İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil sosyolojik bir sanayi riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. İş dünyasında sanayicilere artık “Hala neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusunun yöneltildiğini belirten Bahçıvan, gençlerin de üretim yerine masa başı işleri tercih ettiğini vurgulayarak, erken sanayisizleşme tehlikesine dikkat çekti.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin temmuz ayı olağan toplantısı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” ana gündemi gerçekleştirildi. Meclis toplantısında moderetörlüğünü TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın üstlendiği panelde TİM Başkanı Mustafa Gültepe, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, DEİK Türkiye- Avustralya İş Konseyi Başkanı ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Üyesi Steven Young ve TTC Danışmanlık Kurucu Ortağı Tankut Turnaoğlu konuk olarak gündeme yönelik değerlendirmelerini paylaştı. Toplantının açılışında konuşan İSO Başkanı Erdal bahçıvan, sanayinin yalnızca ekonomik göstergeler üzerinden değil, toplumdaki algı değişimi nedeniyle de ciddi bir kırılma yaşadığını söyledi. Bugün gelinen noktada en çarpıcı göstergenin, iş dünyasında sanayicilere yöneltilen “Hala neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusu olduğunu dile getiren Bahçıvan, bu sorunun basit bir sohbet konusu olmadığını, Türkiye’de üretime bakışın köklü biçimde değiştiğini gösteren önemli bir işaret olduğunu belirtti.
Sanayi artık riskli ve yorucu
Bir dönem fabrika kurmanın, üretim yapmanın ve istihdam oluşturmanın başarı hikayesi olarak görüldüğünü hatırlatan Bahçıvan, bugün ise sanayinin yüksek riskli, yorucu ve geleceği belirsiz bir faaliyet olarak algılanmaya başladığını söyledi. Bu algı değişiminin ekonomik göstergeler kadar önemli olduğuna işaret eden Bahçıvan, üretim kültürünün zayıflamasının Türkiye’nin geleceği açısından ciddi risk oluşturduğunu ifade etti.
Türkiye sanayileşmesini tamamlayamadı
Bahçıvan, Türkiye’nin gelişmiş ülkelerden farklı bir süreç yaşadığını belirterek, sanayinin ekonomideki ağırlığını kaybetmesinin doğal bir dönüşümün sonucu olmadığını söyledi. Gelişmiş ülkelerin yüksek teknolojiye dayalı sanayi sonrasına geçerken Türkiye’nin geleneksel sektörlerde güç kaybettiğini ifade eden Bahçıvan, ülkenin klasik sanayileşmesini tamamlamadan hizmet sektörü ağırlıklı bir ekonomik yapıya yöneldiğini dile getirdi. Bunun doğru bir gelişme olmadığını vurgulayan Bahçıvan, toplumların ancak üreterek ayakta kalabileceğini söyledi.
Gençler sanayide gelecek görmüyor
Sanayide yaşanan dönüşümün yalnızca fabrikaları değil, çalışma hayatını da etkilediğini belirten Bahçıvan, genç kuşakların üretim sektöründen giderek uzaklaştığını söyledi. Gençlerin uzun vadeli kariyerlerini sanayide kurmak istemediğini belirten Bahçıvan, daha esnek çalışma imkâanı sunan ve daha hızlı gelir sağlayan alanların tercih edildiğini ifade etti. Ailelerin de çocuklarını geçmişte olduğu gibi üretimin içinde yetişmeye değil, masa başı olarak gördükleri mesleklere yönlendirdiğini kaydeden Bahçıvan, ustalık, operatörlük ve teknik kariyerlerin eski cazibesini kaybettiğini dile getirdi.
Kaybolan üretim, getirmek kolay değil
Bahçıvan, sanayinin yalnızca büyük fabrikalardan ibaret olmadığını, binlerce KOBİ, tedarikçi, mühendis, teknisyen ve ustadan oluşan büyük bir ekosistem olduğunu söyledi. Bu yapının zayıflaması halinde sadece fabrikaların kapanmayacağını belirten Bahçıvan, bilgi birikimi, mesleki kültür ve üretim kabiliyetinin de aşınacağını ifade etti. Teknolojinin ve makinenin satın alınabileceğini ancak üretim kültürünü benimsemiş insan kaynağının kısa sürede yeniden oluşturulamayacağını belirten Bahçıvan, bu nedenle erken sanayisizleşmenin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyolojik bir mesele olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.
150’den fazla sanayi şirketi zarar açıkladı
Bahçıvan, sanayide yaşanan sıkışmanın şirket bilançolarına da yansıdığını söyledi. Geçen ay açıklanan İSO 500 ve bu hafta yayımlanan İSO İkinci 500 araştırmalarına dikkat çeken Bahçıvan, 2025 yılında her iki listede de 150’yi aşkın şirketin zarar açıkladığını belirtti. Faaliyet kârlılığının son on yıl ortalamasının yaklaşık üç puan altında kaldığını ifade eden Bahçıvan, sanayicilerin artan finansman yükü altında ezildiğini söyledi.
Karın yüzde 90’ı finansmana gidiyor
Konuşmasında finansman maliyetlerine de dikkat çeken Bahçıvan, İSO 500 şirketlerinde faaliyet karından finansmana ayrılan payın yüzde 85’e, İSO İkinci 500’de ise yüzde 87’ye ulaştığını açıkladı. Başka bir ifadeyle sanayinin en büyük kuruluşlarının ana faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın neredeyse yüzde 90’ını finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığını belirten Bahçıvan, yüksek enflasyon, finansmana erişim güçlüğü, yüksek maliyetler ve Türk lirasındaki reel değerlenmenin rekabet gücünü zayıflattığını söyledi. Bu koşullar altında sanayicilerin “Bu şartlar daha ne kadar sürecek, böyle bir ortamda nasıl ayakta kalacağız?” sorusunu sormaya başladığını ifade etti.
Sorun emek yoğun sektörlerle sınırlı değil
Bahçıvan, zayıf talep, finansman sorunu ve maliyet baskısının ilk etapta emek yoğun sektörleri vurduğunu ancak artık etkinin daha yüksek teknoloji grubundaki ihracatçı sektörlere de yayılmaya başladığını söyledi. Türkiye’nin uzun yıllar içinde büyük çabalarla oluşturduğu sanayi birikiminin risk altında olduğunu belirten Bahçıvan, yapay zekâ ve yüksek teknoloji yatırımlarının hızlandığı yeni dönemde kapsamlı ve uzun vadeli bir sanayi politikasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Bu nedenle mevcut ekonomi programının sanayinin üretim kapasitesini koruyacak, kırılganlıklarını azaltacak ve teknolojik dönüşümünü hızlandıracak bütüncül bir yol haritasıyla desteklenmesi gerektiğini söyleyen Bahçıvan, Türkiye’nin erken sanayisizleşme riskinden ancak yüksek katma değerli üretime geçişi hızlandırarak kurtulabileceğini dile getirdi.
Gültepe: Makroekonomik politikalar bizi rekabette geriye düşürdü
TİM Başkanı Mustafa Gültepe, panelde Çin ile mücadelenin nasıl yapılacağı konusundaki soruya, Türkiye’nin Uzakdoğulu firmalar ile geçmişte de mücadele etiğini belirterek, “Çin’in yapısı iyi bir şekilde incelemek lazım. Türkiye son 3 yılda erken sanayisizleşme konusunda sıkıntı yaşıyor. Her sektörün farklı rakipleri var. Biz geçmişte oyunda idik. Önde idik hatta. Türkiye ihracatını 276 milyar doların üzerine çıkardı. Bunu Türk sanayicisi yaptı. Çin yarın da rakibimiz olacak.
Ancak makroekonomik politikalar onlarla rekabette bizi geriye düşürdü. 20 sene önce küresel üretimden Çin’in aldığı pay yüzde 5 idi. Bugün bu oran yüzde 35’in üzerinde. Bir şeyleri demek ki iyi planlamışlar. İhracattan aldığı pay yüzde 14 seviyesine çıktı. Artan talebi iyi kulandı ve bu noktaya geldi. Altyapıyı da ona göre değiştirdi. Bizlerin zor durumda kalmamızın tek noktası rekabetçiliği koruyamamamız. Bunu koruyabilseydik dünya ihracat ve üretiminden aldığımız pay artardı. Ancak geriliyor. Dünya üretiminden aldığımız pay yüzde 0,6’den 1,2’ye çıktı şimdi 0,9’a indi. Herkes yukarı doğru giderken biz aşağı doğru inmeye başladık. Hindistan 1,3’ten yüzde 3’e çıktı. Vietnam yükseldi. Bu ülkeler ne yapmış iyi incelemek lazım. Biz üretici ve ihracatçı olarak onlarla rekabet edebileceğimize inanıyorum ama gerekli rekabet şartlarının ortaya konması lazım” dedi.
Özdemir: Plansız bir sanayileşme problemi var
MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir ise finansmana erişim ve finansman maliyetlerini herkesin eleştirdiğini ve bunun bilinmeyen bir durum olmadığını söyledi. 2008-2010 döneminde tüm dünyayı etkileyen mortgage krizini hatırlatarak o dönem tüm merkez bankalarının ülkeler batmasın diye bedava para pompaladığını dile getiren Özdemir, “Kendimize bu soruyu sormalıyız. Acaba biz o gün elde ettiğimiz finansman ile fabrikaların sayısını 1’den 2’ye 4’e mi çıkardık yoksa başka şeyler için mi kullandık” diye konuştu. İkinci olarak plansız bir sanayileşme problemi olduğunu anlatan Özdemir, şöyle devam etti: “Ancak bu sanayicinin sorunu değil. Biz MÜSİAD olarak 6 aydır atıl kapasite üzerine çalışıyoruz. Ülkemizde zamanında kurulan ancak vasfını planını yitirmiş ciddi tesisler var. Sanayiciler ile konuşuyorum.
Bu fabrikalarda görüyorum ki fabrikalar ya anlamsız büyüklükte inşa edilmiş ya da söz konusu talep ortadan kalkmış. Plansız sanayileşme var. Bu da atıl kapasite oluşturdu. Örneğin ülkemizde 1 milyon ton pirinç tüketimi var ve 1 milyon 100 bin ton da pirinç üretiliyor. Bu gayet dengeli. Ancak pirin ileme kapasitesi 5 milyon ton. Onlarca farklı sektörde bu var. ihtiyacımız 1 iken 3-4 katı sanayileşmeye yönelik yapılanma oluşmuş.” bu konuda yapılması gerekenler konusunda ise Özdemir, “Devlet eli ile söz konusu tesisleri farklı alanlarda büyük tesislerinin alt tedarikçisi haline getirilmeli. 2022’de MÜSİAD üyesi 6 tane savunma sanayi şirketi vardı. Bugün 106’ya çıktı bu rakam. Bunun temel sebebi genel ekosistem. Sistem o alana sevk ediyor. İstihdamda 160 bin kişi sanayiden hizmete geçmiş. Bu da erken sanayisizleşmenin bir göstergesi. Bizim mutlak suretle sanayi alanında çalışan ile hizmet sektöründe çalışanlar arasındaki konfor farkını kapatmamız lazım” diye konuştu.
