France 24 analizi: İran’da iç güvenlik doktrini değişiyor

IMG_7896

İran’da protestolara yönelik baskılar, rejimin ateşli silahlarla uyguladığı toplumsal baskıyı etnik azınlıkların yaşadığı çevrelerden merkeze taşıdığını gösteriyor. France 24 analizine göre bu gelişmeler, iç güvenlik doktrinin değiştiğine dair somut örnekler

France 24’a göre İran’da protestolara yönelik güvenlik politikası yeni bir evreye girmiş görünüyor.

Uzun yıllardır Kürt nüfusun yoğun olduğu kuzeybatı vilayetlerinde uygulanan baskı yöntemleri, son haftalarda başkent Tahran ve Fars nüfusun ağırlıkta olduğu merkezi kentlerde devreye sokuldu. İnsan hakları örgütleri, askeri nitelikte silahların ilk kez başkentte kalabalıklara karşı kullanıldığına dikkat çekiyor.

Bu tablo, Eylül 2022’de Jîna Mahsa Amini’nin gözaltında hayatını kaybetmesinin ardından başlayan “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarıyla kıyaslandığında önemli bir farkı ortaya koyuyor.

O dönem protestolar Kürt bölgelerinden başlayarak ülke geneline yayılmış, bastırma ise büyük ölçüde etnik çeperlerde yoğunlaşmıştı. Bugün ise baskının yönü tersine dönmüş durumda: Rejim, periferide denediği yöntemleri merkeze taşıyor.

Protestoların coğrafyası değişti

Son gösteriler, bu kez Kürt kentlerinden değil, İran ekonomisinin kalbi sayılan Tahran Kapalıçarşısı’ndan yükseldi. 28 Aralık’ta döviz krizine ve ekonomik çöküşe tepki gösteren esnafın eylemleri, kısa sürede ülke geneline yayılan yeni bir huzursuzluk dalgasını tetikledi.

Bu durum, protestoların sosyolojik zemininde de bir değişime işaret ediyor.

“Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketi daha çok gençler, kadınlar ve etnik azınlıklar üzerinden şekillenirken, son dalga rejimin geleneksel dayanaklarından biri olan çarşı esnafının da hoşnutsuzluğunu görünür kıldı.

Buna karşılık Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı bölgelerde bu kez kitlesel sokak gösterileri sınırlı kaldı. Uzmanlara göre bunun temel nedeni, önceki protestoların ardından bölgede yaşanan ağır baskı ve militarizasyonun yarattığı caydırıcılık.

Askeri silahlar ilk kez merkezde

Uluslararası Af Örgütü, İran güvenlik güçlerinin son müdahalelerde otomatik ve yarı otomatik silahlar kullandığını, bu silahların daha önce Amini sonrası dönemde Kürt vilayetlerinde görüldüğünü belirtiyor.

İnsan hakları örgütlerine göre, bu ölçekte ve bu nitelikte silahların Tahran’da kullanılması bir ilk.

Ortadoğu güvenliği üzerine çalışan uzman Shukriya Bradost, bu durumu rejimin güvenlik reflekslerinde tarihsel bir eşik olarak değerlendiriyor. Bradost’a göre, “Yıllarca Kürt bölgelerinde uygulanan askeri bastırma modeli artık Fars kentlerine taşınmış durumda. Bu, rejimin kriz algısının derinleştiğini gösteriyor.”

Çelişkili can kaybı verileri

İran devleti, protestolara ilişkin ilk resmi bilançosunu perşembe günü açıkladı. Buna göre 3 bin 117 kişi hayatını kaybetti. Yetkililer, bu ölümlerin 2 bin 427’sini güvenlik güçleri veya ‘masum siviller’, 690’ını ise “ABD destekli isyancılar” olarak tanımladı.

Ancak uluslararası insan hakları örgütleri bu rakamların gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü, doğrulanmış protestocu ölümlerinin 3 bin 400’ü aştığını, toplam sayının 5 bin ile 20 bin arasında olabileceğini bildiriyor.

Kürt bölgelerinde sokak yerine grev

Kürt kentlerinde kitlesel gösteriler sınırlı kalsa da, bölge tamamen sessiz kalmadı. Kirmanşah ve İlam gibi vilayetlerde daha küçük çaplı protestolar düzenlendi; bu eylemler de sert müdahalelerle bastırıldı.

Bu sürecin ardından yedi Kürt siyasi partisi, 8 Ocak için genel grev çağrısı yaptı. Greve Kürt bölgelerinin yanı sıra Beluçistan ve Azeri nüfusun yoğun olduğu bazı vilayetlerin de katıldığı bildirildi. France 24’un görüş aldığı uzmanlara göre bu adım, sokakların askeri şiddetle denetlendiği bir ortamda muhalefetin ekonomik alanı hedefleyen alternatif bir protesto biçimi geliştirdiğini gösteriyor.

Etnik denge ve liderlik sorunu

İran yaklaşık 92 milyonluk nüfusuyla etnik açıdan son derece heterojen bir ülke. Farslar nüfusun yaklaşık yarısını oluştururken, Azeriler, Kürtler, Beluçlar ve Araplar önemli azınlık grupları arasında yer alıyor. Kürtler, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana merkezi yönetimle en sorunlu ilişkilere sahip topluluklardan biri olarak öne çıkıyor.

Mevcut krizde muhalefetin en büyük açmazlarından biri, farklı toplumsal ve etnik kesimleri bir araya getirecek ortak bir siyasi liderliğin bulunmaması.

Sürgündeki eski veliaht Reza Pehlevi bazı çevrelerce öne çıkarılsa da, özellikle Kürtler açısından bu figür tarihsel deneyimler nedeniyle temkinle karşılanıyor. Pehlevi cephesinin “toprak bütünlüğü” vurgusu yaparken federalizm taleplerine mesafeli durması, Kürtlerde eski merkeziyetçi reflekslerin geri döndüğü algısını güçlendiriyor.

Protestolar sürerken İran ordusunun İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik hava saldırıları da dikkat çekti. Kürt siyasi hareketine yakın kaynaklar, bu hamlenin hem iç kamuoyunda “ayrılıkçılık” söylemini güçlendirmeyi hem de protestoların odağını dağıtmayı amaçladığını savunuyor.

Uzmanlara göre, Kürt meselesinin yeniden güvenlik başlığı altında ele alınması, İran’daki krizin çözümünü daha da zorlaştırıyor. Yıllardır ülkenin çeperlerinde uygulanan baskı politikalarının merkeze taşınması ise yalnızca Kürtler için değil, İran toplumunun tamamı için daha sert ve istikrarsız bir dönemin habercisi olarak okunuyor.

Exit mobile version