Ondan sonra getirsin kurultay yapsın. Yani bin yolu var. Önemli olan iyi niyet olsun. Ama ‘Ben senin avukatının yetkisini düşürürüm. Kendi avukatımı sana avukat tayin ederim. Senin hak arama yolunu tıkarım ya da dilekçeyi çekmene engel olurum.”
“Alakan yok da niye Adalet Bakanın takla ata ata çıkıp ‘Harika bir karar oldu’ diyor”
Bu butlan kararında büyük bir tutarlılık görüyorum. Sahtekarlıkta tutarlılık var. Hükümet diyor ki ‘Benim ne alakam var?’ Alakan yok da niye Adalet Bakanın takla ata ata çıkıp ‘Harika bir karar oldu’ diyor. Neden Adalet Bakanlığı mahkemenin hakimlerine brifing vermiş bu konuda? Diyorlar ki ‘Mahkeme kararı var, yok mu sayalım?’ Bir mahkeme kararı var. Bu mahkeme kararından doğru bir kesit aldığınızda her şey görürsünüz. Aynı iddialar, aynı iddiasını ispatlayamayan tanıklar, iki dava. Bu davalardan bir tanesi İstanbul il kongresi 2023; butlan ama tedbir yok. Bir tanesi bizimki; butlan ama tedbir var. Çünkü butlan ama tedbir var: ‘Özgür Özel gitsin, Kemal Kılıçdaroğlu gelsin.’ Butlan ama tedbir yok da; orada Canan Başkan’ın siyasi yasağı var, onu getiremez. 2020’de seçilmiş o yönetim yüzde 95 değişimci. O yönetim içinden birini seçse ya da dışarıdan da seçme hakkı var Özgür Çelik’i seçerse diye korkup oraya tedbir koymuyorlar. Elinde kalem kağıt 2020’deki seçimin, 2026’daki parti içi tercihlerine göre yazılan bir mahkeme kararı var. Dünya hukuk tarihi açısından olabilecek en problemli karar.
Kurultay için yol haritası nasıl olacak?
Biz bunun için tüm yolları deneyeceğiz. Denemeye devam edeceğiz. Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı var. 50 artı bir imza toplandığında esas iradedir, önüne hiçbir yasak geçemez. 11 sayfalık AYM kararı var.
Bu karara istinaden Kemal Bey’in toplaması lazım. Bir kere bu arkadaşlar eğer ‘yapamıyoruz’ diyorlarsa siz yapın da mahkemeye engel olsun bakalım. Siz bir yapın önce partinizi seviyorsanız. Sonra mahkeme engel olmamalıdır. Argümanlarımız var. Tut ki oldu. AYM yolu var. Biz bu yolların hepsini tüketiriz. Diğer taraftan Yargıtay’a başvurduk. Yargıtay ayağında tedbir kararına itirazın geri çekilmesinin bir hakkın kötüye kullanılması, tedbirin resen görüşülmesi ya da asli müdafi olmadığı için feri müdafilerin bunu görüşemediği, talep edemediği için asıldan davanın görüşülmesinin öne alınarak tedbir kararıyla eş zamanlı görüşülmesinin bütün başvurularını yaptık. Bu konuyu takip ediyoruz. Bu konuda Yargıtay’ın bir an önce karar vermesini bekliyoruz. Zaten bu tıkanmışlık ancak Yargıtay’ın bir kararıyla açılabilir. Ondan sonrasındaki diğer kısımları zaten biz hallederiz.
“Sokağa rağmen siyaset olmaz”
Ama bir gerçek var: Sokağa rağmen siyaset olmaz. CHP’nin sorunu, sokağın sesini duymamak veya sokağa rağmen bir şey yapmak. Ben, ‘Sokağın değişim talebini duyuyorum ve bir şekilde bu seçimi kazanacağımıza inanıyorum’ demiştim. O yüzden kimin ne dediğinin ne kumpas kurduğunun bir önemi yok. Sokak kazanır. Sokağa rağmen bir şey olmaz. Orada oturursunuz. Bugünkü durum ortada. Yani sokakta 0,01’siniz. Oy karşılığı olarak demiyorum, bir kişi çıkıp da savunamıyor yapılanı. Ali Karaali Kayseri delegesi, bugün gelmiş, helallik istiyor. Geçen kongre en sertti. Kemal Bey’in yanında yer almayan herkesi en sert eleştiriyordu. Dedi ki ‘Bir baktım Kayseri’ye düşmanlık yapmayan, partiyi birinci parti yapan, Kayseri’de dört belediye kazanan, Kayseri’de meydanı Abdullah Gül’den, Tayyip Erdoğan’dan fazla dolduran bir genel başkan var. Ben bu adama nasıl ihanet edeceğim şimdi dedim’ dedi. İlk imzayı sabah 08.02’de o vermiş. Bugün de geldi, sarıldık. En katı delegeler ilk imzaları atıyor. Yanımıza gelen, ‘Geçen kurultayda nasip olmadı. Bu kurultayda sizinleyiz’ diyenlerin hepsi bugün buradaydı. Bu rüzgarın karşısında kimse duramaz. Duran kendi kaybeder. Biraz da partiye zaman ve oy kaybettirir. Sonrasında telafi ederiz.”
“Parti yararına olursa Kılıçdaroğlu ile görüşürüm”
Özel, “Kemal Kılıçdaroğlu ile iletişim koptu mu, müzakere kanalı kapandı mı” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Maalesef müzakere kanalı hiç açılmadı. Bu artık parti içi bir mesele değil, Türkiye’nin demokrasi meselesi. Butlan kararından sonra televizyonlar, Kemal Bey’in beni arayacağını yazdı. Sonra biz bir toplantıya girdik, çıkınca çağrısını gördüm. Sonra kendisini aradım, dedim ki ‘Buyurun beni aramışsınız.’ Dedi ki ‘Karar çıkarsa arayacağımı söylemiştim kamuoyuna, onun için aradım. Ne diyorsunuz?’ ‘Neye efendim’ dedim. ‘Ne yapmak lazım şimdi’ dedi. ‘Kurultay yapmak lazım’ dedim. Dedi ki ‘Yapamazsın diyorlar.’ ‘Efendim siz isterseniz yapılır’ dedim. ‘O zaman tamam, arkadaşlar otursun konuşsun. En uygun zamanda yapalım.’ Ben de dedim ki ‘En uygun zaman en kısa zaman. Bu işi uzatmaya dair bir niyet duyuyorum. Bu büyük bir felaket getirir.’ Tabii o an Kemal Bey mevzunun farkında değil.
“Bu Özgür Özel için kişisel bir mesele değil”
Sonra ben iki arkadaş görevlendirdim, Kemal Bey de iki arkadaş görevlendirdi. Bu arkadaşlar pazartesi görüşecekti. Sonra, ‘Pazar olsa olmaz mı? Yola gideceğiz.’
‘Olur, pazar olsun.’ Sonra ‘Pazar da tarlaya gideceğiz. Gece 01.00’de görüşelim.’ Biz sabah 10.00’da bir araya gelip bir çerçeve çizecektik Kemal Bey’in ekibiyle. ‘Gece 01.00’de kimi bulacağız? Sabah olsun, hayır olsun. 12.00’de görüşelim.’ ‘Peki.’ Sabah 07.00’de iki müzakereci, Ankara’nın bütün bar fedaileriyle birlikte geldi. Neden 07.00’de geldi? Sabaha kadar çalıştılar, gidip uyuyacak çocuklar bizi partiden dışarı atıp. Müzakere için gün verilip de müzakerecinin müzakere edeceği kişilerin evini, yerini bastığı ilk kez oluyordur. O yüzden müzakere hiç açılmadı ki tıkansın.
Müzakere etmeye niyeti olan birisi olmadığını, onun kamuoyundaki bir beklentiyi tatmin etmeye yönelik olduğunu söyledim. Sonuçta partinin yararına bir sonuç çıkacaksa niye görüşülmesin ama doğrudan değil, dolaylı ya da tarafsız aracılar üzerinden sonuç alma ihtimali varsa görüşülür. Bizim sonuçtan ne kastettiğimiz, ne anladığımız zaten belli.
Ben bugün desem ki ‘Ben kurultaydan vazgeçtim’, Kemal Bey’e yönelen öfke bana yönelir. Bu Özgür Özel için görülen kişisel bir mesele değil ki. Siz Türkiye’ye sandığı getirmekle övünen partisiniz. Kendi içinizde sandıksız… Erdoğan’ın; diplomasız birinin muhalefetin başına mazbatasız bizini istemesi. Olacak iş değil yani.”
“Kemal Bey’in bir akil pozisyona çekilmesi, partide değişimin, umudun önünü açması lazım”
Kılıçdaroğlu ile ilk yaptığı telefon görüşmesi sırasında kendisini 2023’ün Haziran ayında hissettiğini söyleyen Özel, şöyle devam etti:
“2023 Haziran’ın 1’i ya da 2’siydi. Kemal Bey bir televizyon programına çıkacağını söyledi, ne önerdiğimizi sordu. Ben de kendisine o zaman dedim ki ‘Efendim bir seçim kaybettik. Bizim hatalarımız var, ortaklarımızın hataları var, hepimizin eksiği var. Şu anda millet yas durumunda.
Büyük bir tepki olacak. ‘Yeniden cumhurbaşkanı adayı olacak mısınız’ diye sorarlar ya da ‘Genel başkanlığa aday mısınız’ diye sorarlar. ‘Bir an önce kongre yapacağız’ diye söyleyin.’ Dedi ki ‘Öyle bir talep var mı? Sokakta öyle bir şey var mı?’ Dedim ki ‘Yastayız. Üç gün kimse konuşmaz. Yedisine kadar bir tek deliler konuşur. Millet işine geliyorsa dinler, gelmiyorsa susturur, kovalar. 40’ı çıktı mı? Merhumun evladı bile konuşur. ‘Babam iyiydi ama şunları da yanlış yaptı’ diye. Bugünkü sessizliğe bakmayın, bir öfke var. Ama bir öz eleştiri ve bir yeni yol açılmasını bekliyorlar.’ Ben bunu söylediğimde bir arkadaşımız bana, ‘Sen genel başkan adayı olacaksın herhalde, ondan mı böyle yapıyorsun’ diye bir imada bulununca dedim ki ‘Açıkça söylüyorum: Kemal Bey, ‘Aday değilim, değişimin önünde adım atacağım’ desin, beş yıl boyunca ben de aday değilim, Kemal Bey nereye giderse yanında ben yer alacağım. Ama Kemal Bey’in bir akil pozisyona çekilmesi, partide değişimin, umudun önünü açması lazım.
Yoksa felaket geliyor.’ Ardından o televizyon programına çıkıldı. Sonrasında felaket başladı işte. Sonra büyük tepkiler, sonra bizim değişim yolculuğumuz ve seçim kaybederek görevden uzaklaşma.
“Butlancı ‘vatandaş zamanla benimle empati kurar’ diye beklemesin”
Bugün, o gün sokaktaki tepkinin 10 katı var. Bu öfke beni hem üzüyor hem ürkütüyor. Ben İzmir’de insanların gözündeki öfkeyi hiçbir yerde görmedim. Bugün siz bir miktarını burada gördünüz. O yüzden sokağı dinlememek, duygu durumunu ölçmemek, seçmenin beklentisine ya da eleştirisine duyarsız kalmanın ne noktaya getireceği ortadaydı. Aynen şu anda da bunu görüyorum. Kemal Bey umursamadı bunu. ‘Geçer’ dedi. Mesela neden bu kararı bayram öncesi aldılar? ‘Bayramda sönümlenir.’ 19 Mart’tan sonra da ‘Saraçhane’den sonra bu iş de sönümlenir’ diyorlardı. Ben o işin nasıl sönümlenmeyeceğini söylemiştim. Bayram bitti. Öfke daha büyük. ‘Biraz bekleriz, biter.’ Bitmez. Bu öfke sönerse hiçbir seçmen dönüp de Kemal Bey ile empati yapmaz. Apatidir o vakitten sonra gelişen duygu. Yani ilgisizlik, uzak durma, küskünlük, sandığa gitmeme ya da kalıcı kayıplar, partiye antipati. Yani bir butlancı, ‘Herhangi bir vatandaş zaman geçince benimle empati kurar’ diye beklemesin. En iyi ihtimal apati olur ya da partiye ve kendisine antipati olur. Bir daha da asla ve asla onaramayacakları yaralar açarlar partiye. O noktadayız.”
Yeni MYK değerlendirmesi
Özel, Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı 18 kişilik MYK’yı şöyle değerlendirdi:
“Dört-beş tane görev kabul etmeyen arkadaşı duydum. Onlar tarihi bir duruş göstermişler. Onun dışında belki bir ya da iki ismin görev kabul etmeyeceklerini daha önceden söylemişlerdi. Liste bir çaresizliği çağrıştırıyor. Yola çıkarsınız ve dersiniz ki ‘Ben gölge kabine kuracağım. Onun sayısı 18’dir.’ Ama siz bizim gölge kabineye, ‘Kalabalık, partiyi öyle yönetemezsin. Yedi kişiyle bu partinin yönetilmesi lazım’ deyip ‘Yedi kişilik MYK açıklayacağım’ diye yola çıkıp 19 kişilik MYK açıklıyorsan MYK’ndaki insanları MYK yapmasan yanında tutamıyorsun demektir. 19 kişilik MYK tedirginlik ve 19 kişilik MYK bir al-ver ilişkisiyle, mutlak bir sadakat değil mutabakat üzerinden sadakat sağlamaya yönelik bir iş. Ben kalabalık MYK’nın daha verimli olduğunu düşünüyorum. ‘Yedi kişi yeter partiye’ deyip 19’a çıktıysa 12 tane oynayan parça var demektir. Uçak mühendisleri bilir, her uçuştan önce bütün parçaları yoklayacaksın. Kemal Bey’in her sabah parçaları yoklaması lazım.”
“Yüzde 3 iyimser”
Diğer ihtimali tartışanların çıkarımlarını gördünüz. Çok iyimser buluyorum bazı şeyleri; ‘Yüzde 3-3,5 alır.’ Çok iyimser. Ben bu sokağı biraz bilirim. Seçmeni bilirim. Birazcık siyaset okumam vardır. Büyük bir felaket olur. Bu işi böyle götüremeyecekleri belli. TGRT ekranlarından bana çağrı yapıyorlar: ‘Kişisel oyunuz yüzde 30’un üstünde, ne duruyorsunuz? Parti kurun.’ Sana ne? Çünkü ana senaryo: Biz gideceğiz. CHP markası, logosu, -çok önemli bir değer- buraya kalacak. Aklı başında, partisine inanan, güvenen kişiler veya beni seven kişiler telkin olarak, bir yol olarak söyleyeceklerine TGRT’nin ya da A Haber’in stüdyo konukları ve bize yeni parti telkin ediyorlar. Düne kadar itibarsızlaştırmak için her şeyi yaptıkları, dünya kadar hakaret sıraladıkları Kemal Bey’e şimdi başka bir dil geliştirmişler. Onun üzerinden bize yol haritası çiziyorlar.
Zaten -küstahlık etmek istemem ama- değişim hareketini ve 5 Kasım’dan beri CHP’yi yöneten akıl beklenen gibi olmadığı için, beklenen hataları, beklenen yanlışları ya da beklenen tepkileri beklendiği gibi, onların işine geldiği gibi vermediği için hedefteyiz biz. Biz biz olmaktan çıktıktan sonra çıkacak olsak bir ay önce çıkardık. Şimdi bir problemimiz olmazdı. İddianız varsa probleminiz oluyor. Sizin seçim kazanma ihtimaliniz üzerinden size tehdit yöneltiyorlar.”
“Oradan muhalefet çıkmaz”
“Butlan çıkmayacak diyordunuz, bundan sonrasında muhalefetiniz sekteye uğrayacak mı” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“Türkiye bir hukuk devleti olsa bir mutlak butlan çıkmazdı. Zaten çıktıktan sonra da neler olduğunu görüyorsunuz. Yani herhangi bir mahkeme kararına böyle bir toplumsal tepki olur mu? Olacak iş değil. Ben kararı alanların da AK Parti’de de bayramlaşmaya giden milletvekillerinin bazı sorulara cevap vermekte zorlandığını, anlatamadığını, bayramdan mutsuz, şaşkın, biraz da tepki görmüş olarak döndüklerini duydum. Benim gördüğüm kadarıyla bu karar ne alana ne de butlan olarak göreve getirilen kadrolara bir fayda sağlamayacak. Öyle bir noktaya gelecek ki buna yürekten inanıyorum, ileride bugün butlan MYK’sında görev alan, PM’de butlanla birlikte hareket eden ya da butlan kararından bir iktidar çıkarmaya çalışan kimse ya da kimsenin yakınları bugün yapılan işi savunamayacak. Canımızı dişimize takıp yıllarca çalışmışız. Son seçimde hiç olmazsa birinci turdan ikinci tura taşımışız. Yüzde 47 oy almışız. Bu isim, o günden bugüne böyle bir öfkeyle muhatap oluyorsa bu olacak iş değil. Bu arkasında kimsenin durabileceği bir karar değil.
Butlandaki arkadaşlara CHP’yi bıraksanız CHP bir muhalefet yapamaz artık. Eskiden biz sadece normalleşme, yani Türkiye’de gerilim olmasın, belediyeler çalışsın, sorunlar çözülsün diye baktığımız süreçte ‘Diktatörle müzakere olmaz, mücadele olur’ diyenlerin ne müzakereler yürüttüğünü ve nasıl aynı ortak dilde buluştuğunu gördük. Bu vakitten sonra o A Haber’e, o TGRT’ye teşekkür edenler, ‘Süreçte bize çok katkınız oldu. İyi ki varsınız’ diyen arkadaşlar, çıkıp kime muhalefet yapacaklar, bana mı yapacaklar? O olsa olsa butlan harikalar diyarında biz başka partiye gitsek iktidar oluruz, bize muhalefet olurlar. Yoksa bu iktidara muhalefet etme imkanları kalmadı ki. Artık oradan bir muhalefet çıkmaz.”
“FETÖ” iddialarına yanıt
Özel, “Kılıçdaroğlu’nın “FETÖ ajanları” sözleriyle Sabah gazetesi sizi hedef aldı. Bunu söyleyen kişi de yıllarca beraber siyaset yaptığınız bir genel başkan. Ne hissettiniz” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Üzüldüm, kırıldım, şaşırdım gibi bir şey değil. Bu lafları biz hep duyuyoruz. Bu lafları iktidar medyası, Sabah Kemal Bey’e yıllarca yönetti. Biz Kemal Bey’e yönelik bu saldırıları yıllarca duyduk. Şimdi ifadeler değişmemiş. Bu sefer Kemal Bey bana söylüyor aynı şeyleri veya beni kastettiği ima ediliyor. Allah’a şükür, en büyük memnuniyetim gözlerinizin önünde oldu. FETÖ’nün bütün mağdurları ‘Türkiye’de FETÖ’cü olacak son kişi Özgür Özel’ dedi. Ben bunu İlker Başbuğ’un ağzından, KUMPASDER’in ağzından, Ali Tatar’ın kardeşi Ahmet Tatar’ın ağzından, Balyoz tutuklularının ağzından, İzmir Askeri Casusluk tutukluluarının ağzından duyduktan sonra; Sabah gazetesinin ağzına daha ne tıkasınlar? Daha ne söylenecek? Bu sorunun sorulamayacağı iki-üç kişiden birine böyle bir şey söylüyorlar. Buna tenezzül edilmiş olması -Kemal Bey için bir şey diyemem, o gizli özne kullandı- Sabah gazetesi için ne kadar büyük bir acz içinde olduklarını gösteriyor. Çare Özgür Özel’e FETÖ yakıştırması yapmaya kaldıysa yakacak mermi kalmamış, tüfeğin kabzasını yakıyorlar.”
İmamoğlu partiden ihraç edilir mi?
Özel, “Ekrem İmamoğlu’nun partiden ihraç edilmesi konuşuluyor, yeni yönetim tutuklulara sırtını mı dönecek” sorusu üzerine, şunları kaydetti:
“Ekrem İmamoğlu seçilmiş başkandır. Görevden uzaklaştırılmış olması partiden ihracını kolaylaştırmaz. Ekrem İmamoğlu tutuklandığında eşine ilk ziyarete gidenlerden birisi Kemal Bey’di. Ekrem Bey’i cezaevinde ziyaret ettiler. Ekrem Bey’e defalarca ‘Birlikte olalım. Özgür Bey’i dışlayalım. Biz bir olalım. Özgür Bey’i indirelim’ dediler. Ekrem Bey’e cezaevindeyken genel başkanlık teklif ettiler. Ekrem Bey’e sandık kurduk, oy verdiler. O günlerde iktidar medyası Ekrem Bey ile ilgili para görüntülerinin çıkacağını, parkenin altından milyon eurolar çıkacağını, çantalarda para olduğunu, bir yere gömülü kasanın arandığını söylüyorlardı. O gün bunlar söylenirken ve iddianame yokken suçsuz olan Ekrem, bunların hepsi yalan çıkıp iddianamede yer almadan ve iftiracılar teker teker dökülürken ve teker teker dönüp helallik isterken arkadaşlarımızdan şimdi ne oldu da Ekrem Bey hırsız oldu? O zaman operasyon çıktığında bunları söylersin. O kendince bir tutum almaktır.
Bence ayıptır. Ama tutarlı bir şeydir. O gün dünya iftira var. Şimdi iddianame dökülürken birileri A Haber’in, TGRT’nin peşine takılıyor. Olacak iş değil.”
Özel, kurultay ceza davasında tanık olarak dinlenen ve para alışverişi içinde olduğu yönünde ifade veren Veysi Uyanık’ın oğlu Ahmet Hakan Uyanık’ın Kılıçdaroğlu’nun MYK’sında yer almasına ilişkin olarak ise “Karşı tarafın ne kadar ilkeli olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.
“Erdoğan siyasi hayatının en büyük hatasını yaptı”
Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mutlak butlan kararına ilişkin “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz” ifadelerinin sorulması üzerine, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Erdoğan, yarın çıkıp ‘Kandırıldım’ derse şaşırmam. Yanlış bir karara yönlendirildiğini, butlan kararına ‘evet’ demekle bence siyasi hayatının en büyük hatasını yaptığını, en büyük riskini aldığını düşünüyorum. Zaman gösterecek ne olacağını. Ama iki cümlesini yan yana koymanızı arzu ederim. Bunlardan birinci cümle: ‘Türkiye hak ettiği gibi bir ana muhalefete çok yakında kavuşacak, merak etmeyin.’ Sonra da ‘Biz bu işlerin hiçbir yerinde olmadık’ diyor. Butlan kararının 13 Mayıs günü yazıldığını şimdi anlıyoruz.
Sonra da görüyoruz ki şimdi o tercih ettikleri muhalefet gelmiş. O yüzden Erdoğan daha fazla bunu gizleyemez. Kendi kendini ihbar etti.”
Haftaya grup toplantısı var mı?
Özel, salı günleri yapılan haftalık grup toplantılarına ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi:
“Meclis Başkanı söylediği yazıyı yazdı. O yazıya da bir cevap yazıldı. Biz de bugün grup toplantısını yaptık. Meclis’in muhatabı grup yönetimidir, grup yönetiminin aldığı kararlardır. Genel başkan milletvekili değilse grup başkanı olamaması da bu yüzdendir. Çünkü milletvekilini muhatap alır Meclis. Meclis milletvekillerinin toplandığı yerdir.
Meclis, milletvekili dışında birini ya da milletvekillerini temsil edecek kişilerin dışında birini muhatap almaz, alamaz. İç hukuk öyle. Aldığında başka şeyler olmaya başlar. Meclis’te ilk kez grup başkanıyla genel başkanın farklı düşündüğü olmuyor.
Karayalçın, Aydın Güven Gürkan döneminde benzer örnek var. Grup başkanı, grup yönetimi, grup başkanvekili her an grup toplantısı yapabilir. Dün de 111 milletvekiliyle birlikte bir tutum sergiledik. Meclis’te 30 kere seçim yapsak bu sonuç çıkar. Ama ‘Ben genel başkanım, grup yaptırmam’ falan doğru değil. Zaten seçilmiş bir genel başkan olsa onunla uyumlu çalışılır ama şimdi atanmış bir genel başkan ve kabul etmemesi gereken bir görevi kabul etmiş bir genel başkanın, kongreden partiyi kaçıran bir genel başkan grup da yaptırmazsa parti düşüşe geçer. O yüzden partiyi yukarıda tutmak için kusura bakmasınlar ama biz muhalefet yapmaya, siyaset yapmaya devam edeceğiz. Haftaya grup olur mu? Aslında olmaması lazım. Çünkü Ferdi Zeyrek’in ölüm yıl dönümüdür.
Benim Manisa’da olmam lazım. Ama bu bir grup meselesi, bir inatlaşma dönerse diye, bizim bir pozisyon göstermemiz gerekirse diye bakıyoruz ama normalde 9 Haziran’da Manisa’da olmayı düşünüyorum. 16 Haziran’da grup yapmayı düşünüyoruz.”
Özel, bir basın mensubunun “Gelip konuşmak için kürsüye yürürse” sözleri üzerine, “Bugün grubu gördünüz. Öyle bir atmosfer, öyle bir imkan, öyle bir moral, öyle bir şey yok. Meclis kürsüleri, seçilmişlerin kürsüsüdür. Meclis kürsüsüne seçilip gelirsen yakışırsın” dedi.
“Ömrümde ilk kez öfke biriktiriyorum”
Özel, kendi hakkındaki kaset iddialarının sorulması üzerine ise şunları söyledi:
“Öyle bir şey olmadığını cümle alem biliyor. Bu tamamen bizimle baş edemeyenlerin kendi yaptıkları psikolojik harp yöntemleri. Özkan Yalım’ın çocuğunun sünnetinde Sivaslı’daki bir otelde yıllar önce kalmıştık, onun dışında yemek yemişliğimiz var. Bunları gördükçe hakikaten sinirleniyorum, kızıyorum, midem bulanıyor. Hakikaten insan karşısında kendisiyle siyaseten rekabet edebilecek muhatap ve onun medyasını görmek istiyor.
Hiç fezleke beklemesin, yarın sabah getirsin, yarın sabah bırakayım. Onlar beni daha tanımamış. Ben öyle olsa Akın Gürlek’e ‘Sert kayaya çarptın’ demem. Ben öyle olacak olsa bunlarla uzlaşırım. Ben Akın Gürlek kadar bir işi ilkesiz, kuralsız, ahlaksız ve her türlü rezaleti… Bilmiyor muyuz Son TV’yi kim yönlendiriyor? Hani ne oldu voleybolcu? Hani ne oldu uçakta görüntüler. Tamamen soytarılık, tamamen iftira. Ömrüm boyunca ilk kez ama ilk kez öfke biriktiriyorum.
Bu çünkü olmaz. Ölmüş bir kadına iftira attıran zihniyetle muhatabız. Akıl almaz.”
Özel, kararın Türkiye siyasal hayatına etkisinin sorulması üzerine “Siyasi partileri felç etmenin, bir yapıyı felç etmenin yolu omurgasını kırmaktır. Bizim omurgamız öyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bilmem nesiyle kırılmaz.
Bu partinin omurgası örgütüdür. Bu partinin omurgası başından ayağına kadar onu üzerinde taşıyan örgütüdür, üyeleridir. Örgütün kimden yana olduğuna bakacaksınız” dedi.
Özel, baskın seçime ilişkin olarak ise “Kasımda baskın seçim yapacaklarsa ilk oyu ben veririm Meclis’te. Adayımızı çıkarırız, cumhurbaşkanını değiştiririz” dedi.
