Ekonomim | TÜSİAD Başkanı Diren’den ‘Made in Europe’ uyarısı: Avrupa’dan dışlanırsak üretim ve yatırım gider

IMG_1148

TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Türkiye’nin en önemli ticari ortağı Avrupa’nın gündemindeki Made in EU ile ilgili “Türkiye bu yapının dışında kalırsa pazar payı kaybedebilir; yatırımlar ve üretim zincirleri ülkemizden uzaklaşabilir” uyarısında bulundu

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin (AB) yeni sanayi politikası kapsamında gündeme gelen Made in EU düzenlemesinin dışında kalmasının pazar payı, yatırım ve üretim zincirleri açısından risk oluşturduğunu söyledi. Türkiye’nin Avrupa sanayisiyle 30 yıllık Gümrük Birliği ilişkisine dikkat çeken Diren, “Bir istisna değil, Gümrük Birliği’nin tutarlı biçimde tanınmasını istiyoruz” dedi. Fon soruşturmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Diren, yatırımcı ödemelerinin hızlandırılması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini belirtti.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, Nefes’ten Şehriban Kıraç’ın sorularını yanıtladı. Sorular ve yanıtlardan öne çıkanlar şöyle:
Son günlerde başta otomotiv olmak üzere Türkiye’nin Made in EU kapsamı dışında bırakılacağı konuşuluyor. Siz AB süreci ve

Made in EU sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Made in EU tartışması, otomotiv ve bugünkü ihracatımızın yanı sıra çelik, alüminyum, çimento, batarya ve yenilenebilir enerji teknolojileri gibi birçok alanda Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki geleceğini ve ülkemize yapılacak sanayi yatırımlarını ilgilendiriyor.

Türkiye’nin Avrupa ile bütünleşmesinin üç tamamlayıcı boyutu var: AB’ye tam üyelik uzun vadeli siyasi ve stratejik yönelimimizdir. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, mevcut sorunların giderilmesi ve kapsamın dijital ticaret, hizmetler, tarım ve kamu alımlarına genişletilmesidir. Geçen yıl Türkiye ile AB arasındaki dış ticaret yaklaşık 217 milyar Euro’ya ulaşırken dengeli bir görünüm sergiledi. Gümrük Birliği’nin doğru bir çerçeveyle modernizasyonu bu hacmi iki katına çıkarabilecek bir potansiyel taşıyor. Made in EU yaklaşımı ve Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı ise bugünün acil rekabetçilik meselesidir.

Türkiye bu yapının dışında kalırsa pazar payı kaybedebilir; yatırımlar ve üretim zincirleri ülkemizden uzaklaşabilir. Bu nedenle üyelik perspektifini korurken Gümrük Birliği’ni modernize etmeli ve Türkiye’nin yeni Avrupa sanayi politikası araçlarının dışında kalmasını önlemeliyiz.

Avrupa’nın sanayi kapasitesini ve ekonomik güvenliğini güçlendirme ihtiyacını anlıyoruz ancak Türkiye’yi dışlayan bir uygulamayı desteklemiyoruz. Türkiye 30 yıldır Gümrük Birliği içinde Avrupa sanayi ekosistemiyle ortak üretim yapıyor.

Dışlanmamız Türk sanayisinin yanı sıra Türkiye’deki Avrupa şirketlerine ve Avrupa’nın maliyet, tedarik güvenliği ve rekabetçilik hedeflerine de zarar verir. Bir istisna değil, Gümrük Birliği’nin tutarlı biçimde tanınmasını, Türkiye’de üretilen malların karşılıklılık ve dolanmayı önleme şartlarıyla AB ürünleriyle eşdeğer değerlendirilmesini istiyoruz.

Burada hem Türkiye hem Avrupa hangi adımları atmalı?

Türkiye’nin Avrupa sanayisiyle bütünleşmesinin korunması gerektiği yönündeki görüşümüz Avrupa iş dünyasında da karşılık buluyor. BusinessEurope, AB–Türkiye Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu öncesinde ilgili AB makamlarına ilettiği mektupta, Gümrük Birliği ortaklarının kamu alımlarında karşılıklılık koşuluyla AB menşeli ürünlerle eşdeğer değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Ticaret Bakanlığımızın ve iş dünyası örgütlerimizin çalışmaları güçlü bir zemin oluşturdu. Gelinen aşamada mesele teknik bir ticaret müzakeresinin ötesine geçmiştir. Bundan sonra konunun en üst düzeyde siyasi irade tarafından sahiplenilmesine ve Türkiye’nin diplomatik ağırlığının AB kurumları ile üye ülkeler nezdinde eşgüdüm içinde kullanılmasına ihtiyaç var. Farklı üye ülkelerin desteğini güçlendirmeli, alternatif müzakere pozisyonlarımızı şimdiden hazırlamalı; siyasi partiler, iş dünyası ve sivil toplum ortak bir Türkiye yaklaşımı etrafında hareket etmeli. Çünkü burada belirli sektörlerin ötesinde üretim kapasitemizi, istihdamımızı ve Avrupa değer zincirlerindeki geleceğimizi koruyoruz.

Türkiye’nin kapsam dışında kalma ihtimaline karşı da etki analizi ve B planı hazırlamalıyız. İhracat, yatırım, üretim ve istihdam kayıpları başta otomotiv olmak üzere sektör, ürün ve değer zinciri bazında ölçülmeli; farklı senaryolarda uygulanacak politika araçları belirlenmeli. TBMM’de kamu alımlarında AB ile karşılıklılığa imkân tanıyan düzenlemenin kabul edilmesi önemli bir adımdır. Kamu alımlarında AB ile karşılıklılığı sağlayacak hukuki zemin de hızla tamamlanmalı.

Türkiye, ihtiyaç duyulduğunda hatırlanacak bir komşunun ötesinde Avrupa’nın ekonomik ve siyasi geleceğinin parçasıdır. Bu meseleyi günlük siyasi ayrışmaların üzerinde, ortak bir millî ekonomik çıkar olarak ele almalıyız. Türkiye’nin Avrupa sanayisindeki konumunu korumak her iki tarafın da ortak çıkarıdır.

Türkiye’nin son 1.5 aydır gündeminde fon krizi var. Bu sürecin daha az tahribat yaratması için neler önerirsiniz?

Sermaye piyasalarının temeli güvendir. Son gelişmeler, uzun yıllar içinde oluşan yatırımcı güveni bakımından dikkatle ve hızla yönetilmesi gereken bir tablo ortaya çıkardı.

Yatırımcıların ödemelerinin hızlandırılması, sorumluların hukuk önünde hesap vermesi ve benzer sorunların tekrarını önleyecek kurumsal tedbirler birlikte ele alınmalıdır. Bu konuda açıklanan tedbirler ve başlatılan çalışmalar bulunuyor.

Bu tip sorunların tekrar ortaya çıkmasını önleyecek kurumsal yapıyı güçlendirmeliyiz. Düzenleyici kurumların gözetim ve uygulama kapasitesini artırmalı, kurumlar arası koordinasyonu güçlendirmeliyiz. Güvenilir ve derin sermaye piyasaları, yatırımcının korunmasının yanı sıra Türkiye’nin bölgesel finans merkezi olma hedefi için de vazgeçilmezdir.

Exit mobile version