Financial Times, Venezuela ile Hizbullah bağlantısının “ABD karşıtı ideoloji ve her iki ülkenin de Washington yaptırımlarına maruz kalmasıyla şekillendiğini” ifade ettiği makalede “Hizbullah’la işbirliği yapmış olan sistem yerli yerinde duruyor” denildi.
Financial Times, Venezuela ile Hizbullah bağlantısını ele alan bir makale kaleme aldı. Hizbullah’ın Venezuela bağlantılarının “ABD karşıtı ideoloji ve her iki ülkenin de Washington yaptırımlarına maruz kalmasıyla şekillendiği” iddia edilen makalede “Hugo Chávez döneminde Caracas’taki hükümet yetkilileriyle ilişkiler geliştirdi; bu bağlar Maduro döneminde daha da güçlendi” ifadesine yer verildi.
“Hizbullah ile Venezuela arasındaki bağlara dair kanıtların büyük bölümü, Lübnanlı örgütün uluslararası bağlantılarına yönelik en kapsamlı ceza soruşturmalarından biri olan Project Cassandra dönemine dayanıyor” iddiasına yer verilen makalede “Vergisiz ticaret bölgesi olan ve büyük bir Lübnan diasporasına ev sahipliği yapan Margarita Adası’nın ABD tarafından, Hizbullah’ın mali faaliyetleri için önemli bir merkez olarak görülüyor” denildi. Financial Times makalesi özetle şöyle:
Şam’daki gizli görüşme
“Venezuela Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Nicolás Maduro, 2007 yılında Tahran’a giderken Şam’a uğrayarak Suriye’nin dönemin Devlet Başkanı Beşar Esad ile geniş yankı uyandıran bir görüşme gerçekleştirmişti.
Maduro’nun kamuoyuna yansıyan gerekçesi, Washington’a benzer biçimde mesafeli ülkelerle Venezuela’nın ilişkilerini güçlendirmekti. Ancak kapalı kapılar ardında ziyaretin başka bir amacı daha vardı: Hizbullah’ın yurtdışı operasyonlarında kilit rol oynayan üst düzey bir komutanla gizli bir buluşma.
Üç farklı kaynağa göre, bugüne kadar kamuoyuna yansımayan bu görüşme Şam’ın merkezindeki bir otelde gerçekleşti ve Maduro’nun Lübnanlı silahlı örgütün bir mensubuyla bilinen ilk doğrudan teması oldu.
Washington, özellikle son Cumhuriyetçi yönetimler döneminde, Venezuelalı yetkilileri Hizbullah’la uyuşturucu kaçakçılığı ve yasa dışı finans faaliyetlerinde işbirliği yapmakla uzun süredir suçluyor. ABD makamları, Maduro’ya yakın bazı isimler hakkında bu bağlantılara atıf yapan ceza soruşturmaları da yürütmüş durumda.
Bu ilişkiler, Maduro’nun geçen hafta ABD güçleri tarafından Caracas’ta düzenlenen ve dikkat çeken bir şafak operasyonuyla ABD’ye getirilmesinin ardından yeniden mercek altına alındı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Maduro’nun yakalanmasının ertesi günü verdiği bir röportajda Venezuela’nın “Hizbullah ve onun hamisi Tahran’la fazla içli dışlı olduğunu” söyledi. “Bu çok basit,” diyen Rubio, “21. yüzyılda, Trump yönetimi altında, kendi yarım küremizde Hizbullah, İran ve dünyadaki diğer kötü niyetli etkiler için bir kavşak ve etki alanı haline gelmiş Venezuela gibi bir ülkeye izin vermeyeceğiz. Bu artık olmayacak” ifadelerini kullandı.
Hizbullah’ın Venezuela bağlantıları, Tahran ile Caracas arasında ABD karşıtı ideoloji ve her iki ülkenin de Washington yaptırımlarına maruz kalmasıyla şekillenen yakınlaşmadan doğdu.
İran’ın en önemli vekil gücü olan Hizbullah, Hugo Chávez döneminde Caracas’taki hükümet yetkilileriyle ilişkiler geliştirdi; bu bağlar Maduro döneminde daha da güçlendi. Bir istihbarat yetkilisi ve konuya aşina bir başka kişi, bu yakınlaşmanın Maduro döneminde derinleştiğini söyledi.
“Project Cassandra”
Hizbullah ve Venezuelalı yetkililer bu iddiaları her zaman reddetti. Ancak çok sayıda soruşturma ve açık işaret, Hizbullah’ın küresel ölçekte kara para aklama ve silah kaçakçılığı gibi faaliyetlerde daha girişimci bir çizgiye yöneldiği dönemde bu ilişkilerin ne denli derinleştiğini ortaya koyuyor.
ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi’nin (DEA) emekli ajanlarından Jack Kelly, Hizbullah ve organize suçlara yönelik “Project Cassandra” adlı soruşturmayı yürüten ekipte yer aldı. Kelly, bu kapsamda Hizbullah mensuplarına Venezuela pasaportu verildiğine ve devlet havayolu Conviasa’nın örgüte lojistik destek sağladığına dair bulgular elde ettiklerini söyledi.
2008’de başlatılan Project Cassandra, uyuşturucu kaçakçılığı, silah ticareti ve kara para aklama gibi faaliyetleri incelemeyi amaçlıyordu. Kelly’ye göre DEA, yaklaşık 2010 yılında Conviasa uçuşlarıyla Şam’a gönderilen kokain sevkiyatları ve büyük miktarlarda nakit para taşındığını tespit etti.
Bu paraların Lübnan’daki Hizbullah bağlantılı döviz bürolarına aktarılmak üzere gönderildiğini öne süren Kelly, “Bu, Chavistaların bundan haberdar olmamasıyla mümkün olamazdı,” dedi.
Eski bir ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Roger Noriega da 2012’de verdiği ifadede, Conviasa’nın Caracas’tan Şam ve Tahran’a düzenli uçuşlar yaparak “İran, Hizbullah ve bağlantılı uyuşturucu ağlarına personel, silah ve kaçak mal taşımak için gizli bir kanal sağladığını” söylemişti.
Binance davası
Hizbullah ile Venezuela arasındaki bağlara dair kanıtların büyük bölümü, Lübnanlı örgütün uluslararası bağlantılarına yönelik en kapsamlı ceza soruşturmalarından biri olan Project Cassandra dönemine dayanıyor. Ancak bu ilişkilerin, 2016’da sona eren soruşturmanın ardından da sürdüğü görülüyor.
Aralık ayında ABD’de kripto para borsası Binance’a karşı açılan bir davada, Venezuela merkezli ve Hizbullah bağlantılı altın kaçakçıları ile kara para aklayıcılarının on milyonlarca dolarlık kripto varlığı bu platform üzerinden taşıdığı iddia edildi. Binance ise uluslararası yaptırım mevzuatına tam uyum sağladığını belirterek suçlamaları reddetti.
Project Cassandra’ya dair bulgularından biri, üst düzey bir Hizbullah yetkilisi ile örgütle bağlantılı Medellín merkezli Lübnanlı uyuşturucu baronu Ayman Jomaa arasındaki ilişkilerdi. Jomaa, DEA’nın bugüne kadar gördüğü en büyük ve karmaşık uluslararası uyuşturucu ve kara para ağlarından birini yönetmekle suçlanmıştı.
Noriega’nın ifadesine göre Venezuela, Orta Doğu kökenli kişilere “binlerce telefon kimliği, pasaport ve vize” sağladı. Bu iddialar, eski ABD’li yetkililer ve bir istihbarat görevlisi tarafından da doğrulandı.
Maduro’nun yakın müttefiki olan ve ABD, Kanada ile AB tarafından yaptırıma tabi tutulan eski başkan yardımcısı Tareck El Aissami’nin bu pasaport ağında kilit rol oynadığı belirtiliyor. El Aissami, ABD’de yolsuzluk ve yaptırımları delme suçlamalarıyla da itham ediliyor.
Aynı dönemde, Venezuela’da Hizbullah savaşçılarının varlığına dair görüntüler de dikkat çekti. Kelly, DEA’nın 2010 civarında örgüt mensuplarının ülkede bulunduğuna dair güvenilir kanıtlar gördüğünü söyledi. “Margarita Adası’nda çatılarda uzun namlulu silahlarla şehir savaşı eğitimi yapan Hizbullah savaşçılarının fotoğraflarını gördük” dedi.
Margarita Adası
Vergisiz ticaret bölgesi olan Margarita Adası, büyük bir Lübnan diasporasına ev sahipliği yapıyor ve Hizbullah’ın mali faaliyetleri için önemli bir merkez olarak görülüyor. Başka bir eski ABD’li yetkili de aynı dönemde Venezuela’da askeri kamuflajlı Hizbullah mensuplarına dair kanıtlar gördüğünü söyledi.
Trump yönetimindeki bazı isimler bu faaliyetleri “eğitim kampları” olarak nitelese de, eski bir FBI ve Hazine Bakanlığı yetkilisi olan Hizbullah uzmanı Matthew Levitt bu tanımlamanın abartılı olduğunu belirtti. “Hizbullah’ın Venezuela’da çok derin bir geçmişi var.
Orada varlığını sürdürmek için eğitim kamplarına ihtiyacı yok” diye konuştu.
1980’lerin başında kurulan Hizbullah, zaman zaman Latin Amerika’daki geniş Lübnan diasporasına dayanarak, klan temelli ağlar üzerinden finansman sağladı ve yasa dışı faaliyetlerini gizledi. Bir istihbarat yetkilisine göre, Maduro’nun en güvendiği bazı isimler de bu klanlardan geliyordu.
Üs iddiasına dair kanıt yok
ABD Hazine Bakanlığı, 2008 yılında Şam ve Beyrut büyükelçiliklerinde görev yapan Venezuelalı diplomat Ghazi Nasr Al Din’i, “konumunu Hizbullah’a mali destek sağlamak için kullandığı” gerekçesiyle yaptırım listesine aldı. 2020 tarihli bir Atlantic Council raporu da Nasr Al Din ailesini, Maduro rejimi bürokrasisine “gömülü” ve Hizbullah’a koruma ile kaynak sağlayan üç yapıdan biri olarak tanımladı.
Trump yönetimi yetkilileri, somut kanıt sunmaksızın, Hizbullah’ın Venezuela’yı ABD’ye yönelik benzeri görülmemiş doğrudan saldırılar için bir üs olarak kullanmayı planladığını da ileri sürdü. Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin Cumhuriyetçi Başkanı Brian Mast, pazartesi gecesi Maduro’nun Hizbullah’a Venezuela’yı “ABD’ye karşı casusluk ve silahlı operasyonlar için üs olarak” kullandırdığını iddia etti.
Hizbullah’ın Venezuela bağlantıları sürüyor mu?
Buna karşın, Hizbullah’ın Venezuela bağlantılarının sürdüğüne dair işaretler var. Financial Times, aralık ayında Venezuela merkezli bazı kripto hesaplarının, daha sonra Hizbullah, Yemen’deki İran destekli Husiler ve Suriye’de Esad rejimiyle bağlantılı bir şirket adına yasa dışı para transferi yapmakla suçlanan Tawfiq Al-Law’a bağlanan dijital cüzdanlarla işlem yaptığını ortaya koydu. Binance bu iddiaları da reddetti.
Rubio’nun açıklamalarının, İsrail saldırılarıyla zayıflamış durumdaki Hizbullah tarafından, örgütün Venezuela’daki faaliyetlerine yönelik açık bir tehdit olarak algılandığı belirtiliyor. Ancak Levitt’e göre tablo hâlâ belirsiz:
“Maduro’nun rejimi hâlâ ayakta. Görünüşe bakılırsa Hizbullah’la işbirliği yapmış olan sistem de yerli yerinde duruyor. Belki bakan benim bilmediğim bir şey biliyordur; ama dışarıdan bakıldığında ABD’nin yaptıklarının Hizbullah ve İran açısından Venezuela’da nasıl bir gerilemeye yol açacağı bana hiç net görünmüyor.”
