Ekonomim | Ömer Koç: “Avrupa’nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmadı”

IMG_9132

Ekonomim’den Merve Yiğitcan’ın haberine göre; Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Gazze’de insanlık trajedisine dönüşen soykırımın uluslararası hukukun ve uluslararası kurumların düştüğü aczi gözler önüne serdiğine dikkat çekerek, “ABD, İngiltere ve AB’nin İsrail’i koşulsuz olarak desteklemesi, Batı’nın yüzyıllardır savunduğu hukukun narsistçe yorumlanmasını mümkün kıldı. Maalesef artık Avrupa’nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır ve bunun da hepimizi etkileyen çok vahim neticeleri olacaktır” dedi.

Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) tarafından düzenlenen 27. TÜRKONFED İş Dünyası Zirvesi, “Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık” temasıyla Elazığ’da başladı.

Zirvenin ilk günkü etkinliğinde onur konuşmacısı olarak yer alan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, burada yaptığı açılış konuşmasında güncel jeopolitik ve ekonomik görünüme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına tarihi kırılmaların yaşandığı bir dönemden geçildiğini vurgulayarak başlayan Koç, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan, kurallara dayandırılan düzenin; büyük ölçüde ABD tarafından ciddi şekilde yıpratıldığını ifade etti.

“İş yapmaya alıştığımız küresel nizam değişiyor; rehber sayılan uluslararası kurumlar ve kurallar aşınıyor” diyen Koç, “Daha düne kadar küresel ekonomiye ilişkin kanıksadığımız kabullerimiz vardı. Lakin dünün kabulleri bugünün dünyasını anlamakta artık yetersiz kalıyor. Bugün devletlerin kural-kaide tanımadan, münferit çıkarları uğruna dünyayı kolayca ateşe atabildiğini görüyoruz. Bilgiye ve teknolojiye erişim artarken, beklentilerinin aksine insanlığın akıl ve uzlaşı yolundan uzaklaşmaya başladığına tanıklık ediyoruz” dedi.

Sınırların cebren değişebildiği bir dönem…

Konuşmasında Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sınırların yeniden cebren değişebildiği bir dönemi gösterdiğini anlatan Koç, Gazze’deki soykırımı ilişkin de kritik değerlendirmelerde bulundu.

Gazze’de yaşanan soykırımın insanlık trajedisine dönüştüğüne; uluslararası hukukun ve uluslararası kurumların düştüğü aczi de gözler önüne serdiğine dikkat çeken Koç, “ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği’nin İsrail’i koşulsuz olarak desteklemesi, Batı’nın yüzkarası olan bu hunhar soykırımı mümkün kıldı. Maalesef artık Avrupa’nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır ve bunun da hepimizi etkileyen çok vahim neticeleri olacaktır” diye konuştu.

Türkiye bu denklemde merkezi konumda

Küresel ekonomide teknoloji ve yeşil dönüşüm ekseninde gelişmeleri paylaşan Koç, bu çerçevede önümüzdeki dönemin Türkiye için sunduğu fırsatları ve beraberinde getireceği sorumlulukları da değerlendirdi.

Ticaret koridorları, üretim üsleri ve lojistik ağının küresel rekabetin temel unsurları haline geldiğini dile getiren Koç, “Ülkemiz de bu denklemde merkezi bir konumdadır. Dolayısıyla coğrafi konumumuzun sunduğu fırsatlardan azami düzeyde istifade etmemiz gerekir. Türkiye sanayisi, pek çok bölgesel rakibinden daha güçlü ve çeşitli bir üretim altyapısına sahiptir. Hizmet sektöründe turizm gibi geleneksel alanlara ilave olarak teknoloji girişimciliği gibi yüksek katma değerli alanlarda da başarılı örnekler ortaya çıkarabilmektedir. Bankacılık ve finans sektörü de Türkiye ekonomisinin önemli dayanaklarından biridir” diye konuştu.

Avrupa’nın geride kalması bizi de etkiliyor

“Potansiyelimizin en gerisinde olsak da geleceğe umutla bakmamızı sağlayan bu dinamik yapının gelişmesinde Avrupa ile kurduğumuz güçlü iktisadi bağların büyük payı vardır” diyen Koç, şöyle devam etti:

“Bugün mal ticaretimizin yüzde 40’ı, hizmet ticaretimizin yüzde 30’undan fazlası Avrupa Birliği ile gerçekleşmektedir. Avrupa’nın Amerika ve Çin karşısındaki gerilemesi, bizi de kaçınılmaz olarak olumsuz etkilemektedir. Avrupa Birliği’nin bazı politikaları, Türkiye’yi kendi ekonomik ve stratejik parçası olarak görmekten ziyade dış ortak olarak konumlandırma eğilimini güçlendiriyor. Bu durumun kalıcı hale gelme ihtimali Türkiye için çok büyük bir risk taşımaktadır.

Bu çerçevede Avrupa ile sıkı bağlarımızı korurken, değişen dünyada ekonomik ilişkilerimizi Avrupa dışında da çeşitlendirmemiz ve yeni hareket sahaları oluşturmamız şarttır. Yakın coğrafyamızda Avrupa’nın yerini kısa vadede doldurabilecek güçlü ve istikrarlı bir alternatif gözükmese de çok kutuplu dünya fazla sayıda fırsatlar sunuyor. Orta Doğu, Kafkasya, Orta Asya ve Afrika ile geliştireceğimiz iktisadi ilişkiler, farklı ekonomik merkezlerle iş birliğimiz imkanını yaratıyor. Bu ilişkilerin geliştirilmesine ve ilerlemesine yardımcı olarak atılan diplomatik adımları da memnuniyetle izliyoruz.”

Kalıcı istikrarın ön koşulu hukukun üstünlüğü

Konuşmasında ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine ilişkin de görüşlerini bildiren Koç, “Ülkemizde terör belasının sona erdirilmesine yönelik gayretleri de büyük umutla takip ediyoruz. Bu süreçler, ülke içinde birliğin pekişmesine, bütün olarak Türkiye’nin ama özellikle Doğu ve Güneydoğumuzun iktisadi potansiyelini büyük ölçüde artıracaktır” ifadelerini kullandı.

Ekonomik dayanıklılığın bugün bunun hangi şartlarda mümkün olabileceğinin de değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kalıcı istikrarın ön koşulu; kurum ve kurallarıyla eksiksiz çalışan bir demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün hakim olmasıdır. Cumhuriyetimize ve milletimize yakışan da budur. Sağlam bir hukuki çerçeve içinde adalet kesintisiz, tefrik edilmeksizin işleyeceğine güven duyulan, sürdürülebilir bir ekonomik kalkınmanın temel koşuludur. Böyle bir öngörülebilirlik; şirketlerin uzun vadeli yatırım kararları alabilmesi, ekonominin dış şoklara karşı mukavemet kazanması için elzemdir.”

Bu ortam sanayimiz açısından büyük bir dezavantaj

Yüksek enflasyon gündemine ilişkin de açıklamalarda bulunan Koç, “Enflasyon maalesef halen çok yüksek seyrediyor. Finansman maliyetleri de reel sektör üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Bu ortam sanayimiz açısından büyük bir dezavantaj yaratıyor. Nitekim üçüncü ülkelerde stratejik sektörler yalnız jeopolitik avantajlılıktan değil, ucuz kredi gibi desteklerle de önemli ölçüde destekleniyor. Dolayısıyla fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesi, finansman maliyetlerinin yatırımı destekleyecek seviyelere inmesi rekabet gücümüz açısından hayati önem taşıyor” dedi.

İhracatta da rekabet şartlarının ağırlaştığının altını çizen Koç, “Dünya, Çin’in ölçeği ve maliyet avantajı karşısında zorlanırken, Türk lirasının son dönemde reel olarak değer kazanması ihracatçımızın üzerindeki baskıyı artırmıştır. Uzun vadede bu baskıyı aşmanın yolu; derinliği ve katma değeri artıran rekabet gücümüzü daha sağlam bir zemine taşımaktan geçiyor. Fakat üretim yapısındaki böyle köklü bir dönüşüm uzun yıllar alacaktır. Dolayısıyla bu geçişi, mevcut sanayi altyapımızı ve istihdamımızı gözeten bir anlayışla yönetmek mecburiyetindeyiz. Bütün bu dönüşümleri destekleyecek yapısal reformları artırmak, makroekonomik dengelerde kademeli bir denge kurabilmek için şarttır” diye konuştu.

Yüksek teknolojili ihracatta hala gerideyiz

Türkiye’nin imalat sanayinin yüksek katma değerli üretim istikametinde ilerleme kaydetse de henüz istenen yerde olmadığının altını çizen Koç, şu ifadeleri kullandı:

“Yüksek teknoloji üreten imalat sanayi ihracatı içindeki payı OECD üyesi ülkelerde yüzde 16 civarındayken, ülkemizde maalesef yüzde 3-4 seviyesindedir. Tek başına bu örnek bile kat etmemiz gereken mesafeyi işaret etmektedir. Sadece üreten değil; teknoloji geliştiren, tasarım yapan ve fikri mülkiyetin sahibi olan bir yapı kurmak mecburiyetindedir. Bu yapıyı mümkün kılacak en önemli unsur ise insan sermayemizdir. Ülkemizin önünde önemli bir fırsat penceresi durmaktadır. En büyük sorumluluğumuz, sahip olduğumuz bu potansiyelin hızla hayata geçirilmesidir.”

Laik Cumhuriyet değerleri rehber olmaya devam etmeli

Sözlerine “Laik Cumhuriyetin değerleri bize bu yolda rehber olmaya devam etmelidir” diyerek devam eden Koç, “Dünyaya örnek olan bir bağımsızlık mücadelesine liderlik eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk, milletimizin kaderini emsalsiz ferasetiyle yeniden yazmış ve laik Cumhuriyeti bir medeniyet ve aydınlanma projesi olarak inşa etmiştir.

Cumhuriyetimiz demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, fırsat eşitliğinin ve özgür yurttaşlık bilincinin en büyük teminatıdır. Bilime, eğitime, nitelikli insan yetiştirmeye yapacağımız yatırım en stratejik yatırımdır. Bu anlayışla çağdaş, demokratik ve laik bir Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalarak hep daha iyisini başarma azmiyle çalışmamızı sürdürmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Exit mobile version