Göç meselesi derin bir tartışma yarattı: Papa ile Washington’ın arası mı açılıyor?

IMG_6049

ABD doğumlu Papa Leo XIV’ün Trump yönetiminin göç politikalarını sert biçimde eleştirmesi, Katolik Kilisesi ile Beyaz Saray arasında yeni bir gerilim hattı oluşturdu. Göç meselesi, hem Amerikan siyasetinde hem de Katolikler arasında derin bir ayrışmayı görünür kılıyor…

ABD’de Katolik Kilisesi ile Trump yönetimi arasındaki ilişkiler giderek daha gergin bir hâl alıyor. Gerilimin merkezinde ise göç politikaları bulunuyor. ABD doğumlu Papa Leo XIV’ün, Trump yönetiminin “toplu ve ayrım gözetmeyen sınır dışı etme” uygulamalarına yönelik eleştirileri, yalnızca Beyaz Saray’ı değil, Amerikan Katoliklerini de ikiye bölmüş durumda.

Papa Leo XIV, Kasım ayında yaptığı açıklamada ABD’nin göçmenlere yaklaşımı için “derin bir vicdani muhasebe” çağrısında bulunmuş, İncil’in Matta bölümüne atıfla “Dünyanın sonunda bize ‘yabancıyı nasıl karşıladınız?’ diye sorulacak” demişti. Bu açıklamadan kısa süre sonra ABD Katolik Piskoposlar Konferansı (USCCB), son 12 yılda ilk kez “özel mesaj” yayımlayarak ülkedeki göçmenler için oluşan “korku ve kaygı ikliminden” duydukları rahatsızlığı dile getirdi. Bildiride, “ayrım gözetmeyen kitlesel sınır dışı etmeye” açıkça karşı çıkıldı.

Papa, bu bildiriyi “çok önemli” olarak niteledi ve tüm Katolikleri ile “iyi niyetli insanları” bu çağrıyı dikkatle dinlemeye davet etti.

Trump’a yakın Katolikler tepkili

Ancak bu çıkışlar, Trump’a yakın muhafazakâr Katolik çevrelerde öfkeyle karşılandı. Muhafazakâr Katolik yayıncı Jesse Romero, Papa’nın “siyasete karışmaması gerektiğini” savundu. Romero gibi isimler, Papa’dan “Trump’a benzeyen” bir liderlik beklediklerini ancak hayal kırıklığına uğradıklarını söylüyor.

Beyaz Saray cephesinde de benzer bir sertlik söz konusu. Trump’ın “sınır çarı” Tom Homan, Kilise’nin göç konusundaki tutumunun “yanlış” olduğunu savunurken, Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Papa’nın ABD’nin göçmenlere yaklaşımını “insanlık dışı” olarak nitelendirmesini reddetti.

Fordham Üniversitesi Din ve Kültür Merkezi Direktörü David Gibson’a göre bu tablo, bilinçli bir siyasi tercihin sonucu:
“Yönetim, özellikle beyaz Katolikler arasında Trump’a güçlü bir destek olduğunu biliyor. Bu nedenle Papa’yla çatışmanın siyasi maliyetinden çok getirisi olduğunu hesaplıyor. Bu, ABD tarihinde eşi görülmemiş bir durum.”

Katolikler kendi içinde bölünmüş durumda

Araştırmalar bu tespiti destekliyor. Public Religion Research Institute verilerine göre beyaz Katoliklerin yaklaşık yüzde 60’ı Trump’ın göç politikalarını onaylarken, bu oran Hispanik Katoliklerde yüzde 30 civarında. Oysa Hispanikler, ABD’deki Katolik nüfusun yüzde 37’sini oluşturuyor.

Chicago gibi göçmen nüfusun yoğun olduğu kentlerde ise tablo çok daha farklı. Bazı cemaatler, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) uygulamalarına karşı ayinler düzenliyor, gözaltı merkezleri önünde “Halk Ayini” yapıyor. Hatta Massachusetts’te bir kilise, Noel’deki doğum sahnesinde İsa figürünü kaldırarak yerine “ICE buradaydı” yazılı bir pankart koydu.

Bu eylem, Boston Başpiskoposluğu tarafından “bölücü” bulunarak kaldırılması istendi ancak kilise geri adım atmadı.

‘Bu kilise göçle kuruldu’

Washington eyaletindeki Yakima Piskoposu Joseph Tyson’a göre sorun yalnızca siyasi değil, teolojik:

“Kilise, göçmenleri cemaatimizin bir parçası olarak görüyor. Yönetim ise onları bir güvenlik meselesi olarak ele alıyor. Bu, temel bir bakış farkı.”

Tyson, açık sınırlar savunmadıklarını özellikle vurguluyor ancak mevcut uygulamaların “hedefli ve adil” olmadığını söylüyor. Ona göre sınır dışı edilenlerin büyük bölümü suçla bağlantılı değil; doğrudan cemaat üyeleri ve aileler.

ABD’de Katolik Kilisesi’nin yapısı da bu gerilimi derinleştiriyor. Rahiplerin ve ilahiyat öğrencilerinin önemli bir kısmı göçmen kökenli. Tyson, bazı rahip adaylarının geçici vizelerle yaşadığını ve ICE baskınları nedeniyle sürekli tedirgin olduklarını anlatıyor.

İncil’e aykırı mı, değil mi?

Tartışmanın özü ise şu soruda düğümleniyor: Trump yönetiminin göç politikaları Katolik inancıyla uyumlu mu?

Piskopos Tyson’a göre değil:
“Ayrım gözetmeyen sınır dışı etme, İncil’in yaşam öğretisiyle bağdaşmıyor. Bu durum, kamusal görev üstlenen Katoliklerin vicdanını ciddi biçimde sorgulatmalı.”

Muhafazakâr Katolikler ise tam tersini savunuyor. Jesse Romero’ya göre Kilise liderleri, Kutsal Kitap’ı “fazla liberal” yorumluyor ve hukuka uyma yükümlülüğünü göz ardı ediyor.

Sonuçta ortaya çıkan tablo, yalnızca Papa ile Trump yönetimi arasındaki bir gerilim değil. Bu çatışma, ABD’de Katolikliğin ne anlama geldiği, kimin sesi olduğu ve göçmenlerin bu hikâyedeki yeri üzerine daha büyük bir hesaplaşmayı işaret ediyor.

Exit mobile version